Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÖNCEKİ gece üçüncü bölümü yayınlanan Ezel dizisinde inanılmaz bir hata vardı. Dizinin bir bölümünde yüzünden bıçak darbeleri alan Ömer yüzü sarılı halde hastanede kendine geliyordu. Ama bir sorun vardı gözleri hariç her yeri sarılıydı. Yani yemek yiyecek bir ağız deliği çok görülmüştü Ömer'e. Ardından estetik ameliyat olduğu hastaneye geldi. Ameliyat sonrası Ezel olduğunda da yine beslenmek için ağız deliği yoktu. ÜStelik görünürde bir serum veya kolunda sargılar da yoktu. "Herhalde dizinin sanat grubu kendini bu süper senaryoya kaptırdı" diye düşünüyorum. Neyse, geyik bir yana Ezel şahane gidiyor. Hele, geçmişin günümüzle harmanlanarak anlatıldığı ikinci bölümü iddia ediyorum, bugüne kadar çekilen en iyi dizi bölümüydü. Bir film tadında izlerken hep içimden, "Keşke dizi yapmayıp bu kadroyla şahane bir film" çekselermiş diye geçirmeden edemedim. Sonra bu sezon çekilen 70 sinema filmi geldi aklıma. Bu fikrimden hemen vazgeçtim!

        Dizide bari ikinci kadınlar olmasın

        ÇOK ilginç bir haber vardı gazetelerde. Star TV'de yayınlanan 'Son Bahar' dizisine yeni katılan Seda Akman'ın oynadığı ikinci kadın karakteri kadınların tepkisiyle diziden çıkarılmış. Ayça Varlıer ve Erkan Petekkaya'nın arasına giren kötü kalpli kadın karakteri dizinin fanatik ve anladığım kadarıyla kadın fanatikleri tarafından veto yemiş. İşte kadın kısmısı dizileri tam de bu yüzden seviyor. Gerçek hayattan uzak, kendi hayatından çok müdahale edebildiği ve kendini engin hayal denizlerinde yüzdürebildiği bir de ikinci kadını bir sözüyle hayatından dışarı attırabildiği için deli gibi izliyor(uz). Ama kendi hayatımıza dönünce ikinci kadınlardan hiç de o kadar kolay kurtulunmuyor. Acısı ve izleri yıllarca sırtımızda taşınıyor. Üstelik bu yaralar, erkeklerin kavgada edindiği 'faça izleri' gibi gururla taşınmıyor. Sırtta giderek ağırlaşan yüklere dönüşüyor. Yaşasın, Türk kadınını dinleyip ikinci kadını gönderen dizi sektörü :)

        Biz de 'Kevin şakısın' diye ölüyorduk

        KEVIN Costner konseri iptal edilmiş. Ahmet San'ın tüm promosyon çalışmaları ve Edibe Sözen'in koltuğunu kaybetmesine kadar uzanan skandallar silsilesi boşa gitmiş oldu. Açıkçası Kevin Costner'ın şarkı söyleyebildiği ve 120 bin Euro karşılığı Türkiye'ye konsere geleceğini bu skandala kadar bilmiyordum. O nedenle hiç de üzülmedim. Üzülmedim üzülmesine ama Türk Hava Yolları'nın böyle pespaye, müziği bilinmeyen eski bir Hollywood oyuncusunun konserine sponsor olmaktaki heyecanı gözlerimi yaşarttı. THY'nin bugüne kadar bizim müzisyen çocuklara sponsor olduğunu görmek bu gözlere nasip olmadı. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Menderes Türel ve ekibinin gitmesinin ardından desteği kesen ilk sponsorlardan biri olmuş şirket. Şimdi kalkıp hem de 120 bin Euro'luk bir konsere sponsor olduğunu duymak hafif sinirlerimi bozdu. İçimden "Oh olmuş" demek bile geldi. Ama demeyeceğim. Çünkü daha önce yazdığım gibi: "Ben, Kevin'in açılım hakkında görüş bildirme olasılığını sevdim :)"

        Lig TV'ye para vermedim, TRT'ye de vermem!

        HİÇ de öyle feci bir futbol izleyicisi değilim. Fatih Altaylı ve Cüneyt Toros'u sinir etmek için (Çünkü hep biz kazanıyoruz) Fenerbahçe- Galatasaray maçlarını bir de milli maçları izlemeyi severim. Derbileri de Cüneyt'in evinde izlerim. Maç sonrası Cüneyt'i bizzat daraltmak, fenalık geçirmesini izlemek şu ahir ömrümün en büyük keyiflerindendir. Digiturk'e kurulduğundan beri aboneyim. Ve bir kere bile Lig TV'ye abone olmadım. Yani daha açmak gerekirse tek kuruş para vermedim! Şimdi maç ihalesine TRT girecekmiş ve maçları 'sözde' bedava izlettirecekmiş. Ama bu teknik olarak mümkün değil. Çünkü TRT hiçbir şeyi bedava izlettiremez. Aldığımız otomobillerin radyolarından televizyonlara, elektrik faturalarımıza kadar sürekli TRT'ye para ödüyoruz. Ve ben zaten rızam alınmadan tahsil edilen bu paralarla futbola para aktarılmasına karşıyım. Özel sektör bunu yaparken neden devlet küçümsenmeyecek bir kaynağı buraya ayırıyor ki. Tabii bir de şu var; hiçbir özel yayıncı kuruluş devlet ile rekabet edemez. İhaleye girmek bile istemez. Rekabetin olmadığı bir ortamda kulüplerin gelir artış beklentisi ise hayal olur! Başlıkta "Para vermem" dedim ama, TRT, Digiturk gibi nazik davranmıyor. Paramızı alıp harcarken bize sormuyor bile!

        Tarık Akan ile Kadir İnanır bir arada ne güzel :)

        KİM ne derse desin Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin 'halka dönme' işini sevdim. Kadir İnanır ile Tarık Akan'ı bir arada görmek ise büyük zevk verdi. Antalya'ya perşembe günü gideceğim. Uzaktan "İyidir veya kötüdür" diye ahkâm kesmek istemiyorum. Ama beş kuruş para almadan festivale gelen bizim devlerimizi aynı fotoğrafta görmek, Kevin Spacey ve Mickey Rourke'a verilen 500 bin Dolar verilmesine isyan eden bünyeme verdiği keyfi ikiye katladı. Kadir İnanır ve Tarık Akan, 34 yıllık hayatımın en önemli figürlerindendir. Eminim bir çoğunuz için de bu böyle. Bu nedenle ben "Türk Sineması'nı kucaklayan en büyük ulusal film festivalimiz" fikrini destekliyorum. Türk Sineması'nı kucaklamadan uluslar arası işlere imza atmaya çabalamamız, para zoruyla iki üç Hollywood starı getirip hava atmamız ne kadar yapmacıksa bu görüntü o kadar doğal. Perşembe gününü iple çekiyorum.

        Diğer Yazılar