Bol güldürüklü çizgi temaşa: Buz Devri 3
AYNI seride üçüncüsü çekilen filmler, genellikle sinemada yaşanan azap dolu dakikaları getiriyor. Ancak Buz Devri serisinin üçüncüsü olan Dinazorların Şafağı neredeyse serinin en iyi filmi olmuş. İlk filmle şahane bir çıkış yapan, ancak ikinci film 'Eriyiş Başlıyor'la ilgimizi eriten Buz Devri, yeni versiyonuyla bilet parasını fazlasıyla hak ediyor. Kahramanlarımız Manny, Ellie, Diego, Sid (hastasıyım), Scrat (palamut peşinde koşan fare-sincap karışımı tatlı şey) gibi tanıdığımız karakterlere bu kez dinazorlar; Crash adında kafayı yemiş, Tarzan kılıklı yeni bir karakter ve bir de Scrat'ın dişisi Scrate katılıyor. Film aslında çocuklardan çok büyükler için yapılmış gibi. Zekice espriler, muhteşem Türkçe çeviri ve şahane dublaj filmin keyfini arttırıyor.
Haluk Bilginer (Diego), Yekta Kopan (Yektacığım gerçekten tebrikler! Sid ancak bu kadar güzel seslendirilebilir) ve Altan Erkekli (Crash) süper iş çıkarıyorlar. Baş karakter Manny'yi seslendiren Ali Poyrazoğlu ise karaktere biraz yaşlı gelmiş. Manny'yi orijinalinde 'Everybody Loves Raymond'dan tanıdığımız Ray Romano seslendiriyor. Bu kez 3D desteğine de sahip olan film gerçek bir görsel şölen. Her ne kadar konusu geçen yıl izlediğimiz ve başrolünde Brendan Fraser'ın oynadığı 'Dünyanın Merkezine Yolculuk' ile çok benzese de Dinazorların Şafağı birçok bilim kurgu filmine taş çıkartacak gerçeklik ve inandırıcılıkta sahneye sahip. Hele tarih öncesi Pterodactyl Kuşları ile yapılan kovalama sahnesi 3-D efektlerin de etkisiyle Star Wars'a taş çıkarır.
Bu arada Scrat ile Scrate'nin komparsita yaptıkları sahne ise yazıyı yazarken bile beni güldürmeye devam ediyor.
Bugün vizyona girecek olan film, ailenizle beraber, gülmekten kırılacağınız sahneleri kesinlikle garanti ediyor. Fena halde tavsiye ederim.
Peki Efe Önbilgin'in durumu nedir?
ÜÇ gündür Deniz Akkaya olayına takılmış durumdayım sevgili okur. Erkek okurlardan gelen karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı mesafeli e-postalar beni kendime getirdi ve bu hikayedeki erkek tarafını da anımsadım. Haklısınız, işe her zamanki gibi kadın tarafından bakıyorum. Mağdur, kızgın, karnında bebeğiyle terk edilmiş kadınla empati kuruyorum. Gerçekten işin bir de Efe Önbilgin tarafı var. Bu adam, hiç istemediği halde bir kadından çocuk sahibi olmak üzere. Görünüşe göre de çok kızgın. Hatta bu açıdan bakıldığında Deniz Akkaya 'sperm hırsızlığı' ile de suçlanabilir. İşte bu 'açı' bir kadın olarak hiç de bakmak istemediğim bir açı. Çünkü sizinle birlikte olmak istemeyen bir adamdan inatla çocuk sahibi olmak ya onu cezalandırmak, ya bir şekilde size geri dönmesini sağlamak, ya da tren kaçmadan normal yollarla çocuk sahibi olmak amacıyla yapılmış olabilir ki, her üçüne de bu 'açı'dan baktığımızda hiç de güzel görünmüyor. Ama Efe Önbilgin'in bu 'açı' işlerini unutup, öfkesini yenip, kendi rızası olsun olmasın bir bebeği olacağı fikrine konsantre olması gerek. Umarım Deniz Akkaya'ya olan kızgınlığı çabuk geçer ve "onu cezalandıracağım" diye doğacak olan küçük bir bebişi de cezalandırma hatasına düşmez. Deniz ile arasında ne yaşandıysa yaşandı ama bebeğin hiçbir suçu yok.
Mutlu ve özgür yıllar dilerim Deniz'im
BUGÜN Deniz Seki'nin doğum günü. Biraz kendisinin, biraz da kaderinin ortak çalışması sonucu Deniz yeni yaşına girişini cezaevinde kutlayacak. Eminim daha da sarsılacak. Aylardır yaptığını tahmin ettiğim iç hesaplaşmasını daha da derinleştirecek. Umarım içerideki yeni arkadaşları ona bir pasta hediye edebilme şansına sahiptir. Her şartta kuyruğunu dik tutmayı becerebilmiş arkadaşım yine sağlamdır ve morali yerindedir. Aslında biz de Deniz'in doğum gününü bir yerlerde bir araya gelip kutlayacaktık. Ama sonra içimize sinmedi.
Deniz'siz doğum günü kutlamak saçma olacaktı. Bu kutlamayı, çıktığı günlere saklamaya karar verdik.
Mutlu yıllar Deniz! İyi ki doğdun ve umarım bu en ağır hayat dersin yakında sona erer, hayatına bizlerle kaldığın yerden devam edersin. Unutma sen ne yaparsan yap arkadaşımızsın. Bizim biricik 'Aşık Deniz'imizsin...
Beyazcım, aramıza hoşgeldin :)
KEL düştü takke göründü, ceket çıktı göbek tüm haşmetiyle ortalığa döküldü. Her şişman insanın birtakım 'kilo saklama yöntemleri' vardır. Bu tabii ki şişman olan bölgenin hangisi olduğuyla doğrudan bağlantılıdır.Poposu büyük olan beline bir şeyler bağlar (ki bu insanı daha da şişman göstermekten başka bir işe yaramaz), karnı kocaman olan nefes tutma egzersizleri yapar, benim gibi memeleri büyük olanlar da yapacak bir şey bulamadıkları için mümkün olduğu kadar dekolteye yüklenerek dikkat dağıtmaya çalışır. Çok parası olan insanların ise bir B planı vardır, onlar tekne alıp meraklı bakışlardan uzaklarda göbeğini serbestçe salarak tatilini yapar. Görünüşe göre Beyazıt Öztürk kardeşimiz bu sınıfa giriyor. O haşmetli göbeğe ne zamandır sahip bilmiyorum ama maşallah güzel bir çalışma olmuş. Belli ki Scotch'ta içilen içkiler, Al Jamal'da yenilen şahane yemekler yerini güzel bulmuş.
"Yarasın" diyorum ve ekliyorum: Şişmanlar dünyasına hoşgeldin Beyaz'ım, göbek saklama tüyoları lazımsa cep telefonumu biliyorsun.