Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SEVDİM. Hem de çok sevdim Kayıp Şehir dizisini.

        Sadece ben de değil, reyting sonuçlarına bakılırsa hayli kalabalık bir izleyici kitlesi perşembe günleri heyecanla bekliyoruz diziyi.

        Ay hayır cuma mı bekliyorduk?

        Yok, cuma ilk yayın günüydü.

        Hani Yalan Dünya'nın ardından PT 2'de yayına girip Prime Time kuşağındaki programlara fark atıyordu.

        Hah hatırladım, pazartesileri heyecanla bekliyoruz Kayıp Şehir'i!

        KURTULMAYA MI ÇALIŞIYOR?

        Bu kadar başarılı bir dizinin, Kanal D gibi yayın prototipi oturmuş bir kanal tarafından birbirine çok yakın zamanlarda üç kez yayın günü ve saatinin değiştirilmesi çok tuhafıma gidiyor.

        Uzun süredir kanalın izleyicisiyim, tutmuş bir işle bu kadar uğraştıklarını ilk kez görüyorum.

        Âdettendir, reyting alamayan diziler ölüme yaklaştıkça yerleri fıldır fıldır değiştirilir.

        Başka saatler, günler, hedef kitleler denenir.

        Sonra da bir gün bir bakarsınız dizi yayından kaldırılıvermiş.

        Oysa Kayıp Şehir vakasında durum hiç de böyle değil.

        Nereye koyarlarsa koysun dizi şahane reyting alıyor.

        Üstelik hem basında hem de sosyal medyada dizi hakkında harika şeyler yazılıyor.

        "Peki nedir bunun nedeni" diye sorunca aklıma tek bir şey geliyor.

        Acaba Kanal D zırt pırt gününü değiştirerek Kayıp Şehir'den kurtulmaya mı çalışıyor?

        Hakikaten hiçbir tutmuş işin bu kadar zorlandığına tanık olmadık.

        Peki Kanal D neden kurtulmak istesin başarılı bir yapımından?

        Bunu dizinin işlediği konularda aramak lazım.

        Mesela Kayıp Şehir'de gerçek bir travesti tarafından canlandırılan bir travesti karakter var.

        Üstelik hiç de Türk dizilerinde görmeye alıştığımız karikatür, tek boyutlu karakterlerden biri değil.

        Dizinin baş karakterlerinden Aysel önce hayat kadınıydı, şimdi meyhane işletiyor. Kıyafetleri ise RTÜK'ün tüylerini ürpertecek cinsten.

        Yine önemli karakterlerden Ahmet Mekin'in canlandırdığı dede karakteri etrafında 6-7 Eylül olaylarında yaşananlar hayli eleştirel bir biçimde anlatıldı.

        KİLİSEYE BAĞIŞLADI

        O olaylar sırasında bir kuyumcuyu yağmalayan dede, yıllar boyu yaşadığı vicdan azabının ardından elinde kalan son mücevheri kiliseye bağışladı.

        Sonra bu dizide belki de Türk dizilerinde ilk kez bir dramada Tarlabaşı'nda yaşayan ama hiçbirimizin varlıklarından bile haberi olmayan siyahi mülteciler konu edildi.

        Daniel adını taşıyan Nijeryalı karakter, dizinin belkemiği ailenin kızına âşık olunca tüm toplumsal ikiyüzlülüğümüzü özümüzün önüne döküverdi dizinin yazarları.

        Bu kadarla da kalmadılar, geçen hafta yayınlanan (gününü sormayın gerçekten karıştırıyorum:) bölümde Daniel, ailenin annesi tarafından polise ihbar edildi ve ardından polis baskınında silahlı olmadığı halde öldürüldü.

        Sonra da Daniel'i vuran polisler mahkeme tarafından serbest bırakıldı ki bu da Taksim'de karakolda vurularak öldürülen siyahi Festus Okey'in ölümü sonrası yaşanan olaylara ve adaletsizliğe doğrudan göndermeydi.

        YÖNETMEN İSTİFA ETTİ

        İşte bunları alt alta yazınca Kayıp Şehir'i bir an evvel kaybetmek için yeterli bir liste ortaya çıkıyor sanki.

        Zaten dizinin harika bir iş çıkaran yönetmeni Cevdet Mercan, Kanal D diziyi ciddiye almadığı ve sürekli gününü değiştirdiği gerekçesiyle istifa etti.

        Herhalde yakındır bu ezber bozan dizinin Hakk'ın rahmetine kavuşması.

        Sevmeyiz biz hayatımızı olduğu gibi gösteren işleri.

        Yalılarda geçsin hikâyeler, kadınlar lüks kıyafetler giysin, entrikalarda boğulsun tüm karakterler...

        Hem zaten RTÜK'ün başka planları var dizilerle ilgili...

        İKİNCİ YAZI/

        High Frame Hobbit berbat!

        DİLE kolay 80 yıldan fazla bir süredir filmler saniyede 24 kare olarak çekiliyor.

        Teknoloji elini attığı her şey gibi bunu da değiştirmeye hazırlanıyor.

        High Frame isimli teknoloji, özel kameraları sayesinde saniyede 48 kare çekebiliyor. Ve bunu küresel bir film projesinde ilk kullanan da Peter Jackson oldu.

        NEFRET ETTİM

        Jackson, The Hobbit filmini saniyede 48 kare olarak çekti.

        Bu kararının sebebini de aksiyon sahnelerinde özellikle üçboyutlu versiyonlarda oluşan gren ve netlik kaymasının önüne geçmek olarak açıkladı.

        Filmin bu versiyonunu ilk izleyen eleştirmenler hiç hoşlanmamıştı bu uygulamadan.

        Ancak ülkemizde bu teknolojiyi gösterebilecek projektör olmadığından The Hobbit standart versiyonuyla gösterime girmişti.

        Her yeni teknolojiyi merak edip denemek isteyen ben, geçen hafta CES 2013 sırasında bir fırsat yaratıp The Hobbit'i IMAX'de 3B olarak High Frame izledim.

        Ve gerçekten bu yeni teknolojiden nefret ettim.

        MUHAFAZAKÂRIM

        Perdedeki görüntü gerçekten sıradan filmlere göre çok çok net ancak olması gerekenden fazla net.

        Genel duygu sanki sinemada bir film değil de televizyon satan bir mağazada hormonlu HD görüntüleri izliyor olmak gibiydi.

        Film sıcaklığı kaybolmuş, yerine soğuk bir görüntü gelmişti.

        Her teknolojik yeniliğe çabuk adapte olan ben, söz konusu sinema olunca biraz muhafazakâr olduğumu fark ettim bu talihsiz deneyim dolayısıyla.

        Kısmet değilmiş :)

        Diğer Yazılar