Hıncal Abi, devlet film yapınca bak neler oluyor :)
HINCAL Abi, dünkü yazısında Başbakan ile sinemacıların kahvaltısı sırasında Mustafa Altıoklar ve Sırrı Süreyya Önder arasındaki tartışmada herkesin Sırrı’nın tarafını tutmasının yanlış olduğunu savunmuş. Kahvaltıda “Bize 15-20 milyon dolar verin, bizi ve tezimizi anlatan filmler çekelim, hakkımızda söylenen yalanlara cevabı filmlerle verelim” diyen Mustafa Altıoklar’ın lafına karşılık Sırrı Süreyya Önder “Sayın Başbakanım, eğer bu paraları verip o filmleri çektirirseniz bir vatandaş olarak size hakkımı helal etmem” diyerek ve “Gece Yarısı Ekpresi”ni anımsatarak “O paraları hapishane koşullarını düzeltmeye aktarın” demişti.
Sırrı Süreyya’nın bu tavrı basında ciddi destek görmüştü.
Hıncal Abi, yazısında sinemanın en güçlü silah olduğunu ve yakın tarihte birçok devletin bu silahtan faydalandığını ifade ediyor. Yakın tarih için haklı olabilir ama artık internetin olduğu çağda insanlara devlet eliyle yaptırılmış böyle bir propagandayı nasıl inandırıcı kılacağımızı düşünmüyor.
KENDİMİZİ DOĞRU ANLATMAK İÇİN...
Hıncal Abi’nin teklifini devlet geçmişte düşünmüş. Gazeteci Belma Akçura’nın “Devletin Kürt Filmi” adıyla kitaplaştırdığı filmin öyküsünü Sırrı Süreyya Önder film yapmaya hazırlanıyor. Yakın tarihte Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması üzerine tam da Hıncal Abi’nin yazısında bahsettiği motivasyonla “kendimizi batılılara çekeceğimiz belgeselle anlatalım” deyip bir kurul oluşturuluyor. Milli Güvenlik Kurulu tarafından oluşturulan kurul bir de senaryo yazım alt kurulu kuruyor. Genelkurmay’dan Dışişleri Bakanlığı’na birçok temsilcinin olduğu kurul, süresi 15 dakika olarak belirlenen film için senaryo yazmaya başlıyor. Örtülü ödenekten de 102 bin dolar para ayrılıyor. Filmi çekmek için TRT’de çalışan yönetmenler güvenlik sorgulamasından geçemeyince iş eski bir görüntü yönetmenine veriliyor. Adamcağıza çeksin diye verilen 40 sayfalık giriş bölümünü düz okumak bile bir saat sürerken 15 dakikalık filmin senaryosu tam 186 sayfa tutuyor. Final senaryoya ulaşmak ise 2.5 yıl sürüyor. Bu arada Abdullah Öcalan tutuklanıyor.
Ancak devlet, “kendimizi batılılara doğru anlatalım” diyerek projeyi devam ettiriyor. Senaryo filme alınınca ortaya 8 saatlik bir film çıkıyor. Bu kez de filmi kısaltmak için başka bir komisyon kuruluyor. Meşakkatli çalışmalar sonucu film 50 dakikaya indirilebiliyor.
Ancak Genelkurmay filmi izler izlemez “Hani burada dalgalanan şanlı bayrağımız?” diyerek filmi geri yolluyor. Filmin sonuna Anıtkabir’in önüne serilen dev bayrak görüntüsü ekleniyor. Bu kez de “bayrağımız yerde olamaz” denilerek film tekrar montaja yollanıyor. Sonra da proje rafa kaldırılıyor. Şaka gibi ama Belma Akçura kitabında bu ilginç ve gerçek hikâyeyi çok detaylı anlatmış.
DEVLET DESTEĞİ ŞART DEĞİL
Hıncal Abi, bizdeki bürokrasi anlayışıyla devletin film çekmesi ve bu filmin filme benzeme ihtimali çok olası görünmüyor. Henüz biz dünyada bir “ülke sineması” olarak anılmıyoruz. Yılmaz Güney, Nuri Bilge Ceylan gibi isimlerle bireysel olarak temsil ediliyoruz. Öte yandan çok komik paralara film çeken İran sineması bile bir ekol olmuş durumda. Devlet parasıyla film çekmeye konsantre olmadan önce bunu çözmemiz gerek. Öte yandan madem sinemacı dostumuz Mustafa Altıoklar bizim tezlerimizi anlatmakta bu kadar hevesli, sıvasın kollarını, vatanseverlik duygularıyla kotarsın filmini. Kimsenin ona film çekme dediğini veya diyeceğini sanmıyorum. Ama uzun zamandır film çektiğini de hatırlamıyorum. Bir sinema sevdalısı olarak iyi bilirsin Hıncal Abi, büyük film çekmek için illa milyonlarca dolar ve devlet desteği gerekmez. İyi bir hikâyeyle başlar her şey, gerisine devlet değil seyirci karar verir!
Çok tatlı, çok şanslı çocuklar bunlar
BEŞİKTAŞ’TA küçücük Mutfak isimli kulüpte onları ilk izlediğimde hissettiklerim, önceki gece ilk filmlerini izlediğimde hissettiklerimle karşılaştırılamaz bile. Bu hikâyenin başlangıcına tanık olmuş biri olarak bu gencecik insanlara verilen şanslar ve onların kendilerine uzatılan eli daha da yüceltmelerinin hikâyesi bu aralar en sevdiklerimden.
Yılmaz Erdoğan’ın artık resmi bir Akademi’ye dönüşmesi şart olan girişimi gençlere popüler kültürde bir ses çıkarma şansı veriyor. Önceki gece filmi onlarla birlikte izledik. Sanki lise mezuniyet törenindeydik.
Heyecanları, filmi izlerken verdikleri reaksiyonlar, filmden daha eğlenceliydi. Filme gelince, filmden önce mutlaka yönetmen Ozan Açıktan’dan bahsetmek istiyorum. Daha önce Vizontele Tuuba’da yardımcı yönetmenlik yapan Ozan, özellikle gişe sineması için gelecek vaat eden bir isim. Özellikle filmin başındaki yaratıcı fikirleri ve bunları uygulama şekli heyecan verici. Filme gelince, itiraf etmek gerekirse çocuklardan daha iyisini beklerdim.
Film, tıpkı televizyon programı gibi skeçlerden oluşuyor.
İçinde çok komik olanları da var (300 günübirlikçi yıkılıyor, elâlem ne der süper fikir, bisiklet mükemmel çekilmiş) çok komik olmayanları da. Ayrıca bu projeyle BKM bir de ilginç bir deney gerçekleştirmiş oluyor. Televizyonda tutmuş bir formatın sinema karşılığının ne olduğunu hem onlar hem de sektör bu sayede görmüş olacak. Başlığımda dediğim gibi; bunlar şanslı çocuklar.
Ama altı yıldır sürüne sürüne bu güzel günleri hak ettiler...