Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GÜNE başlarken en sevdiğim şeylerden biri burcumda yazılanları okumak.

        Bu konuda da iki çok sevdiğim yazar var. Biri Hande Kazanova.

        Çok isabetli şeyler yazıyor. İyimser tavrı hoşuma gidiyor. Hayatıma Habertürk Gazetesi'yle girdi ama uzun süre çıkacağa benzemiyor.

        Diğer beğendiğim isim ise Hakan Kırkoğlu.

        Onun da isabetli tahminleri bir tarafa, tatsız şeyleri insanı huzursuz etmeden yazması hoşuma gidiyor.

        Çünkü sizi bilmem ama ben burcumda tatsız bir şey okuyarak güne başladığımda biraz etkileniyorum bu kötü cümlelerden.

        O nedenle bu iki isim dışında kimse bir şey okutamaz bana burç yorumlarım konusunda.

        (Susan Miller'i partiler üstü olarak değerlendiriyorum.)

        Ancak Hakan Kırkoğlu son beş gündür benim de burcum olan Kova burcu yerine Saka burcu yazıyor.

        Bunun açıklamasını da Kova burcunun Latince adı olan Aquarius'un "su taşıyan adam" anlamına geldiği ve bunun dilimizdeki tam karşılığının "saka" olduğu şeklinde yapıyor.

        Bu burca Kova demenin, onu orijinal adı olan su taşıyan adamın anlattığı derin kavramdan uzaklaştırdığını düşünüyormuş.

        Gayet de haklı ama adının da özelliklerinin de hastası olduğum Kova burcunun adının böylesi bir anlam sekmesi yaşama kaygısıyla değiştirilmesine hiç de olumlu bakmıyorum.

        Ben Kova burcuyum ve burcuma bu saatten sonra Saka diyesim gelmiyor.

        Kova burcu taşıdığı tüm olumlu ve olumsuz özellikleriyle birçok insanın çok beğendiği bir burçtur.

        Hatta o kadar sevilir ve kıskanılır ki bir arkadaşım, burcu Başak olduğu halde kendini eşe dosta Kova olarak tanıtır.

        Bu kadar sene oturmuş bir kelimeyi değiştirmek bana TDK'nın acıklı kelime çalışmaları gibi geldi.

        Diğer astrologlar bu uygulamayı beğenip kullanmaya başlar diye tırsmıyor da değilim.

        İsterse çok saygı duyduğum Hakan Kırkoğlu ile birlikte hepsi desin, ben asla Saka burcu olmayacağım. Kova burcuyum.

        Hatta bugün de doğum günüm.

        Bence iyi ki doğmuşum. Ve doğumumu Kova burcuna denk getiren anne ve babacığımın değerli çalışmalarına da saygılarımı sunuyorum:)

        ***

        Ohh! AKM'ye sponsor bulunmuş!

        GERÇEKTEN çok sevindim. Haberi okuduğumda sevinçle öyle bir zıpladım ki, kucağımda uyuklamakta olan kedim aklını kaçırıyordu.

        Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin. İstanbul'un göbeğinde kaderine terk edilmiş olan Atatürk Kültür Merkezi'nin onarımı için sponsor bulunmuş.

        Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bizzat açıklamış bu müjdeli haberi.

        AKM'nin onarım masraflarının yarısını karşılayacak firma bulunmuş ve nihayet onarım çalışmaları başlayacakmış.

        Mahkemeye takılan bölümlerin ise onarımı bekleyecekmiş.

        Şahane bir haber. Lokum gibi bir haber.

        Ama... Bir dakika...

        Bu işte bir tuhaflık yok mu?

        Biz ki üçüncü köprünün inşaatının ihalesinden kaçan, kârlı bulmayan şirketler ihaleye katılsın, bu işe talip olsun diye devlet garantisi koyuyoruz.

        Yani devlet, geçmesini garanti ettiği sayının altında araç geçerse firmaya çok ciddi tazminat ödemeyi göze alıyor.

        E paramız var gibi görünüyor yani.

        Peki o halde neden AKM için sponsor bulununca Kültür Bakanı heyecanla açıklamalar yapıyor ve onarım hemen başlayayazıyor?

        Burada bir tuhaflık yok mu?

        Köprüye saçacak paramız var ama AKM'yi tek başımıza onaracak paramız yok mu?

        NOT: Ertuğrul Günay demişken geçen hafta Taraf Gazetesi'ne yaptığı açıklamaya değinmemek olmaz. Ertuğrul

        Bey, Emek konusunda yalnız kaldığından dem vurmuş. Ve bizlere ayıp etmiş. Ben dahil basında birçok insan Emek'in akıbeti hakkında sorumluluğu paylaşıyor ve konuya ilgisini eksik etmiyor. Hatırlarsanız onun bu konudaki açıklamalarını birkaç kez burada paylaşmıştım.

        "Biz buradayız ve eğer hâlâ bizimle aynı şeyi düşünüyorsanız hep birlikte bu konuda kamuoyu yaratmaya devam edelim Sayın Günay" demek isterdim ama Ertuğrul Bey, Emek meselesinin kendi alanına girmediğini ve bu konunun sadece özel ilgi alanı olduğunu söylemiş.

        Yani görünüşe göre asıl yalnız kalan bakan bey değil, Emek Sineması'nın AVM'ye kurban gitmesini engellemeye çalışan gazeteciler...

        Her zamanki gibi!

        ***

        Daha çok tahriklerimiz var

        AYŞE Paşalı, bir fotoğrafıyla kadına şiddetin sembolü olması gibi şimdi de ölümünün ardından süren davasıyla kadınların hayatlarını değiştirmeye devam ediyor.

        Yargıtay, yerel mahkemenin Ayşe Paşalı'nın katiline tahrik indirimsiz verdiği cezayı onama talebinde bulundu.

        Böylece bir kadının eve geç geldiği, bir düğünde dayısının oğlu ile dans ettiği için kocası tarafından öldürüldüğünde katilin ağır tahrik indirimi almasının önüne geçilmiş olunacak inşallah.

        Güzel bir gelişme ama yetmez.

        Daha yeni başlıyoruz.

        Memleketimizde çeşit çeşit tahrik indirimi var.

        Kamuoyunda bu hassasiyet ve farkındalık oluşana kadar o kadar çok tuhaf neden tahrik indirimi sayılmış ki inanamazsınız.

        Potansiyel katillere yol göstermemek için neler olduğunu yazmıyorum.

        Çünkü birçok kadın hakları savunucusu bunları yazmanın ve paylaşmanın katillere yol gösterdiğini düşünüyor.

        Ama bu karar çok güzel bir gelişme. Yargımızın artık ağır tahrik indirimi uygulamasında kendine çekidüzen vermesinin zamanı geldi.

        Diğer Yazılar