Bi şey mi dedin Mehveşcim?
Mirgün Cabas’ı antika kaçakçısı yaptılar
GENİŞ AİLE ve Canım Ailem aynı gün ve aynı saate konulduğundan beri salı akşamlarım karmaşa içinde geçiyor. Canım Ailem’i canlı izliyorum, Geniş Aile’yi kaydediyorum. Geçenlerde kaydettiklerim arasında ilginç bir bölüm izledim. Erol Günaydın’ın konuk oyuncu olarak katıldığı bölümde Cevahir ve Koyu Bilal bir define peşinde koşup sonra da birlikte çalışarak 'Altın Lazımlık' buluyorlardı. Ardından da bu lazımlığı satmak üzere bir koleksiyonerle bağlantıya geçiyorlardı. İşte tam da burada hayretten küçük dilimi yutacak gibi oldum. Çünkü eski eser kaçakçısının adı Mirgün Soyadı Cabas idi. Gerçi kanal, soyadını biplemişti ama oyuncunun dudağından anlaşılıyordu. Gazeteci olan Mirgün Cabas’a bu nasıl bir şakadır anlamakta hayli zorlandım.
Köprüler bütçe açığı kapama makinesi mi?
NE zaman bütçede bir açık olsa, ne zaman acil bir para gerekse hemen akıllara İstanbul’un köprüleri gelir. İte kaka, birbirimizin üzerine basa basa zorla geçtiğimiz köprüler, meteor yağmuru geçirmiş gibi deliklerle kaplı yollardan alınan paralara zam yapılır. Yine aynı proje gündemde. Yağmur gibi yağmaya başlayacak olan zamların en şahanesi yine İstanbul’un köprülerine yapılacak. İstanbullu, hem de otomobil sahibi olsun olmasın (otobüs ve taksi ücretleri de payını alacak) bu faturayı tüm Türkiye adına sırtlanacak. Bu en basitinden korkunç bir adaletsizlik. Geçen bizim İstanbul Gazetesi'nde yazdı arkadaşlar, trafik açılsın diye akşamları köprüler daha da bir zamlanacakmış. Ne acayip, kimsenin aklına akşam saatleri standart olsun onun dışında kalan saatleri indirelim fikri gelmiyor. Akşam saatinde geçmek mecburiyetinde olan büyük kalabalıktan alınacak para 'trafik rahatlasın' bahanesiyle daha da katmerlenmeye çalışılıyor. Yok arkadaş, köprüye zam yapılacaksa buna tüm Türkiye ortak olmalı! Biz İstanbullular bütçe yama makinesi miyiz?
Issız adam iyi ki dizi değilmiş
ÖNCEKİ gece Show TV Issız Adam filmini yayınladı. Ve bir kez daha Tanrı'ya 'Sinema' diye bir şeyi yarattığı, bizi televizyona mâhkum bırakmadığı için şükrettim. Öncelikle filme anlamını kazandıran, filmin can damarını oluşturan ilişkinin üzerine oturduğu temelleri anlatan sevişme sahneleri sansürlendiği için birçok anlam kayboldu. Prime Time’da yayınlayınca tabii ki bu kaçınılmaz sonuç. Sonra da araya reklam eziyeti girince filmin hikâyesi iyice karışıp tüm duygusal etkisi eridi. Hani bizi sinemada ağlama krizine sokan Ada ile Alper’in finaldeki diyaloğunun arasına reklam sokan ve sarılma anını reklam sonrasına bırakan Show TV filmin üzerine tüy dikmiş oldu. Bence iyi de yaptı. Belki bu eziyet daha çok insanın filmleri sinemada yakalamasına sebep olur!
Çakma Abercrombie ile gurur mu duyuyoruz?