'Dedemin ruhunu yakalamışım'
■ Madem babaanneniz Gülizar’ı canlandırıyorsunuz, biraz anlatın...
Aslında dedemin ilk aşkı Esma. Fakat bebeğini ve dedemi bırakıp evdeki yanaşmayla kaçıyor. Esma’nın yarattığı aşk acısıyla yollara düşüyor zaten.
O dönem âşıklar hep gezer ya hani, şimdikilerin halk konserleri gibi. Dinlendikleri yerler de hanlar, tekkeler. Babaaannem de o dönem Yalıncak Tekkesi’nde çalışıyor. Dedemin yolu da tesadüfen oraya düşüyor.
Aslında çok enteresan. Babaannem dedemin geleceğini bir hafta önceden rüyasında görüyor. Aksakallı dede klişesi vardır ya hani; rüyasında biri ona “Derviş Veysel’in derdinin dermanı sen olacaksın. Onu koruyup kollayacaksın. Kısmetin, kaderin o” diyor. Hatta babaannem bunu tekkenin ileri gelenlerinden Şirin Ana’yla da paylaşıyor.
Aynen. Seçen kadındır derler ya, biraz da o hesap.
■ Gülizar’ın farkı ne peki? Anladığım kadarıyla Gülizar Esma’nın açtığı yaraya merhem olacak vasıfta biri. Hayat sevgisi çok yoğun olan bir kadın. O dönemde de sanırım dedemin en çok ihtiyacı olan böyle bir şey. Ona huzur verecek bir ilişki. Gözleri görmese de o sesindeki huzuru hissedebiliyor.
Tabii. Rahmetli babaannem dedem vefat edene kadar yanında kalıyor. Tüm çocukları da Gülizar’dan. Esma’dan da 2 çocuğu oluyor ama ölüyorlar.
Aşkı nasıl yorumladığınıza bağlı. Eğer yaşadığınız acıyla doğru orantılıysa Esma aşktır. Ama huzur, emek ve size mutluluk veren bir şeyse o zaman Gülizar... Dedemin bence en büyük zenginliği ikisini de yaşıyor olması. Birinde acıyı sonuna kadar hissediyor. Terk ediliyor, kıskançlık, yedirememek... Gülizar’da ise tam tersi. Huzur, mutluluk, dinginlik, iyilik. Ve bu çatışma sanırım dedemin sanatını besleyen en önemli unsurlardan biri. Her ne kadar yaşarken zor olsa da...
Esma’ya biriktirdikleri Gülizar’la ortaya çıkıyor. Daha rahat ve dingin bir döneme giriyor çünkü.
Çok küçüktüm. O da çok yaşlıydı ama gördüm. Nur yüzlü, ruhunun güzelliği yüzünden okunuyor derler ya, öyleydi. Pozitif bakan, güzel yürekli, mis kokulu bir kadındı.
■ Ve Âşık Veysel’e çok âşık...
Muhakkak. Bir kere çok güzel bir kadın. Hali, vakti yerinde. Aşk duymasa, gözleri görmeyen bir adamla, ki henüz ünlü de olmamışken, hayatını birleştirmek ister mi? Zengin, güçlü bir adam olsa “Kadın güzel ama başka şeyler için onunla birlikte” diyebilirsiniz. Ama hiçbiri yok. Âşık Veysel’in Gülizar’a bu kadar güvenmesinin nedeni de bu. Çıkarsız seviyor.
■ Gözlerini çiçek hastalığından kaybediyordu değil mi?
Evet. Henüz 7 yaşındayken hem de. Ailesi de bir şeylerle oyalansın istiyor. Çünkü diğer çocuklar gibi değil artık, koşamayacak, oynayamayacak.. Bir saz yaptırıp veriyorlar eline. Ne hissediyorsa sazıyla dışa vuruyor artık...
Öyle söylüyorlar. Onun kadar güzel değilim ama.
