Ece Erken'e eşlik eden polis ölse şehit mi sayılır?
Hatırlarsanız geçen aylarda kısaca “Üflemeli mi üflememeli mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma yaşamıştık. Bir hukukçu yasada açık olduğunu ve eğer istemezsek “Alkol aldık mı?” sorusunun ardından cihaza üflememe hakkımız olduğunu söylemişti. Önceki gece alkollü olarak direksiyon başına geçme hatasını gösteren Ece Erken trafik uygulamasına takılmış.
İHMALKÂRLIK ÖRNEĞİ
Etrafına bir anda basın mensupları toplanınca da kendince gayet haklı bir gerekçeyle orada herkesin içinde cihaza üflemek istememiş. Bunda hiçbir sorun yok. Ancak bu andan itibaren trafik polisleri akıl almaz bir rahatlık ve vurdumduymazlıkla ilginç bir uygulamaya imza atmışlar. Alkollü olduğu her halinden belli olan bir sürücüyü kendi araçlarına alıp kan tahlili yaptırmak üzere hastaneye götürmek yerine bir arkadaşlarını Ece Erken’in yanına oturtmuşlar. Ortaköy’den Arnavutköy’e kadar Ece Erken kullanmış otomobili. Az sonra kanındaki alkol oranı yasal oranların çok üzerinde olduğu için ehliyetine el konulacak olan bir sürücünün yanında oturtmuşlar polis arkadaşımızı. Bu ciddi ciddi hayati tehdit taşıyan bir ihmalkârlık örneği. “O kadarcık yolda ne olur?” demeyin, alkollü ve az önce basının önünde rezil olmuş bir insanın elinin ayağının nasıl titreyeceği, reflekslerinin nasıl zayıflamış olacağı konusunda iyi kötü hepinizin biraz fikri vardır herhalde. Ve trafikte oyun olmadığını da bilecek kadar insanın ölümüne şahit olduk bu ülkede. Ya o yolda korkunç bir trafik cinayetine imza atsaydı alkollü sürücü? Allah korusun, trafik polisi olmaktan başka hiçbir günahı olmayan o polisin hayatına bir şey olsaydı şehit deyip geçecek miydik? Neresinden bakarsanız bakın bu bir skandaldır.
BU BİR SKANDAL
Ve trafik polislerini sadece trafik cezası koçanı olarak gören yöneticilerin camiaya hâkim kıldığı bir boşvermişlik ve yaptığı işi ciddiye almama halidir. Ki bu herkes için tehlikelidir. Her ne kadar kendi hayatını hiçe saymış olsa da Erken’in de başına bir şey gelse bu sefer o polisler sorumluluk kabul edecek miydi? Neresinden bakarsanız bakın bu bir skandaldır. Kentin trafik yönetimiyle ilgili çok çirkin noktaları gözümüze sokan bir skandal...
Devletten polise koçan muamelesi
Ece Erken’in yaşadıkları bana alkol kontrollerinin sürücüler ve trafikteki diğer kişilerin güvenliğini sağlamak yerine sadece devlete gelir kapısı açmak için yapıldığı izlenimini daha da kuvvetlendirdi. Devletin trafikten para kazanma arzusu konusunda şimdi daha da ilginç bir dönem başlayacak hayatlarımızda. Bundan böyle çok ceza yazan trafik polislerine ödül ve tayin kolaylığı sağlanabilecekmiş. Düşünebiliyor musunuz, trafikte seyir halinde olmakla ilgili basit bir vakada bile disiplinli davranmayan ve yaptığı işi ciddiye almadığını gösteren çalışma arkadaşlarına eğitim vermeyi ve kente nefes aldıracak bir trafik yönetim anlayışını hâkim kılmayı beceremeyen yöneticiler şimdi de yine koçan muamelesi yapacaklar polislere. Zaten itirazı çok zorlaştırılmış trafik cezası sisteminde devletin para kaynağı arttıkça birileri mesut olacak. Bizler haksız cezalara muhatap olurken.
Dünyayı Queen şarkılarıyla kurtarıyorlar!
“FREDDIE Mercury öldüğü gün okulda o kadar ağlamıştın ki ailenden biri öldü sanmıştık” deyince Selma Semiz hatırladım o günü. (Devrik cümle candır!) 24 Kasım 1991 günü haberi aldığımda okuduğum üniversitenin tiyatro kolu odasındaydım. Okula yeni ulaşmıştım ve geri sarma düğmesi kırık walkman’imde “A Kind of Magic” kasetini dinlemekten bitap düşmüşken almıştım. Ne kadar ağladığımı hatırlamıyorum ama benim için korkunç bir gündü.
KÜFÜRLERİ SALLADI Önceki gece Londra’da Dominion Theatre’ın üzerinde Freddie Mercury’nin Cenevre’deki heykelinin daha büyüğü olan kapısından girerken duygularım karışıktı. Tam 11 yıldır binlerce kişinin izlediği “WeWill Rock You” müzikali bir hayal kırıklığı olabilirdi. Çünkü oyun ilk oynandığında İngiltere’de eleştirmenler ikiye bölünmüştü. Bir bölümü bayılmıştı gösteriye. Diğer kısım ise dünyanın iPlanet olarak adlandırıldığı gelecek bir zamanda rock müziğin yasaklanıp GaGa (Radio Gaga şarkısındakinden) isimli bir müziğin hâkim kılındığı, insanların hayatlarını evlerinde internete bağlı geçirdiği bir dünyada müziğin yeniden dirilişini komik bir metin ve 24 Queen şarkısıyla anlattığı oyunun Freddie’nin hatırasına saygısızlık olduğunu iddia ediyordu. Oyun başlamadan önce iki üç dakika kadar yazarı Ben Elton ile konuşma şansım oldu ve doğrudan bunu sordum. Çok sakin ve aklı başında bir insana benzeyen Ben Elton delirdi bu soruma ve bunu yazanlara en ağır küfürleri sallamaya başladı. Freddie’nin annesinin ilk gösteriyi nasıl ağlayarak izlediğini ve Queen üyelerinin geri kalanının böyle bir şeyi onaylamasının mümkün olmadığını anlattı. Freddie’nin annesi ağlayarak izlemiş gösteriyi. Brian May yılda birkaç kez izlermiş hâlâ. Yapımın müzik süpervizörlüğünü Queen üyeleri Brian May ve Roger Taylor birlikte yapmış. Neyse ardından perde açıldı ve sahnenin iki yanına konuşlanmış müthiş bir rock orkestrası Innuendo’yu çalmaya başladı. Süper ses sistemi ve dev sahne hayli etkileyiciydi. Ardından Queen hitleri bir bir sahnedeydi. Müzikalin başrolündeki Oliver Tompsett ve Emma Hatton müthiş vokal kabiliyetleriyle harika bir iş çıkardılar.
ALKIŞTAN İNLİYORDU
Lafa çok yüklenmeden şarkı üzerine şarkı patlatmaları eğlenceyi daha da artırıyor. Her sahnede farklı ve çok başarılı bir dekor tasarımı yapılmış. İki saatlik rock müzik şöleniydi benim için ve tabii ki anılara geri dönüş. Ama en parlak an tabii ki final. Anlatıp tadınızı kaçırmak istemem ama şu kadarını söyleyeyim, oyun bittiğinde salon alkıştan inliyordu. WeWill Rock You, nisan ayında iki haftalığına Beşiktaş Kültür Merkezi tarafından ülkemize de getiriliyor. Bambaşka bir yorumla iki saatliğine Queen ile buluşmak isteyenlere tavsiye ederim.