Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        OKAN Bayülgen'in yıllardır programını istikrarlı bir şekilde yürütmesinin en önemli sebeplerinden biri ekibine verdiği önem ve prodüksiyon şirketi olarak sağladığı demokratik çalışma şartlarıdır. Ekibinde herkes Okan'dan korkmadan fikrini söyleyebilir, üretim aşamasına katılabilir. Tüm fikri üretim işlemlerinin başında da Aziz Kedi vardır. Eski Ekşi Sözlük yazarı Aziz Kedi, Okan Bayülgen'in elindeki (bence) en kalifiye isimlerden biriydi. O çok güldüğümüz komik test şıklarını yazan da oydu, internette çok paylaşılan skeçlerin de mimarı oydu. Ama artık hem o hem de yine ekibin renkli elemanlarından Zeki Enes Akkan, Okan ile yollarını ayırdı. Okan'ın haleti ruhiyesi nasıldır bilmiyorum ama üzüldüğünden eminim. Mutlaka Okan yoluna devam edecektir ve eminim bu kez çok daha genç insanlarla çalışacaktır. Bu değişim Okan için biraz kritik olacak. Tam sezon geçişinde yazarları ile yollarını ayırmak programın diline yansıyabilir. Ama eminim Okan bu fırsatı daha genç insanlarla çalışmak için önemli bir adım olarak görecektir. Aziz ise yazmaya daha konsantre olacaktır. Belki de iki taraf için de en şahanesi budur.

        Bon Jovi'ye milli takım forması yakıştı!

        DOKSANLI yıllarda siz ne yapıyordunuz bilmiyorum ama ben yırtmaya, İstanbul'a karşı verdiğim mücadeleyi kazanmaya çalışıyordum. 1991 'de 16 yaşımdayken üniversite için geldiğim İstanbul'da kalıcı olmaya çabalıyordum. O yıllarda müzik dergilerinde çalışıyordum. Hayatta en çok sevdiğim şey olan müzik ile yatıp kalkıyordum. O yıllarda Ahmet San bir efsaneydi ve o gün dünyanın kendi alanlarında bir numara olan müzisyenlerini getiriyordu ülkemize.

        Bugün Lady Gaga konseri nasıl seksi bir şey olacaksa o adam bir yılda beş Lady Gaga çapında ünlü şanatçı veya grup getiriyordu. Guns And Roses grubunu dünya gözüyle ve en şahane oldukları yıllarda gördüysek, Madonna'nın 'In Bed With Madonna' turnesine İstanbul adını ekletebildiysek ve rahmetli Michael Jackson ile neşeden neşeye koştuysak Bon Jovi ile ilk karşılaşmamız da İnönü Stadyu-mu'nda geçirdiğimiz o mesut yaz aylarına denk gelir. O konserden iki şey hatırlıyorum. Birincisi deliler gibi eğlendiğimi ve sesimin bir hafta kısık kaldığını. Sanırım üçüncü şey olacak ama idare edin yabancı sayılmam ben; o da Jon Bon Jovi'nin sırtında Türk Bayrağı ile bir sağa bir sola koştuğu anlar. 18 yıl sonra minik bir dejavu gibiydi bir stadyumda üzerinde Türk milli takım forması bulunan Bon Jovi'yi izliyor olmak. Ama ciddi farklılıklar vardı ikimizde de.

        Ben aşağılarda kalabalıkların arasında tepin tepin tipenerek izlemiyordum konseri. Nezih bir şekilde koltuklu yeri tercih etmiştim. Bon Jovi de maşallah popo filan yerli yerindeydi ama o da eskisi kadar zıplayıp hoplamıyordu. Gerçi ayağındaki sakatlık yeni düzeliyordu ama apaçık yaşlanmıştı işte. Ancak müzik yaşlanmıyordu. Konser listesinde ikinci şarkıya gelip 'You Give Love a Bad Name' dediği anda tıpkı 18 yıl öncesi gibi avucunun içine alıverdi bizi. Ses sistemi şahane, abartıdan uzak ama şahane yüksek çüzünürlüklü led ekranlarla dolu sahne mükemmeldi. Tüm şarkıları albüm mükemmelliğinde çaldılar ama kendi adıma en çok eğlendiğim şarkı 'Keep the Faith' oldu. Bunlara bir de John'un alçak gönüllülüğü eklenince keyif katsayısı çok yükseldi. Son anda kendisine verilen Galatasaray atkısını açıp yuhlanmasının ardından kendini affettirmek için Always'i söylediğinde iyice kendimizden geçtik. Çünkü bu yıllardır hastası olduğumuz adam, içinde çok pozitif, alçak gönüllü bir "insan" olduğunu gösterdi.

        Bense 18 yıl öncesine geri döndüm. İki buçuk saatliğine 18 yaşıma döndüm. Nostaljinin dibine vurdum. Ama konser bittiğinde 36 yaşında olmaktan, kariyerimi iyi kötü toparlamış ve hayatımdan keyif duyuyor olmaktan memnundum. 90'lar güzeldi ama hayatta nefes aldığınız her sağlıklı gününüz güzel ve özel. Şimdi kadehimizi sağlıklı olmaya ve hayattan keyif almaya kaldırıyoruz.

        O balıklar derhal geri getirilmeli

        HATIRLARSANIZ ülkemizde kalan son ters lale soğanları kahramanca bir çalışmayla ve akademisyenlerin polislerle yaptığı işbirliği sonucu son anda çalınmaktan kurtarılmıştı. Şimdi benzer bir felaketle karşı karşıyayız. Ama bu kez elimizden kaçan balık çok büyük. Her fırsatta gurur duyduğumuz Sivas'ın Kangal İlçesi'ndeki doktor balıklarımızın tam 500 tanesi İsveç'e kaçırılmış. Burada bir havuza konulmuş ve balıklarımız her zamanki ciddiyetleriyle hasta kabul etmeye başlamışlar. Bu balıkların ülkemiz dışına kaçırılması kesinlikle yasak. Umarım devletimiz bu konuda acil aksiyon alır ve yörede bu balıkları tanesi 9 liradan satan vatan hainleri bulunup cezalandırılır. Bu kararlılık, benzer konularda örnek olması açısından çok önemli. Bu yüzyılda artık böyle milli servetimizi cahillik dolu saçma hikâyelerle yitirmemiz çok sıkıcı!

        Diğer Yazılar