Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        OKAN Bayülgen geçen pazar Medya Kralı programının açılışında Elif Dağdeviren’i sunarken Twitter’ı ‘Alo Breyk’ mekânı olarak tanımladı. 80’li yılların sonunda ülkemizde telsiz çılgınlığı başladığında en çok duyduğumuz laf “Alo Breyk” idi. Bir söze başlayıp anons yapacağınız zaman başına “Breyk” (Break) derdiniz. En çok yapılan anons ise “Breyk breyk... Arkadaş arıyorum... Bryek breyk” idi. Okan Bayülgen’in Türkmax kanalında ana teması twitter olan ‘Sosyal Medya’ isimli programın sunucusu Dağdeviren’i çağırırken Twitter’i böyle tanımlayıp alabildiğine küçültmesi ve sadece arkadaş aramak için girilen bir yer gibi tanımlaması interneti çok iyi kullanan bir adama hiç yakışmadı. Belli ki Okan Twitter’a hiç girmemiş. Twitter’a girmeden onu küçümseyen kuru kalabalık gibi davranıyor. Gerçi programın taa en sonunda Elif’in zoruyla ‘Twitter camiasından’ özür dilemiş ama nafile. Diyorum ki keşke Okan, geçen pazartesi Baykal’ın istifa ettiği dakikalarda twitli yayla’ya gelip soğuk sularımızdan içse, sohbetimizi izleseydi. Apolitik Türk gencinin nasıl da Twitter’da çatır çatır siyaset tartıştığını, herkesin kendi bilgisi ölçüsünde nasıl konuya müdahil olduğunu görseydi. Belki fikrini değiştirir, bir iki kelime de o söylerdi Türkiye’nin siyasi durumu ile ilgili fikirlerine dair...

        Asya ile tanışmayan genç kalmasın

        HAYATIMI değiştiren filmlerin başında gelir Selvi Boylum Al Yazmalım. Görünüşe göre yalnızca benim değil, benim ve benden önceki neslin de aşka ve sevgiye bakışını değiştirmiş bu film. Şimdi heyecanım çok büyük. Çünkü ilk kez beyazperde de izleyeceğim bu klasiği. Repliklerini ezbere bildiğim bir filmle ilk kez sinemada buluşma fikri çok heyecan verdi. İstanbul Film Festivali’nde özel gösterimini yurt dışında olduğum için kaçırmıştım. Şimdi vizyona giriyor Selvi Boylum yeni haliyle. Özel yöntemlerle ve ciddi para harcanarak hazırlanmış tertemiz bir kopyaya sahip artık filmimiz. Böylece gelecek nesillere sağ salim ulaşmayı garantiledi. Ama ben bir şeyi çok merak ediyorum. Bu filmi izleyen günümüz gençleri ne hissedecek? Çok klişe ve ağlak mı bulacak acaba? Yoksa böyle bir sevgi onlara inandırıcı gelmeyecek mi? “Feys’e girdim sevgili yaptım” repliği olmayan bir aşk hikâyesine ne reaksiyon gösterecekler acaba? Bu yazıya okuyan ve bu filmi görmemiş gençlere fena halde izlemelerini tavsiye ediyorum. Garanti ediyorum, aşka bakışınız değişecek çocuklar. Biz böyle aşk hayalleri ile büyüyüp sonra böyle dijital çağda karma karışık kafaların içinde bulduk kendimizi. Bakalım sizin kafanızla, bizim aşk hayallerini izlemek nasıl bir etki yaratacak üzerinizde...

        Peki ya Olcay Hanım Ahmet?

        AHMET Hakan dünkü yazısında bir kutuya “İyi ki kadının adı yok” diye başlık atmış. Ve benim Pazartesi gününden beri sorduğum “Kadınları hatırlayan yok” sorularıma şöyle bir bir cevap vermiş: “Ben de diyorum ki: İyi ki Nesrin Baytok’tan söz edilmiyor... İyi ki Baykal onun adını ağzına almadı. İyi ki Baytok pek konuşmuyor... Ve iyi ki esas hedef Baykal oldu... Ve hatta keşke Nesrin Baytok’un adı hiç anılmasaydı... Keşke itinayla saklansaydı ismi...” Bu skandalın başından beri gayet sağduyulu bir tutum sergileyen Hakan ilk bakışta çok haklı görünüyor. Sanki bu suskunluğun derinliklerinde Nesrin Baytok’un korunmasına dair gizli kodlar varmış ve bilinçli yapılmış gibi görünüyor. Ama bu işten en büyük kaybedenin Nesrin Baytok olduğunu, siyasi geçmişinin tamamen sorgulanır hale geldiğini ve aile birliğini sürdürmekte en çok zorlanacak isim olduğunu, tüm gazetelerde kadınla ilgili binlerce haber çıktığını ve videodaki o olmasa bile insanların ona yakıştırdığı bir bedenin artık onun “avatarı” olduğunu unutturamıyor bu mantık. Diyelim Ahmet Hakan, Nesrin Baytok konusunda haklı. Peki Olcay Hanım ne olacak? Kaseti inkar etmeyen Baykal, her şey bitip evinin önünde çadır kuranlar, basın ordusu, beyaz saçlı CHP kurmayları evlerine gittiğinde pijamasını giyip Olcay Hanım’la yüz yüze kalacak. Kaset gerçek veya değil, bir kadının kocasına kurulan komplo onu da sarsmıştır diye düşünüyorum. Herkesin derdi Baykal’ın geleceği. Herkes Baykal’a kol kanat gerirken Baykal’ın enetelektüel düzeyine yakışan şekilde (doğru veya değil) eşini üzdüğü için özür dilemesini beklerdim. Baykal, şarklı tarzı benimsemiş feodal bir devlet adamı hiç olmadı. Sen dilemez miydin onlarca yıldır aynı yastığa baş koyduğun kadından Ahmet? İzzet-ü İkbal ile giderken, hanımına küçücük bir özrü çok mu görürdün?

        Fıtnat ile Meliha 10 bölüm ÖNCE KAVUŞMALIYDI

        ÖNCEKİ gece “Canım Ailem” dizisine yeni bir karakter katıldı. Ödüllü oyuncu Ayça Damgacı (Nasıl da zayıflamış bu arada) Fıtnat isimli karaktere can vermiş. Fıtnat neredeyse Meliha’nın aynısı. Ancak Adana değil Gaziantep şubesi. İkilinin kapışması son günlerde televizyonda izlediğim en heyecan verici kapışmaydı. Sürekli “Ah, Fıtnat neden on bölüm önce katılmadı ki diziye” dedim durdum. Yine de Selin Tunç’u kutlamak lazım, karnı burnunda hamile olmasına karşın mükemmel götürüyor diziyi. Bu arada diziden bahsetmişken yaşadığım bir eziyeti de paylaşmazsam çatlarım. Ana gazete yazarları bir dönem nasıl bedelli askerlik çıksın diyenlerin attığı e-posta’larla delirme noktasına geldiyse biz yaşam yazarları da “dizimiz bitmesin” e-postalarıyla yaşarız zaman zaman. Şimdi dört bir yandan, Twitter’dan Facebook’tan Canım Ailem bitmesin mesajları yağıyor. Ben diziyi çok sevmeme rağmen bu fikre katılmıyorum. Bırakalım efsane dizimiz tadında bitsin. Ama yapım şirketinden tek bir beklentim var. O da Canım Ailem’in iki sezonunun DVD olarak bastırılması. Bence dizi hayranları asıl bunun için kampanya yapmalı.

        Diğer Yazılar