Ve... Aşk Tesadüfleri Sever
Sanırım yılın en çok beklenen Türk filmlerinden biriyle karşı karşıyayız. Ömer Faruk Sorak'ın yeni filmi "Aşk Tesadüfleri Sever", özellikle aşk filmi izlemeyi özleyen hatun kişi milleti arasında heyecanla beklenmekte. İlginç fragmanı ve fotoğrafçı arkadaşım Mehmet Turgut'un hayatından esinlenilmiş olması dolayısıyla heyecanla beklediğim bir filmdi. Ve önceki gece küçük bir kalabalık için yapılan özel gösteriminde filmi izleme şansı yakaladım. İlk izlenimlerimi arka arkaya sıralamak gerekirse:
1- Çok ağlayacaksınız ve ağladığınız için de filmi çok seveceksiniz.
2- Sevgililer Günü ve kırmızı gül terörü yaklaşırken eğer yalnızsanız filmdeki Özgür gibi âşık olmak ya da Deniz gibi çok sevilmek arzusu dolayısıyla filmi çok seveceksiniz.
3- Ankaralıysanız, kentiniz bir sinema filminde bu kadar güzel göründüğü için filmi çok seveceksiniz.
4- Eğer sinemaya ağlamak gibi ilginç bir motivasyonla gitmediyseniz ve süper bir aşk filmi hevesindeyseniz arada derede kalabilirsiniz.
Ama bence durum şöyle
FİLM çok güzel bir buluş fikrin etrafına konumlandırılmış. Tesadüfler ve insanın kaderindeki aşktan kapamaması fikri, iyimser bir tesadüfler sarmalında sunuluyor filmde. Ancak kişisel fikrim, yönetmenin filmin son 30 dakikasındaki sürpriz finale ve tesadüflerin altını çizme fikrine ileri derecede odaklanıp aşksal detaylan biraz ıskalamış. Özgür (Mehmet Günsür) ve Deniz (Belcim Erdoğan) arasındaki tesadüfler yağmuru sırasında Deniz'in evlenmek üzere olduğu adamla (Yiğit Özşener) ilişkisinin derinliğini serip meseleyi gerçek bir çıkmaza sokmaması izleyici açısından işleri gereksiz yere kolaylaştırıyor. Nefis bir dönem filmi tadı yakalamış ve harika sanat yönetimiyle mükemmel bir görsel lezzete ulaşmış olan film bende 'Vayy be!" duygusunu yakalamaya çok yaklaşmışken bunu başaramadı. Çünkü dediğim gibi ben küçük ama önemli detayların peşindeki izleyiciyim. Filmin, hikâye olarak benim açımdan sakatlandığı yerde devreye Mehmet Günsür ve Belçim Erdoğan'ın şahane oyunculukları giriyor. Mehmet Günsür, filmden önce çokça zaman geçirdiği Mehmet Turgut'u o beyazperdeye mükemmel taşımış. Abartıdan uzak, sakin, gösterişsiz ama pırıl pırıl parlayan oyunculuğu filmin en önemli artılarından. Mehmet Günsür böylesine başarılı bir performans sergilerken, filmin inandırıcılığı bakımından çok ama çok hayati olan Belçim Erdoğan'ın oyunculuğu ise Mehmet'ten geri kalmıyor. O da sakin, meseleyi içselleştirmeyi ve kendini an'a vermeyi başarmış. Açıkçası bu performansı beni çok şaşırttı ve gelecekteki işlerini takip etme hissi uyandırdı. Ama biliyorum ki izleyici, hele de kadın izleyici bu filmi sahiplenecek ve sinemamızdaki romantik film eksikliğinin de etkisiyle yeni "Issız Adam", yapacak. Üstelik bu film aşkı günümüz gerçekleri yerine hepimizin kafasındaki ütopyaya oturttuğu için duygulan zorlanmadan şelaleye çevirecek. Bu açıdan da ciddi bir gişe beklentisi içindeyim filmle ilgili olarak.
Sonuç: Ben, "Sınav" filmini çeken Ömer Faruk'tan bir başyapıt bekliyordum. Onun yerine çok güzel bir aşk filmi buldum. Sevgililer Günü havasına girmeye hazırlandığımız şu kara günlerde sinemaya gidip yabancı aşk filmleri arasında kaybolmak yerine bir Türk filmine şans verin. Hem daha sıcak daha duygulu saatler geçirirsiniz hem de Ömer Faruk'tan heyecanla beklediğimiz Derinsu projesinin finansmanına küçük de olsa bir katkınız olur. İzleyici olarak, tüm parasını ortaya koyup film çeken bu cesur adamlara karşı bu kadarcık sorumluluğumuz da olsun!
Yılmaz Erdoğan’a tebrik yok, tebrik Belçim’e!
FİLMİ izlerken olaylar döndü dolaştı Belçim Erdoğan'ın canlandırdığı Deniz karakterinin öpüşmesine geldi. E insan hafiften geriliyor tabii bu sahne gelirken. Yılmaz Enişte bu sahnelere ne diyecek? Sonra Deniz öpüşüyor sevdiceğiyle. Deniz karakteri, Belçim Erdoğan'ın vücudunu avatar olarak kullandığı için Belçim de öpüşüyor haliyle. Gözümde hemen gazete manşetleri canlanıyor: "Yılmaz Erdoğan'a Bravo!" Haberin devamında ise şöyle cümleler beliriyor hayalimde: "Yılmaz Erdoğan bir oyuncu ve bir koca olarak çok anlayışlı davrandı ve eşinin öpüşmesine izin vererek tebriki hak etti." Hayır işte hiç de öyle olmadı bence. Belçim Erdoğan, işini ciddiye alan bir profesyonel olarak işinin gerektirdiğini yaptı. Asıl cesaret Belçim'indir. Egemen anlayışa yenik düşmeyerek cesaretle rolünü oynamıştır. Yılmaz Erdoğan ise eşine izin veren değil, destek olan bir eş olarak başarılıdır. O kadar.
Filmin galasında içki ikramı var
UFF, ne absürd bir başlık değil mi. İki hafta önceki yaşamımızda böyle bir cümle yoktu. Hatta abartmıyorum ben galalarda içki verildiğinin farkında bile değildim.
Çünkü içki bir tabu değildi o günlerde. Mezeler içkinin yanında iyi giderdi o günlerde. İçki henüz saçma bir yönetmeliğe meze olmamıştı. Ama ne yazık ki şimdi buradayız. Ömer Faruk, filminin galasında içki servisi yapılacağını söyledi gösterim sonrası sohbetimizde. Ne acayip, bu cümle iki hafta önce hiçbir anlam ifade etmezken Ömer Faruk şimdilerde bir açıdan bakınca kahraman, başka bir açıdan ise "içkici" görünüyor. Şükürler olsun bu konuda da resmi olarak ikiye bölündük. Vatana millete hayırlı olsun diyemeyeceğim. Ben bu kadar kırmızı çizgi çekilen bir toplumun bireyi olmaktan çok keyif alamıyorum.