Sihirbaz süper bir şarkı
BU ülkedeki en zor şeylerden biri insanların yaptıkları işleri, söyledikleri şeyleri eleştirmek. Hele eleştiriyi müzik ve magazin dünyası çerçevesinde yapıyorsanız acilen çok tuhaf ithamlar altında kalabiliyorsunuz. Bir şeyi beğenseniz hemen o insanın kankası sayılıyorsunuz, beğenmediğinizde ise onun rakibinin kankası olmuş olmanız muhtemel sayılıyor. Yedi yıldır köşe yazarıyım, yedi aydır da bu köşeden yazıyorum. Eleştiriyi, hem de çok sert eleştiriyi kaldırabilen iki insan tanıdım. Biri Nilüfer, diğeri Ajda Pekkan. Eleştiriyi en sert karşılayan ise Burcu Güneş oldu. Birkaç ay önce gazetemize verdiği bir röportajda Demet Akalın'la ilgili söylediklerini eleştirmem karşısında bana hayatımda aldığım en talihsiz mesajları göndermişti. İnsanlar şunu anlamıyor, bir şeyleri hakkında eleştiri yapmam sonsuza dek her şeyinden nefret edeceğim anlamına gelmiyor. Burcu, beni abuk sabuk suçlamaya devam etsin. Ona ve sığ bakış açısına küsmeyeceğim. Ben bugünlerde onun bir şarkısına bayılıyorum. Sihirbaz bence Burcu'nun tüm kariyerinin en iyi üç şarkısından biri. O kadar da güzel aranje edilmiş ki. Sakin sakin tam bu havaların şarkısı çok tavsiye ederim. Bir tadına bakın.
İstanbul saldırılara çok açık bir şehir
DÜNKÜ gazetelerde bir haberle ilgili başlıklar neredeyse aynıydı. İstanbul'da yağan sıkı yağmurların bu kez Kartal civarında sele yol açtığı haberleri, "Sel bu kez Anadolu Yakası'nı vurdu" şeklinde verilmişti. Ne fena haber değil mi? Sel, canı nereyi isterse orayı vurabiliyor İstanbul'da. Haritaya parmağını koyup portakalı da soyup baş ucuna koyuyor ve "Duma duma dum" diye istediği yeri basabiliyor. Ne sele "Dur" diyebilecek altyapı var bu şehirde ne de kaynakları doğru kullanıp gerekli tesisleri yapmayı akıl edebilecek bir yerel yönetim. Bence artık biz gazeteciler sel görüntülerini haber yapmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü artık İstanbul'u sel basması sıradan haber. Ancak bir gün çok yağmur yağıp bir yeri sel basmazsa haber olmalı. Ama o günü bizim nesil görmez herhalde.
İstanbul'da hiçbir şey klasikleşemez mi?
KARAKÖY'deki iskele battığı zaman çok üzülmüştüm. Çok anım vardı orada. Beş parasız, paramın sadece vapur biletine yetip simit bile alamadığım günlerden... Şimdi yerine yenisi yapılacakmış, mimar Hakan Kıran üstlenmiş bu görevi. İnternette hakankıran.com adresinde ulaşım yapıları bölümünde projeyi görebilirsiniz. Görebilirsiniz görmesine de ben sanırım söz konuşu şehrin sembolü olmuş yapıların yıkılıp yerine yenisi yapılması konusunda biraz tutucuyum. Yeni tasarım martılardan esinlenmiş çok da füturistik ama bende eskisinin bıraktığı duyguyu yaratmadı. Fazla gösterişli, fazla abartı geldi. Eskisinin aynısı, hafif dokunuşlarla modernize edilerek yapılamaz mıydı? Galata Kulesi'nin de içinde bulunduğu bu fotoğrafı böylesine post modern bir yapı ile karmakarışık hale getirmek hiç de eğlenceli görünmedi gözüme. İstanbul fotoğrafını değiştirmek konusunda çok ama çok hoyratız.
Ötenazi diye acı dolu bir kavram
FİŞİ çektiler mi çekmediler mi? İki gündür bunu tartışıyoruz. Kızları bir yıldır kan kanseri olan ve bir haftadır da solunum cihazı ile hayata tutunan aile kızlarına ötenazi yapmış olabilir mi? Anne, "Rahat etsin diye tüpü tutan bağı gevşettim" diyor. Doktorlar durumu şüpheli buluyor. Tartışıyoruz ama bir şeyi ıskalıyoruz. Kimse kızını öldürmek istemez. Ama kızının beyin ölümü gerçekleştiyse işin rengi değişebiliyor. Ötenazi Yunanca 'Eutanasia' kelimesinden geliyormuş. Ve "Güzel ölüm" anlamını taşıyormuş. Bu, antik Yunan'dan beri tartışılan bir kavram. Belçika ve Hollanda'da aktif ve pasif ötenazi yasal. ABD'de ise mahkeme kararıyla yapılabiliyor. Ülkemizde tamamen yasak. Meseleye dinen baktığımızda da karşımıza Kuran-ı Kerim'den Ez- Zariyat suresi 56. ayet çıkıyor; "Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsin diye yarattım." Yani "İnsan kul olmaktan kendi rızasıyla çıkamaz" şeklinde yorumlanabiliyor bu ayet. Ama "Ötenazi ister miydiniz?" sorusuna dönünce hepimizin nutku tutuluyor. İnsan başına gelmeden fikir yürütmemeli. Kendimi o hastaların yerine koyduğumda, bir anda tüm günlük yaşamım elimden alınıp acılar içinde yatağa mahkum olmaktansa gitmeyi tercih edebilirim diye düşünüyorum. Ama o alınan bir fazla nefesin de ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Üff çok karışık bir konu. Aile bu işi yaptı mı, yapmadı mı belirsiz. Ama kötü niyetli olmadıkları kesin!
Olan olmuş, konuşacak ne var?
GAZETEMİZ yine toplumu çok konuşturan bir habere imza attı. Çakıllar Köyü'ndeki 'canavar baba'nın yaptıkları korkunç. Biz haberi patlattıktan sonra diğer gazetelerin muhabirleri de olay yerine gidip köylülerle konuşmuşlar. Köylülerden biri Sabah muhabirine "Olan olmuş, konuşacak ne var? Köyün adını çıkartmayın" demiş. Şaşırmadık değil mi? Tıpkı babası kız kaçırdı diye berdel olmak istemeyen 17 yaşındaki kız gibi Çakıllar'daki kızın da başına gelenler köylü tarafından biliniyormuş. Ama herkes susuyormuş. Tabii canım, olan olmuş. Konuşacak ne var?
Resimaltı: Canavar babanın resmini basıp köşemi çirkinleştirmektense bu sevimli ayının resmini tercih ettim yanlış anlaşılmasın.