Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ELLER... Bir "öpülesi" eller var bir de "kırılası"... Kendinden zayıf gördüğüne kolayca kalkan "kırılası eller"...

        "Kalkan el" dendi mi hep erkekler geliyor aklımıza. Oysa kadınlar da dövüyor. Sayıları çok mudur bilmiyorum ama onlardan birini tanıyorum. Maalesef.

        Yanında çalıştırdığı kadını dövüyor.

        Canı sıkıldıkça, dışarıda birilerine sinirlendikçe, belki de kendine öfkelendikçe...

        Bir "gerekçe"si var elbet; kadın hak ediyormuş!

        Hak etmek?!..

        Bu zihniyette birine "kimsenin dayağı hak etmediğini" anlatamazsınız.

        Buna karar verme hakkının kimsede olmadığını da...

        "Peki başka biri de senin dayağı hak ettiğini düşünürse" diyemezsiniz.

        Anlamaz.

        Lanet olsun, kendin gibi "dayaksever" birini bul, ama seninle aynı statüde olsun ki karşılık verebilsin, akşama kadar dövüşün!

        Ama bu kadın konumu yüzünden savunamıyor kendisini. Garip, gidecek yeri yok, çaresiz...

        "Muz mu yedin sen!" Bir tokat!

        "Burayı iyi silmemişsin!" Bir tokat daha!

        "Zeytin eksilmiş!" Cezası saçları avuçlayıp başı şiddetlice bir o yana bir bu yana yatırmak!

        Bu kadın ünlü biri. Sevilen, sayılan... Attı mı "mangalda kül bırakmayan"... Fakat işte sizin görmediğiniz zamanlarda küçük dünyasında zeytinleri, muzları, kurabiyeleri sayan ve evdeki kadını döven...

        Birkaç kez uyardım kendisini. Ama onun seslenilebilecek bir "değer"i, "kutsal"ı yok. Bunu gördüm ve arkadaşlığımı kestim.

        "Vicdan"ı yok; olsa kimsenin seslenmesine gerek kalmaz zaten.

        "Allah"ı var ama sadece "kendisi için bir şeyler istediği zamanlarda".

        Ha, bir tek "güçlü"den korkuyor, bütün zalimler gibi.

        Kimi erkeklerin işyerinde akşama kadar el pençe divan durmanın acısını karısını döverek çıkarması gibi bu kadın da bir şeylerin acısını çıkarıyor o zavallı kadından belli ki...

        Hiç bilmediğimiz bir hikâyesi var belki de... Bir keresinde bir psikiyatr "Hasta bize bir hikâyeyle gelir ama çoğunlukla onun da bilmediği başka bir hikâyesi vardır" demişti.

        Kim bilir asıl hikâyesi ne bu kadının.

        Ben azıcık gözlem, biraz sorup soruşturmayla "korkak, ezik ve başarılarının tesadüfi olduğunun içten içe farkında bir kadın"a ulaştım.

        O da çoğumuz gibi "ağır vaka" yani. Ama "tezahür" herkeste farklı oluyor.

        Benim esas derdim dayak yiyen o kadın. O "fotoğraf" aklıma geldikçe şeytan diyor ki, şu "zalim"in adını sanını E.K. misali ver sanal âleme... Ayıklasın pirincin taşını! E, "hanımefendi" madem "hak etme"ye inanıyor, yapılabilir pekâlâ!

        Ama utanır mı, o var.

        ★★★

        MIŞ/MUŞ

        ■ Yemeği düdüklü tencereyle pişirmek iklim değişikliğiyle mücadelede faydalıymış.

        Düdüklü tencere patlarsa nüfus artışıyla mücadele etmiş oluyorsunuz!

        ■ Filozof Zizek Türk dizileriyle dünyanın gidişatı hakkında fikir edinecekmiş.

        Anlaşıldı... Dünyanın gidişatının faturasını da Türkiye'ye çıkaracaklar!

        Diğer Yazılar