Lincoln ve Carlos da dövüşmeliydi!
EVET Vatan Gazetesi'nin spor sayfalarındaki bir haberde "Lincoln çıldırttı" diyordu. Habere göre Galatasaraylı futbolcular, Fenerlilerle dövüşürken kavgaya karışıp iki üç yumruk sallamak yerine Roberto Carlos ile sohbet eden Cassio Lincoln'e sinir olmuşlar. Hele Lincoln'ün soyunma odasına maç sonunda değiştirdiği Fenerbahçe formasıyla gelmesi Galatasaraylıları iyice çıldırtmış. Yani "Lincoln de Carlos'a çakmalıydı iki tane" diyor. Mantığa bakar mısınız? Sanki bir mahalle takımı, aşağı mahallenin takımıyla gazozuna maç yapıyor. Arada kavga çıkıyor ve kavgadan kaçan arkadaşlarına sinir oluyorlar. Yaptığını profesyonel bir iş olarak görmeyen bu tarz futbolcular dövüşüp dursunlar. Roberto Carlos ve Lincoln ülkemize gelip, bizim birçok futbolcumuzdan daha çok para kazanmaya devam edecek. Çünkü sen Lincoln'ün tekniğinden, mesleğe bakışından bir şey öğrenmeyip üstüne de "kavga kültürü" içine çekmeye çalışırsan, daha çok maçın sonunda dikkati skor tabelasından kavgaya çekmek zorunda kalırsın!
Belediye bana laf sokmuş
TRAFİK lambalarının üzerinde yer alan geri sayım cihazlarının her EDS kamerası üzerinde olmadığını yazdıktan sonra Bü-yükşehir Belediye Başkanlığı' ndan açıklama geldi. İstanbul'da 122 noktada EDS varmış. Bunların da sadece 44'ünde 'Geri Sayım Cihazı' bulunuyormuş. Büyükşehir bu cihazların trafik için çok gerekli olmadığına inanıyormuş. Ve o noktalara yaya butonu konulduğu anda GSC'Ieri söküyormuş. GSC'Ieri söktüğü noktalardaki sarı ışık süresini de 3-4 saniyeye çıkararak bu durumu çözdüklerine inanıyorlarmış. Belediye, verdiği cevapta bir de bana laf sokmayı ihmal etmemiş. "Trafik kurallarına uyulduğunda kırmızı ışığa yakalanma mümkün değildir" demiş. Ve parantez açıp şehir içi hız sınırının 50 km/sa olduğunu hatırlatmış. Sanırım "yeşil dalga" adı verilen uygulamadan bahsediyor. Hani bu hızda seyredince hep yeşil lambaya denk gelinen uygulama. Ben trafik cahiliyim çünkü! Ama bu açıklamayı yazanların otomobillerini kendileri kullanmadığı o kadar belli ki. Bunu yazan kimse, Balmumcu'da Sabah binasının önünden aşağı Beşiktaş'a 50 km sabit hızla insin, sonra da aynı hızla tam tersi istikamette geri çıksın. Yeşil Dalga'nın devre dışı kaldığını görecektir. Kendini en bilgili, etrafını cahil sanan bu zihniyetten hiç hoşlanmıyorum!
Bu dünyada aşk acısı yok mu?
UZUN sayılabilecek bir süredir magazin dünyasını yakından izliyorum. Ama tek bir şeye alışamıyorum: Çabucacık aşık olmalar. Bir süre birlikte olup birbirlerine dünyanın en büyük iltifatlarını, jestlerini, mimiklerini yapan isimler, ayrıldıklarının ertesi günü yepyeni ve bir öncekinden daha da büyük hatta büsbüyük ilişkileriyle karşımıza çıkıyorlar. Bakın Ebru Gündeş-Osmantan Erkır için de durum farklı olmadı. Sanki daha dündü, Ebru Gündeş yeni albümünün tanıtımı için Beyaz'a çıkmıştı. Osmantan cep telefonundan arayıp Ebru ile canlı yayında sıcacık bir sohbet yapmıştı. Demir leydi Gündeş sevgi sarhoşu olmuş gibi konuşuyordu Erkır'la. Ama olmadı. Birlikte kalamadılar. Harika, ayrılmayı bilmek de bir erdem. Ama üç gün sonra Ebru Gündeş, Azeri bir işadamıyla hem de onun eski sevgilisinin de hedefi olarak yeni bir aşka yelken açtı. Dün de Osmantan'ın Scotch'ta yeni sevgilisiyle fotoğrafları vardı. Tabii ki kimse yalnız kalmamalı, tabii ki giden de kalan da mutlu olmalı. Ama kardeşim bu magazin dünyasında hiç mi aşk acısı olmaz? Biz ölümlüler birinden ayrılınca kırk gün kırk gece yastığını koklayıp ağlarken, magazin gezegeninde ne çabuk kurtulunuyor aşk acısından. Vallahi müthiş. Hepsini canı gönülden kutluyorum. Yüreklerine sağlık!
Öyle olmuyor Demet!
DÜN gazetelerde iki kadının meslekleri ve ilişkileriyle ilgili açıklamaları vardı. Bu iki kadın aynı işi yapsa da çok farklı hayatlar, çok başka karakterler yaşıyorlar. Biri oyunculuğuna hayran olduğum Demet Evgar, diğeri ise boşanırkenki zarafeti ile herkese ders veren Emine Ün. Emine eşinden ayrıldıktan sonra ilk kez konuşmuş. Ama saçmalamamış. Mahrem detayları ortalara saçmamış. Emre Kınay'ın açıklamaları için de "Duygularını dile getiriyor" demiş. Harika. Ama beni asıl ilgilendiren cümle, "Keşke mesleğime ara vermeseymişim" oldu. Biz kadınlar, ataerkil toplumun yaşam kodlarımız arasına gizlice soktuğu bu şifrenin tuzağına düşüyoruz hep. Zannediyoruz ki, hayatımızı eşimize, çocuklarımıza adarsak her şey mükemmel olacak. Oysa bir gün tek başına kalma olasılığı hep var. Demet Evgar da Bülent İpek arkadaşımıza verdiği röportajda "Hayatıma biri girerse, mutlu olacağımı kesti-rirsem oyunculuğu bile bırakırım" demiş. Demet yapma, Emine'nin açıklamalarını oku. Şahane yaptığın işin, olası eşin kadar değerli. Kimseye bağımlı olmadan yaşanan ilişkiler de daha değerli!