Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GELENEKSEL 3. Recep İvedik av sezonu açıldı. Yazıma başlarken herkese iyi atışlar diliyorum. Lafı uzatmayacağım, Recep İvedik 3'e çok güldüm! Kendimi kasmadım, sosyolojik saptamalarla uğraşmadım, içimdeki kıllı ayının ortaya çıkıyor olması ihtimaline prim vermedim, daha az entelektüel veya daha az seksi görünmek umurumda olmadı, sadece güldüm! Sorgulamadan, kendimi yormadan... Balyozu, kafesi, ıslak imzayı, Meclis'te kavgayı, RTÜK'ü, çadırlarda donan Tekel işçilerini, politikacıların öfke dolu açıklamalarını, kardan sonra meteor yağmuru yağmışa dönen yollarımızı, töre intiharlarını, devletin parasız kaldıkça benzine zam yapmasını, az önce otoyolda beni sıkıştırıp sonra ben onu geçince bozulup bana küfreden adamı, katilleri, hırsızları, trafik cinayetlerini kısaca beni üzen, sıkan, bunaltan her şeyi bir küsür saatliğine kapıda bırakmaya verdim. Frenleri koyuverdim, attım kendimi yokuş aşağı. Çok güldüm, çok eğlendim. Bana göre en serinin en komiği olmuş. Özellikle Fatih Terim taklidi, depresyon içinde evde kıvranmaları, kütüphanedeki halleri güldürdü beni. Ama o tiyatro sahnesi yok mu, öldüm gülmekten. Aslında itiraf etmek gerekirse ilk iki filmde yazılanların etkisinde kalmış kasmıştım kendimi. Serinin ikinci filmini, onu izleyen ve seven insanları anlamaya çalışırken sevdim. Üçüncü ise sorgusuz sualsiz sevdirdi kendini. Hele depresyondaki hallerine alttan alttan üzüldüm bile diyebilirim. Sinematografik, sosyo politik veya entelektüel bakışın marjinal yansıması açısından bakış beni hiç ilgilendirmiyor. O sıkıcı yazıları mutlaka birileri yazıp işi yine içimizdeki Recep İvedik'e bağlayacaklardır. Allah yardımcıları olsun. Çünkü ben sadece gülmek istiyordum ve güldüm. Ama bir yandan, ekim ayında yazdığım yazının da arkasındayım. Şahan Gökbakar gibi bir oyuncunun Recep İvedik salağından kurtulması ve dördüncüyü çekecekse bile arada başka bir şey denemesini yürekten istiyorum.

        RTÜK, Halid Ziya Uşaklıgil filan dinlemez ulenn!

        SANAT için sanat anlayışını benimsedi. Dili oldukça ağırdı, romanları Cumhuriyet döneminde sadeleştirilebildi. Romanlarında aydınlara seslendi, halkla filan işi yoktu. Roman dili, hikaye dilinden de ağırdı. Romanlarında İstanbul'a, hikayelerinde Anadolu kasabalarını anlatmaya ağırlık verdi. Eserlerinde realizmden etkilendi. 1867'de doğdu, 1945'te öldü. 1899'da yazdığı Aşk-ı Memnu isimli romanı 1899-1900 yılları arasında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildi. Eserde anlatılan ve 110 yıldır Türk halkının bayıla bayıla okuduğu, iki kez televizyona uyarlanan eser 2010 yılındaki televizyon uyarlamasında RTÜK isimli kurum tarafından 'ihanet toplum tarafından onaylanır hale geliyor' gerekçesiyle 'UYARILDI'. Anlamıyorum, Aşk-ı Memnu'yu da uyaracaksak neyi izletmeli Türk televizyonlarında? Hah, Cin Ali serisine ne dersiniz? Ama olmaz, onda da "Ali topu at, Ayşe topu tut" isimli bölüm sakıncalı bulunabilir. Dizileri toptan yasaklayıp belgesel yayınlasak diyeceğim ama yine olmaz. Bir aslan diğerine yan gözle baktığı anda Allah korusun Türk toplumu nasıl da dejenerasyona uğrar. Ama deli gönlüm şunu da fena halde merak ediyor.1899'da yazdığı bir romanla 2010 Türkiyesi'nde bazı insanları rahatsız eden Uşaklıgil, bugünlerde yaşasa nasıl bir roman yazardı? Ve yazdığı romanı özgürce yayınlatabilir miydi?

        Düdüklemek derken kast ettiğiniz nedir?

        TRT'Yİ genellikle iki zap arasında görüyorum. İki kanal aşağı veya yukarı giderken dikkatimi çeken bir şey olursa duruyorum. Önceki gece Ezel'in reklam arasında umarsızca bir aşağı bir yukarı giderken TRT 1'de Doludizgin Yıllar isimli dizinin final bölümüne rastladım. Diziyi ömrümde ilk kez gördüğüm için karakterlerin ismini bilmiyorum. Ama yakışıklı genç bir çocukla güzel bir hanım kız şömine başında, yumuşacık bir piyano ezgisi eşliğinde romantik bir sohbet ediyordu. Yani en azından görüntü buydu. Erkek kıza 'romantizmden ödün verme' diye öğüt veriyordu. Diyalog şöyle gelişti: "Şöyle düşün, sana siz dediğimi, hiç sevgilim demediğimi hatta düdüklemediğimi düşün, bu hoşuna gider miydi?" Neeeeee? Ne yapmadığını? Digiturk Plus kutu sağolsun başa sarıp tekrar izledim. Evet, adam bu romantik anda sevişmekten düdüklemek olarak bahsediyordu. Sonra diyalog nereye gidecek diye devamını izledim. "Hiç için acımaz mıydı? Aynı şey mi bu? Daha da kötü o senin annen, bir adım at hayatının sonuna kadar böyle mi yaşayacaksın?" Dumur oldum. Adam, sevgilisi annesi ile barışsın diye düdükleme kelimesini kullanarak sevişme üzerinden metafor yapıyordu. Öldüm gülmekten. TRT'nin nasıl işler yayınladığına da tanık olmuş oldum. Yapımcının Osman Sınav, senaristin Yiğit Güralp olduğunu öğrenince de çok şaşırdım. Ama bir yandan TRT kurumunda fikir özgürlüğüne verilen önemi de takdir ettim. Takdir ederek, koşarak ve gülerek olay yerini terk ettim :)

        Tam romantik komedi olmuş Arda, süpersin

        ARDA'NIN sevgilisi Sinem Kobal'la Romantik Komedi filmini izlemek için sinema kapatmış olması haberine bayıldım. Haberi okuduğum andan itibaren tatlı bir gülümseme var yüzümde. Hareket tam da Romantik Komedi filminin ruhuna uymuş. İkisi hem birbirlerine çok yakışıyorlar, hem de belli ki Arda, sevdiceğine çok değer veriyor, onu çok seviyor ve mutlu etmek için elinden geleni yapıyor. Birkaç ay önce plakasız otomobille gezmesi, abilerinin onu şımartmasıyla eleştirdiğim Arda meğer gerçek bir romantikmiş. İşte bu Arda kalplerin de kaptanı olur!

        Diğer Yazılar