'Kanser olmak o kadar zor ki'
Elif Güveloğlu, kanser hastalarına danışmanlık yapan bir hekim. Uzmanlığı patoloji, fitoterapi konusunda da yüksek lisansı var. “Yani nedir? derseniz; kanseri doğal, bitkisel yöntemlerle yenmenin derdinde... “Kanser İyileşir” adlı kitabı çıktı. Tam da bu tonda bir yazım diliyle kaleme alınmış; umut verici, pozitif... 5 bin küsur makale taramış. ‘Yani Zerdeçal yiyin, iyi geliyor’ gibi bir şey okumuyoruz. Hint tıbbındaki yerinden tutun da ABD Dallas Kanser Merkezi kaynaklı makalelerdeki tespitlere kadar bitki hakkında uzman olup çıkıyorsunuz. Bize de kansersavar bitki türlerini ve işin psikoloji boyutunu anlattı...
Kanser olmak aslında o kadar zor ki. Bedenimizde mükemmel savunma sistemleri var.
Başta DNA tamir mekanizları... Her gün DNA’sı bozulan birkaç hücre oluyor. Bunları ortadan kaldırıyorlar. Diyelim tamir olmadı. DNA’sı bozuk hücre potansiyel kanser hücresidir. Vücut bunu algılıyor ve o hücre ölüme itiliyor. Diyelim kaçtı ve DNA’sı bozulmuş olarak üremeye başladı. Bu sefer de savaşçı hücreler devreye giriyor. Kanserli hücreyi içine alarak öğütüp yok ediyorlar.
Evet. Her 4 insandan 1’i, yaşamının bir döneminde kansere yakalanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün elindeki verilere göre bu gidişatla, yalnızca 2020 yılında dünyada 15 milyon yeni kanser vakası tanısı konulacak. Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü’ne göre bu artışın en önemli sebeplerinden biri; yediklerimiz, içtiklerimiz. Hem de bizi kanserden koruyan bir sürü gıda olmasına rağmen.
İşte tüm bu savunma mekanizmalarını harekete geçiriyorlar. Zerdeçal, kakule, zencefil, kimyon, karabiber, kırmızıbiber yine öyle.
Bu işin olmazsa olmazı çünkü.. Hastalık, vücudunda neyi yanlış yapıyorsan anlaman için bir fırsat. Çoğunlukla hastalar kendisi itiraf ediyor, “Deli gibi alkol aldım, aç karnına uzun yıllar sigara içtim” diyor mesela. Mutsuz evlilik kanser yapıyor, bu net. Cinsel, duygusal uyumsuzluk bağışıklık sistemimizi çok kötü etkiliyor. Yıllarca sevmediği bir adamla aynı evde yabancı gibi yaşayan, sözde evli o kadar çok insan var ki.
20 yaşında okumak için ABD’ye giden bir hastam vardı. “Ne yakınım vardı ne dilini tam biliyordum” diye anlattı. Sonunda kariyerinde o kadar yükseliyor ki ders verir pozisyona geliyor. Tam bir başarı öyküsü. Ama o yükseğe çıkana kadar kendini bitirmiş. Ve akciğer kanserine yakalanmış. Üstelik sigara içmediği halde. Yani hırslı ve takıntılı insanlar da risk altında.
Belli ki içten içe mutlu değilsin. Hatta bazen içinde bulunduğun ortamdan kurtulmak istiyorsun ve vücut aslında tam senin istediğini yapıyor. Kendini yok ederek seni o memnuniyetsiz olduğun hayattan çekip alıyor. Ve en önemlisi bütün hastalıkların temelinde sevgisizlik var. O duyguyu ne kadar doyurursan o kadar az hasta oluyorsun.
Beğenilme, onaylanma... Hayatını bunlara endeskleme. Bazen hastalarıma yazdırıyorum; “Ben yeterince değerliyim, her şeyi dört dörtlük yapmadığımda dahi.” “Aman komşu duymasın, misafir evin eksik taraflarını görmesin” diye diye öyle bir nesil yetiştirdik ki. Dört dörtlükçü kişilik tablosu en hasta eden profillerden biri. Göğsünü gere gere “Ben mükemmeliyetçiyim” diyenler var. “Altında koskoca bir sevgi açlığı olduğunu bilsen, bu kadar rahat itiraf etmezdin” diyorum. Bırak bazı şeyler de eksik kalsın. Sen o eksikliği tolere edecek bir sevgi içinde yüzüyor ol.
■ Başka?
Etrafında aksi, huysuz olarak bilinenler de kanser adayı. Çok sık sinirlenmek de öyle. Sinirlendiğimizde salgıladığımız hormonlar sigaradan daha çok kanserojen.
O can korkusu yok mu, insana her şeyi yaptırıyor. Hayatta kalma güdüsü insana huyunu da değiştirtiyor. Nice sinirli kocaların hanımlarının deyimiyle “mum gibi” olduklarını görüyorsunuz. Eskiden “Elimde değil” dedikleri sinirlerini aslında çok da güzel kontrol altına alabiliyorlar. Davranışlar değişince hücreler de rahatlıyor.
Bizdeki algı çoğunlukla kanser eşittir ölüm. Bazı hastalarımına kanser kelimesini kullanmadığını fark ettim. “Grip” diyor mesela. Kemoterapi seanslarına girerken “Lazere gidiyorum” diyenler var.
Esas neden korku. Oysa korktuğumuzu yenemeyiz.
■ Baharatlar: Acıbiber, karabiber, kekik, sumak, tarçın, tarhun, zencefil, zerdeçal...
■ Sebze ve meyveler: Avokado, balkabağı, hurma, kan portakalı, karnabahar, brokoli, kırmızı pancar, nar, siyah havuç, turpgiller, üzüm.
■ Sofradan eksik edilmemesi gerekenler: Sirke, yoğurt.
■ İçecekler: Kefir, yeşil çay, yeşil kahve.
Malzemeler: 1 kibrit kutusu taze zencefil, 3 kibrit kutusu çiğ balkabağı, 3 kibrit kutusu çiğ kırmızı pancar, 3 kibrit kutusu soyulmuş çiğ kereviz, 1 adet kırmızı turp, 1 adet siyah havuç, 1 adet kış elması (kabukları ve çekirdekleriyle birlikte), yarım nar (dış kabuğu iyice soyulmuş, ince zarlarıyla birlikte), 1 adet portakal
Yapılışı: Tüm malzemeleri sırayla katı meyve sıkacağına atın, suyunu sabah aç karna için.
- Küçüklüğünden beri çok mesaj vermiş anlayamadık11 yıl önce
- Evsizlerin el yazısı font'a dönüşüp fon oldu11 yıl önce
- Doğru bilinen 10 fitness hurafesi11 yıl önce
- Bir savaş var; biz de cephedeyiz11 yıl önce
- 'Arıları 'sevimsiz' göstermekten vazgeçin'11 yıl önce
- 'Yurtdışından 2 futbolcuyla futbol kurtulmaz'11 yıl önce
- 'Siyaset sanata iyi gelmez'11 yıl önce
- Dikkat Ay tutulacak!11 yıl önce
- Erasmus'ta tanıştık, Almanya'da evlendik, İngiltere'de çocuk yapıyoruz11 yıl önce
- Bir imzayla neler değişir!11 yıl önce