Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        - Ülkenin daha Genelkurmay ve Başbakanlık binası bile yapılmadan, 1928 yılında Umumi Hıfzısıhha Kurumu'nun inşaatına başlandı ve bir yasa ile kuruluşu yapıldı.

        - 1931 yılında, ağız yoluyla uygulanan BCG aşısı üretimine başlandı.

        - 1932 yılında serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, serum ithalatı durduruldu.

        - 1933 yılında Semple metodu ile kuduz aşısı üretimi ele alındı.

        - 1934 yılında çiçek aşısı üretimi, ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye geldi.

        - 1935 yılında farmakoloji şubesi kurularak, yerli ve yabancı ilaçların diğer hayati maddelerin denetimine geçildi.

        - 1936’da hıfzıssıhha okulu açıldı.

        - 1937’de kuduz serumu üretildi.

        - 1938'de Çin’e kolera aşısı gönderildi.

        - Kurtuluş Savaşı’na katılan askerlerin yüzde 40’ı sıtmalıydı.

        - 3 milyonu (nüfusun yaklaşık dörtte biri) trahomluydu.

        - Bildirilmesi zorunlu hastalıklardan dolayı gerçekleşen ölümlerin beş katı kadar veremli hasta vardı.

        - Frengi de toplumda çok yaygındı.

        - 1940’lı yıllarda bu dört hastalık da denetim altına alındı ve insan hayatı açısından tehlikeli olmaktan çıkarıldı.

        - Toplamda 17 farklı tip aşı üretilip, 35 farklı formül yapıldı.

        - Kurum tarafından üretilen serumlar ve aşılar, dünyanın dört bir yanına yollandı.

        - Türkiye bir anda bilime dayanarak tüm dünyada saygın bir yere kavuşuyordu.

        *

        İşte, Atatürk Türkiyesi'nin başardıklarının ne kadar büyük olduğunu gösteren en önemli örneklerden biridir Hıfzısıhha'nın kuruluşu ve yaptıkları..

        Bu kurum, 17 Mayıs 1928’de kuruldu. Kurucusu Atatürk’ün yakın arkadaşı Dr. Refik Saydam’dı. Atatürk ve arkadaşları, halk sağlığı ve koruyucu hekimlik üzerinde ciddiyetle duruyorlardı. Bilime verilen önem, büyük başarıları da beraberinde getirdi. Yukarıda yazdıklarım, sadece 1940 yılına kadar sağlanan dünya çapındaki gelişmelerdi. Sonrasında daha nice sağlık projelerine imzalar atıldı.

        *

        Fakat biz kalktık ne yaptık?

        Gözümüz gibi korumamız gereken bu özel kurumumuzu, 2011 yılında sorgusuz sualsiz kapattık. Kendi ürettiğimiz aşıları dışarıdan ithal etmeye başladık. Küreselleşme adı altında tüm bilgi birikimimizi kendi elimizle yok ettik. Aşı geliştirme konusunda çok köklü bir geçmişimiz varken, veba, çiçek, tifüs gibi tüm aşıları üretirken, bugün aşı ithalatı için yılda 13 milyon dolar harcamak zorunda bırakıldık. Şimdi dünyanın bir köşesinde covid-19 aşısı geliştirilse de alsak diye bekliyoruz.

        Bu duruma, pek çok kişi gibi CHP İzmir Milletvekili Bedri Serter de isyan ediyor haklı olarak.. Hıfzısıhha'nın yeniden hayata döndürülmesi için çağrılar yapıyor.

        Bugün tam teşekküllü ve tüm aşıları üretebilen bir tesisin 40 milyon dolara kurulabildiğine dikkat çeken Serter, 3 yıllık ithal aşıya verdiğimiz parayla Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü tekrar aşı üretebilir hale getirebileceğimizi söylüyor.

        *

        Serter'in çağrısına tüm kalbimle katılıyorum. Son yıllarda kapatılan Cumhuriyet kuruluşu kurumların, enstitülerin ve fabrikaların bugün ne kadar önemli, ne kadar değerli olduklarını yaşayarak daha iyi görüyoruz. Onları hiç vakit kaybetmeden yeniden ayağa kaldırmalıyız. Kapatarak büyük hatalar yaptık, bari daha fazla zarar görmeden yanlışlardan dönelim.

        Diğer Yazılar