Oyuncu için sinemada bir karakter yaratmak zaten başlı başına heyecan verici. Üstüne bir de tanıdığınız, kan bağınız olan birini canlandırmak heyecanınızı kat kat artırıyor. Ve büyük sorumluluk. Bir taraftan korkuyorum da. Onu doğru ifade etmeliyim. Özel bir kadın çünkü. Âşık Veysel’den bahsediyoruz. Hayatında sıradan bir kadın olabileceği düşünülemez zaten. Mesela onun da edebiyat yönü kuvvetliymiş. İyi bir hikâye anlatıcısıymış. Ve çok temiz kalpli. İnsanlara yardım eder ama bunu asla dile getirmezmiş. Yaşadığı köyde çok fakirlerin kapısına gizli gizli ekmek koyduğu, el altından yardım ettiği anlatılır.
Var tabii. Herkes farklı bir yerde ama arada toplaşırız. Özellikle biz kuzenler yaptığımız işlerde birbirimize danışırız, destek oluruz.
O da çok başarılı bir işkadını. Siyasette ya da iş hayatında çok daha iyi yerlere gelecek.
O kadar çok ki. Ama mesela şu dönem çoğumuzun etnik kimliğine ve hassasiyetine dokunan pek çok olay oluyor. Dedemin “Ne Yezid ne Kızılbaş, değil miyiz hepimiz kardaş” diye bir sözü vardır. Birlik ve beraberliğin ne denli önemli olduğunu, her şeye rağmen birbirimize kenetlenmemizi öngören ve şu zamana ayna tutan satırlar bunlar. Sadece benim değil, herkesin bu öğretiyi özümsemesini isterdim. Dedemin salt bu birleştirici ruhunu yakalayabilsek, o bile bizim için büyük kazanç.
Onu tanıyanlar benim için “Hakikaten Âşık Veysel’in ruhundan bir parça yakalamışsın” der. Ama başka türlüsü olamazdı ki zaten. İnsan sevgisiyle dolu, hayata pozitif bakmayı kendine şiar edinmiş birinin torunusunuz. Ve ilk andan itibaren bilincine varıyorsunuz bunun. Bir aile büyüğünüz var, herkes için farklı bir yerde.
“Âşık Veysel gibi büyük bir ustanın değeri yeterince bilindi mi tartışılır. Gerçi en yakınımızdakinin değerini bilememek bizim hep yaptığımız şey. Ama dedemle ilgili çalışma yapanların çabalarını gördükçe umutlanıyorum. Hem ülkemizde hem uluslararası arenada hak ettiği yere yavaş yavaş geleceğine dair inancım artıyor. Dedemi tanıyan, onu özümsemeye çalışan sanatçılar var. Mesela; Grammy Ödüllü Joe Satriani... Bu topraklara dair müzik yapan birini arıyor, dedemin CD’sini veriyorlar. Akabinde ‘Müziğe bakış açım değişti’ diyor. Albümündeki bir şarkıyı dedeme armağan etti hatta. Tek eksik; yeni yetişen kuşağın pek tanımıyor olması. O iş de bize düşüyor. Elimizi taşın altına koyup nereye çağırıyorlarsa gideceğiz, anlatacağız.”
- Küçüklüğünden beri çok mesaj vermiş anlayamadık11 yıl önce
- Evsizlerin el yazısı font'a dönüşüp fon oldu11 yıl önce
- Doğru bilinen 10 fitness hurafesi11 yıl önce
- 'Kanser olmak o kadar zor ki'11 yıl önce
- Bir savaş var; biz de cephedeyiz11 yıl önce
- 'Arıları 'sevimsiz' göstermekten vazgeçin'11 yıl önce
- 'Yurtdışından 2 futbolcuyla futbol kurtulmaz'11 yıl önce
- 'Siyaset sanata iyi gelmez'11 yıl önce
- Dikkat Ay tutulacak!11 yıl önce
- Erasmus'ta tanıştık, Almanya'da evlendik, İngiltere'de çocuk yapıyoruz11 yıl önce