Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gökhan Arsoy'dan özür dilerim, "Göksel Arsoy'un oğlu" olmasının dışında bir

        vasfı gelmedi aklıma.

        Ha bir de yıllar öncesinden "nikâha

        birkaç saat kala evlilikten vazgeçen biri" olarak hatırlıyorum kendisini.

        Oyuncuymuş galiba. Fakat hobi olarak ara sıra yapıyor herhalde bu işi ki pat diye söyleyivereceğim bir filmi yok hafızamda.

        Ama belki de bu konuda ya da başka dallarda bir sürü başarısı vardır, bunları bilmemek benim ayıbım elbet.

        Uzatmayayım, aşk yaşadıklarını duyunca, (bakın tekrar altını çiziyorum benim ayıbım yüzünden), "kız tarafı"ndan baktım ilişkiye ve "ne alaka" diye düşündüm.

        Ama sadece bir an sürdü. Önyargıydı benimki ve düpedüz saçmalıyordum.

        O sırada benim gibi saçmalayan biri daha varmış meğer. Göksel Arsoy.

        Fakat onun yargısı "son ve mutlak yargı" gibi gözüküyor. Ve de pek demode.

        Nedir?

        1. Gelin dediğin "taze et" olmalıdır!

        2. Kızlık zarı yerinde durmalıdır!

        Gerçi "zar" denilen şey artık "tedavülden kalktı".

        Hatta kız çocukları tekâmüle uğradı, doğuştan zarları yok, o ayrı.

        3. O halde hiç olmazsa dul olmamalıdır gelin!

        4. En önemlisi de "bilmemkimlerin kızı" olmalıdır! Açıkça böyle söylemiyor elbet ama çoğu erkek ana-

        babası gibi için için böyle düşündüğünden eminim. Yoksa nesini beğenmesin Taylan Kümeli'nin? Anne babası olarak böyle bir evlilik kararından haberi yokmuş.

        Babası, "çocuk" 40 yaşında! Sizin "veli" olduğunuz yıllar çok geride kaldı. Ne diyeyim başka... Zamanında "Kaynana Semra"yı pek takdir etmişsiniz belli ki!

        Not: Yazıyı gazeteye yollayacağım sırada Göksel Arsoy'un bir gün öncekinin tersine, "Gökhan 40 yaşında bir adam. Kendi hayatıdır, kendi kararlarını yine kendisi verecektir" dediğini okudum.

        Görüyorsunuz sevgili okurlar, bizim işimiz çok zor; insanlar fırıl fırıl!

        Ama bu dönmeler, lafı değiştirmeler, akla mantığa gelmeler, "ele güne karşı" durumu kurtarmak için yapılır genellikle. "Kapalı kapılar ardında" fırtınalar kopmaya devam eder.

        Teknoloji çok ilerledi

        "1080 p çözünürlüğün dışında SlO'un 5 MP kalitesinde fotoğraf çekebilen CMOS sensörü..."

        "SlO'un içine önceden yüklenmiş Arc Soft yazılımını kullanarak..."

        "HD video kaydedip, bu kaydı HDMİ arabirimi üzerinden aktarabiliyor."

        Ne yalan söyleyeyim, biri bana bunlar ne diyor diye sorsa, tek kelimesini tekrarlayamam.

        Durumu "Teknoloji çok ilerledi" diye özetleyebilirim ancak.

        Oysa bunları anlatanlar, yazanlar, bilenler, bulanlar "ba-ba-ba" diyerek konuşmayı sökerken, ben şu gün bildiklerimin dörtte üçünü öğrenmiş bulunuyordum büyük ihtimalle.

        Hangi aralık benim anlamadığım dili konuşmaya başladı bu çocuklar?

        Ben o sırada ne yapıyordum? Gökyüzünde seyrine dalınacak yıldız arıyordum mutlaka.

        Yahut bir karıncayı takip ediyordum. Kendinden büyük ekmek kırıntısını düşe kalka taşımasına hayranlık duyarak.

        Bu ikisi fena değil de şimdi kim olduğunu, ne dediğini bile hatırlamadığım bir siyasi lidere kulak vermiş de olabilirim o sırada.

        Hay bin kunduz!

        MIŞ/MUŞ

        ■ Erdoğan "Genel af yok" demiş.

        Milletin korkusu genel değil "özel af" zaten!

        M Sigara yasağının mimarı Cevdet Erdöl, "Erkek kahve yerine evine gidip eşini memnun edecek" demiş.

        Temiz hava bol çocuk!

        ■ Anaokulu ücretleri üniversiteyi sollamış. Adam olacak çocuk babasının cüzdanından

        Diğer Yazılar