Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “BÜYÜK aşk”lardan korkarım ben.

        “Büyülü ilişki”lerden...

        “Ruh ikizi” çiftlerden...

        Bakarsınız gayet “dandik” bir şekilde tez günde bitiverir aşkları. Mesela, erkek “adi bir vaka” olarak gider aldatır kadını. Aşkı “küçük” insanlar gibi! Aşklarını “Birbirimizi gördüğümüz an deprem oldu sanki” gibi cümlelerle anlatanların üç vakte kadar başka dallara konacağını bilirim. “Unutulmaz aşk filmlerinin kahramanları” gibi fotoğraflar çektirenler...

        Onlar aşklarının belgesini umuma sunma gayretindeyken, ben o fotoğraflarda “son”un yaklaştığını görürüm.

        Nasıl?

        Daha önce defalarca şahit olmuşumdur çünkü. İsim isim sayabilirim şimdi ama saymam. Hafızanızı yoklayıp kendiniz bulun. Yani hepimizin bildiği bir şeyden söz ediyorum.

        Peki “büyük” ve “büyülü” olduğu için mi biter aşk?

        Hayır.

        Büyüklüğü ne olursa olsun bütün aşkların akıbeti aynıdır. Ama tarafların “iri laflar”la ifade ettiği, “şık fotoğraflar”la süslediği aşklar daha “çabuk” biter.

        Ve daha “kolay”. Çünkü “gösterme”yi seven insan “vitrin”i sık sık yenilemek durumundadır. Eskimiş, durmuş oturmuş ilişkiyle kimseyi kendine baktıramayacağını bilir. Kendini tazelemesi imkânsız olduğundan “sevgili”yi yeniler. Her yeni sevgiliyle ya “tuhaf” bir nikâh töreni ya “ilginç” gelinlik...

        Yahut kimsenin cesaret edemeyeceği sayıda boy boy çocuk...

        Ve tabii her seferinde “aşk”ın “tasarım kanepe” misali önden, yandan, arkadan fotoğrafları! “Bağıran aşk”lardan korkarım ben... Sesi çabuk kısılır.

        Önce insan sonra muhabir

        ANLAŞILDI...

        Deprem olup bittikten sonra oraya “haberci olarak koşmak” başka, felaketi bizzat yaşamak başka. Hele bu defa tanıdığınız insanlar, hatta beraber görev yaptığınız arkadaşlarınız da enkaz altındaysa...

        Sakin kalabilmek zor. Kimse “robot” değil. Aksi halde işi haber vermek olanlar, bu amaçla eline mikrofonu alanlar şunları yapmazdı: Depremin üstünden henüz 12 saat geçmişken; bir, iki, üç, beş değil, onlarca defa dilleri sürçmez, “24 saat” deyip durmazlardı.

        Günlerdir kimbilir kaç kez önünden geçtikleri, hatta az önce içinden çıktıkları otelin 4 mü, 6 mı, 8 katlı mı olduğu konusunda kararsız kalmazlardı. Tamam, ilk birkaç dakika içinde bile olsa her kurtarma bir mucizedir ama daha on gün önce yaşadığımız “büyük mucizeler”i unutmuş görünmezlerdi.

        Ekran başındakiler onlarca sorunun cevabını beklerken onlar hiç durmadan aynı cümleyi tekrarlayıp insana saç baş yoldurmazlardı.

        Evet, anlaşıldı...

        İşi kendisini izleyenlere doğru ve detaylı bilgi vermek olanlar da “önce insan”. O gece haber alma telaşıyla “bencilce” kızdım onlara, sonra çok sevdim.

        Mış-Muş

        - İzmir’de 1725 bina incelenmiş, 61’i sağlam çıkmış.

        Aslında kaplumbağa gibiyiz; tek fark, o evini taşıyor sırtında, biz mezarımızı!

        - Van’da 5.6’yla yıkılan oteli, uzmanların “acil yıkılacaklar” listesine almadıkları anlaşılmış.

        Baktılar demek, “Bu nasıl olsa kendi yıkılır” dediler!

        Diğer Yazılar