Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bunu, bırakın Türkiye’ye ilan etmeyi, kendi kendine fısıldayan kaç erkek vardır?

        Hiçbiri kolay kolay kabul etmez. Etse de kimseyle paylaşmaz. “Hadise”yi gözüyle gören partneriyle bile... Karşısındakini “suçlu” çıkarır “Ben iktidarsızım” demek yerine...

        Ama işte bu erkek gün gelir bütün Türkiye’ye “iktidarsız” olduğunu duyurur. Dünyanın sonu gelse olmaz zannettiğimiz şey oluverir yani. Nitekim son yıllarda sık sık oluyor.

        Nerede? Mahkemede!

        Türkiye’de, özellikle çocuklara tecavüz arttı. Ve neredeyse “her tecavüz sanığı aslında iktidarsız”! Tesadüfün böylesi!..

        Peki işlevinden büyük gurur duydukları, o çok “mühim” organlarının aslında “hükümsüz” olduğunu ilan ettiren şey nedir onlara? Hangi güçlü duygudur?

        Maksat “hapisten paçayı kurtarmak” elbet. Ama ben “yaptıkları şeyin dünyanın en aşağılık işi olduğunu idrak etmiş bulunmalarına” bağlamak istiyorum. Bu ayıpla yaşamaktansa iktidarsız bilinmeyi tercih ettiklerine inanmak...

        İş işten geçmiş olsa bile “insan”a dönüşmüş olduklarını düşünmek...

        Keşke doğru olsa bunlar.

        O fotoğraf

        Perşembe günü Habertürk’ün birinci sayfasında yayımlanan o fotoğraf... Deniz Baykal, eşi Olcay Hanım, Tayyip Erdoğan, eşi Emine Hanım ve kızları Sümeyye... Baykal çifti, Erdoğanlar‘a “Geçmiş olsun” ziyaretine gitmiş... O sohbet anı...

        Fotoğrafın bende yarattığı duygunun özeti şu: “İçim ısındı.”

        Çünkü o kare beni eskiye götürdü. Eşin dostun birbirine “ev oturması”na gittiği yıllara... Çocukluğuma yani.

        Deniz Baykal bir telefonla “Geçmiş olsun” diyebilirdi... Yahut kalkar tek başına giderdi, üç-beş dakikada, klişe birkaç cümleyle bir “formalite”yi yerine getirebilirdi... Kimse bir şey demezdi. Ama öyle yapmamış Deniz Baykal.

        Hiçbir yerde yanında görmeye alışık olmadığımız eşiyle beraber gitmiş. Sohbet etmişler... Çocuklarından, torunlarından söz etmiş, şakalaşmışlar. Hepsi Sümeyye‘ye bakıyor fotoğrafta. Gülümseyerek...

        Olcay Hanım bir şey söylüyor galiba... Belki “Küçük hanımın okulu bitti mi?” diye soruyor... Emine Hanım gururla atılıyor belki... “Bitti teyzesi.”

        Ya da ne bileyim, buna benzer şeyler işte...

        “Tanıdıklar”ın birbirine “misafirliğe” gittiğinde konuştuğu şeyler... Klişe gibi duran ama aslında “içten” söylenen...

        Yani “siyasette özlenen tablo” falan değil derdim. Siyaset de umurumda değil zaten.

        Benim “özlediğim tablo” başka. Ve nerede o tabloya yaklaşıldığını görsem içim ısınıyor.

        MIŞ/MUŞ

        - Rus gübre kralı, kızına ABD’de 88 milyon dolarlık ev almış.

        Para b.k gibi!

        - Kıvanç Tatlıtuğ, UNICEF’in iyi niyet elçisi olmuş.

        Özerman’ın sonunda geniş bir “kapak” koleksiyonu olacak!

        Diğer Yazılar