I Shot The Sheriff'imi çalsalardı Ezel'de?
DÜN sabah okurken en eğlendiğim haber “sevgili” RTÜK’ten geldi. Ezel’in bir bölümünde bir çatışma öncesi Ramiz Dayı’nın “Bir İhtimal Daha Var O da Ölmek mi Dersin” şarkısının çalınması sebebiyle, üyeler Hülya Alp ve Mehmet Dadak “Eser karanlık işlerin öğesi olarak kullanılmış” diyerek diziye ceza verilmesini istemiş. Bu cümle öncelikle çok komik olduğu için, sonra da RTÜK’te görev alanların kafalarının nasıl da sadece cezalandırma üzerine çalıştığını gösterdiği için köşemde kendisine yer buldu. Adeta diziyi cezalandırmak için bahane arıyorlar. Ben bu girişimden bunu anlıyorum. Ne yani, Ramiz Dayı gibi bir karakter, çatışmaya giderken Bob Marley’in “I Shot The Sheriff” (Şerifi Vurdum) şarkısını mı çalmalıydı? Gerçekten çok ama çok komik. Görünüşe göre RTÜK artık dizilerin dramatik senaryo öğelerine, sahnenin dramatik yapısını kuvvetlendirmek için kullanılan müziklere bile şüpheyle yaklaşıyor. Güç de o şahane cümleden alınıyor tabii: “Türk aile yapısını ve toplum ahlakını vs. vs. vs...” Ama aynı toplantıda açık açık gizli reklam olan bir konu, yani şarkının yayınlandığı radyonun frekansının (merak etmeyin o radyo istasyonu da atv’ye sahip olan Turkuvaz Holding’e ait) açık açık gösterilmesini görmezden geliyor. Oybirliği ile burada gizli reklam olmadığı kararını veriyor. Başka bir kanal olsa çatır çatır kesilecek olan fatura nedense söz konusu atv olunca hemen eller bunun ceza gerek olmayacak bir hareket olduğu yönünde kalkıyor. Ne âlâ memleket!
575 bin ağaç kesip köprüyü tahtadanmı yapacaksınız?
ÇEVRE Bakanı Veysel Eroğlu İstanbul’a yapılacak olan üçüncü köprü için tam 575 bin yetişkin ağacın kesileceğini açıklamış. Köprünün çevrede yaratacağı stres sonrası, geride kalan ağaçların ne kadar zarar göreceği ise henüz muamma. Bu rakamın İstanbul ormanlarının binde 4’ü olduğunu söylerek rakamı küçültmeye çalışmış gözümüzde. Oysa bu binde dördün nitelikli orman olduğunu eklemeyi unutmuş. Bölgedeki yabani hayatın zarar görmemesi için bazı geçişlerin viyadük ve tünellerle yapılacağını söylemiş. Ama bu tüneller kazılırken patlatılacak dinamitlerin, viyadük ayaklarının inşası sırasında çıkacak gürültülerin bölgede yaşayan hayvanlarda nasıl bir stres ve korku yaratacağını anlatmamış. “Köprünün çevre dostu olması için her türlü önlemi alıyo-ruz” demiş. Ama bölgede oluşacak trafiğin yayacağı tonlarca karbondioksitin ne olacağından bahsetmemiş. “5 yılda 2.5 milyon fidan dikeceğiz” demiş. Ama küçük fidanların, kesilecek koca ağaçların yerini tam olarak kaç yılda alabileceğini belirtmeyi unutmuş. Görünüşe göre Veysel Bey, Çevre Bakanı olduğunu da unutmuş... Başlıkla ilgili not: Sabah Twitter’da bu konuyu gündeme getirdiğimde bana “575 bin ağaç kesip köprüyü tahtadan mı yapacaklarmış?” diyen @burusvilis’e sevgiler...
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi!
ARTIK bakamıyorum. Dünden beri Nazlıcan- Halis Toprak hesaplaşması haberlerine bakamıyorum. Çünkü maşallah ikisi birbiriyle yarışıyor seviyeyi düşürmek için. Biri “Ayaklarını yıkattı, yemek, ekmek vermedi” derken diğeri onunla ilgili gerdek gecesi sırlarını açıklamakla tehdit ediyor. Aslında başında çok gereksiz yere karşı çıkmışız biz kadın köşe yazarları evlenmelerine. Meğerse ne kadar güzel bulmuşlar birbirlerini! Can Yücel’in Sevgi Duvarı şiiri geliyor aklıma. “Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi” dediği ustanın... Ama o şiirdeki aşktan ve duygudan eser yok bu hikâyede. Sadece sağlam bir dizi malzemesi var. Yakında dizisi yapılır zaten. Bu ikisi bizleri şaşırtacak, ters köşeye yatıracak bir ilişki içinde değillermiş. Tüm acımasızlıkları ile sadece “ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi” cümlesine kilitlenmişler. Kimse kimseyi çöpçülerin elleriyle okşamamış. Şimdi de arsızca, evlerinde yaşadıkları her şeyi paylaşmakla tehdit ediyorlar birbirlerini. Limitsiz düşüşler peşindeler. İş gerdek gecesi sırlarına kadar dayandı ya, ben artık bakamıyorum o tarafa. Ama dedim ya keşke ayrılmasalarmış. Biz kadın köşe yazarları hata etmişiz ‘bu evlilik yanlıştır’ diye yazmakla. Meğerse bu ikisi tam birbirinin kalemiymiş! Bu köşeyi, birbirlerini çöpçülerin elleriyle sevenlerin, gerçek âşıkların şerefine ve bu iki şantajcının inadına başlıkta kullandığım şiirin bence en güzel bölümüyle bitiriyorum, Can Yücel’i sevgiyle anarak:
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde, altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
Aramızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı, leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardın beni
Yalnızlığım benim, süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak, o kadar iyi
Aslantuğ’un açıklaması çok ciddi
BİRKAÇ ay önce “Altın Portakal’ı mükemmel yaptık, sıra dizi dünyasında” diye bir yazı kaleme almıştım. İsmail Cem Ödülleri’ni daha yeni duymuştum o yazıyı yazdığımda. Gerçekten de törenin sonucu tam bir felaket oldu. Tam iki haftadır törende yaşananları konuşuyoruz. Ciddi tartışmalar yapıyoruz. Ama Antalya’da bu töreni düzenleyenlerden çıt çıkmıyor. Sanki töreni yapmak için yabancı bir ülkeden geldiler ve sonra sırra kadem bastılar. Ama şimdi Gold Film cephesi daha önce sadece ima ettikleri bir şeyi açık açık paylaştılar kamuoyuyla. Hem de Mehmet Aslantuğ’un ağzından. Bu iddiaya göre gecenin organizasyonunu yapan Fayda Ajans aynı zamanda Ay Yapım’ın reklam ajansıymış. Bu, Hanımın Çiftliği’nin tartışmaların başından beri söylediği en ciddiye alınabilir şey. Böylesi bir bilgi gerçekse benim gözümde ödüllerin meşruiyeti iyice Hakk’ın rahmetine kavuşur. Ve eğer doğruysa da gerçekten çok ama çok ayıp. Başka şirket mi bulamadınız organizasyon yaptıracak? E Antalya, susma artık. Bununla ilgili bir konuş da bilelim orada gerçekten neler olduğunu.