Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUNU ben değil, peyzaj mimarı bir okuyucum söylüyor.

        Hatırlarsanız likör arazisi üzerindeki botanik bahçenin ne olacağına dair bir yazı yazmıştım ve inşaat firması da bilgi notu yollamıştı.

        Bu nota bir mimar okuyucumdan itiraz var. Bakın neler diyor:

        "Selam Rahşan Hanım. Ben Pelin Tolunay Çınar. Sizin yazılarınızı beğeniyle takip eden bir okuyucunuzum. Bu sabah da yazınızı okudum. Yazınızda Mecidiyeköy Likör Fabrikası'nı yıkıp yeniden inşa ederek koruyan(!) yetkililer asırlık ağaçlarla ilgili olarak da onları yeni yerlerine naklederek koruyacaklarını size bildirmişler. Bu konuyla ilgili size bilgi vermeyi kendime borç bilerek bu mail'i size yazmaya karar verdim. Ağaç nakil olayına ağaç transplantasyonu denir. Büyük bir kamyonun arkasına monte edilmiş 3 kıskaçla köklerinden alınıp daha önceden aynı araçla açılmış yeni çukuruna ağaç nakledilir. Ama sizin sözünü ettiğiniz asırlık ağaçlarda bu yöntem söz konusu bile olamaz. Çünkü asırlık büyük ağaçların kökü çok derinlerdedir. Şöyle düşünün, iğne yapraklı ağaçların (çam, ladin, sedir, köknar...) boyu kadar altında kökü olur. Asırlık ağaçların özellikle de büyüklerin transplantasyonla taşınmasından sonra (ki bu aracın da bir kapasitesi vardır, çok büyükleri taşıyamaz) ağaç kök zedelenmesinden sonra ölür. Bu söylediklerim iğne yapraklılar içindir. Normal yapraklı ağaçların transplantasyonu söz değildir. Asla taşınmazlar. Yani ne yazık ki firma, insanları 'Bakın biz yeni yerlerine naklettik, koruduk' diyerek kandırmak istiyor. Sizi uyarmak istedim."

        Bir peyzaj mimarının konuyla ilgili görüşü böyle.

        Umarım firma bu sıkıntıların farkındadır ve planını ona göre yapıyordur.

        Dört nakil, üç intihar...

        ÜLKEMİZ doktorlarının yüz nakli konusunda gösterdiği başarı takdire şayan.

        Ancak dört naklin üçündeki vericilerin hayatlarına intihar ederek son vermiş olmaları acı bir tesadüf mü yoksa ülkemizle ilgili tehlike çanları mı? Hele bu intiharların ikisinin aynı ilde, Uşak'ta gerçekleşmiş olması tuhaf istatistik haline geliyor.

        İlk yüzün donörü olan Ahmet Kaya, Gazi Üniversitesi'nde yapılan nakilde organları bağışlanan Olga Aygün ve son naklin donörü Tevfik Yılmaz'ın farklı yaş aralıklarında hayatın altında ezilmeleri ve öldükten sonra başka bir sıkıntıyla hayatın altında ezilen insanlara şifa olması ne kadar ironik. Cennet de cehennem de dünyada mevcut galiba.

        Ali Baba her gece aç yattı

        BİRKAÇ gündür evde, işte, otomobilde "Ali Baba her gece geç yattı, Ali Babanın karnı zil çaldı, meteliğe kurşun attı, iflas etti birden battı" diye diye geziyorum.

        Bizim Eurovision fedaimiz Can Bonomo, çocukluğumuzun filminin şarkısını şahane güncellemiş.

        TAVSİYE EDERİM

        Nefis bir cover versiyon yapmış.

        Modernize ederken şarkının ruhunu da ıskalamamış.

        Sadri Alışık ustanın o kulaklarımızdan ölene dek silinmeyecek sesinden alışık olduğum şarkıya yepyeni bir ruh getirirken eskiye selam durmayı da ihmal etmemiş.

        Şarkıya Can Saban'ın çektiği video da bir o kadar eğlenceli ve üzerinde ince ince çalışılmış bir yapım olmuş.

        Hele Ali Baba rolünde Sümer Tilmaç'ın olması, o eski güzel günlerin havasını günümüze öylesine güzel taşımış ki tekrar tekrar izlemeye doyamıyorum.

        Pek tavsiye ederim.

        İnternete yolunuz düşerse bir bakıverin.

        ŞARAP GEYİĞİ

        ÇOK meşakkatli iştir şarap seçmek.

        Hele de yanınızda, gelen garsona havalı havalı çeşitlerini, yıllarını soran biri varsa daha da meşakkatli hale gelir.

        Tabiİ eğer yanınızda şaraptan anlayan biri varsa bu avantaja da dönüşebilir.

        Arkadaşın büyük bir havayla -üzerine basa basa havayla deyip duruyorum, çünkü şarap işinden anlayanlar, bu durumu bir statü sembolüne dönüştürmeye bayılırlar- verdiği siparişe katılmak kolay bir kurtuluştur.

        Sonra da sipariş geldikten sonra, bardağı havalandırıp bir yudum aldıktan sonra tadında bir farklılık hissetmeseniz de "Süper bir seçim, kutluyorum, ne kadar hafif bir içimi var değil mi?" deyip konuya hâkim süsü verdiniz mi tamamdır. Hayli özenirim şaraptan anlayana.

        Ancak dün gazetede okuduğum bir olay, şarap tadımıyla ilgili bir sürü miti yerle yeksan eylemiş.

        Endonezya asıllı bir adam, ucuz Napa şaraplarını 40'lı yıllardan kalma Petrus şişelerine doldurup ağzını da kapatmış. Ve bu şarapları fahiş fiyatlarla sağa sola satmış.

        EKSPERLER YANILDI

        İşi ilginç kılan ise bu şarapları tadan dünyaca ünlü şarap eksperlerinden John Kapoon, Ellen Meadow ve Paul Wasserman'a degüstasyon yaptırmış ve üçü de şarapların orijinal olduğuna karar vermiş. Şaraplar hakkında övgü dolu yorumlar yapmışlar.

        Kıssadan hisse 1: Her şarap uzmanına kanmayın.

        Kıssadan hisse 2: Demek ki şişesi ülkemizde 50 lira civarında bulunabilen Napa şaraplarının Petrus gibi acayip havalı şaraplardan fazla bir farkı yok.

        Kıssadan hisse 3: Bir de siparişi verirken en pahalı şarap en iyisidir klişesinden uzak durmak gerek...

        Diğer Yazılar