F Tipi Filmiyle unutulmaz bir performans sergileyen oyuncu Arka Sokaklar’da epeyi cirit attı. Hamileyken Kül-Kadın oyununda nefis bir performans sergilemeye devam etti. Efendim SN. Gizem Soysaldı Karabey ile yaptığımız çok acayip ciddi röportaj burada, şimdi, hemen, işte veeee buyurunuz;

Bedeninizin nasıl algılandığını düşünüyorsunuz ve bu algıya göre oynuyor musunuz?

Bedenimiz kesinlikle bizim düşündüğümüzden farklı algılanıyor, kesinlikle:)  Örneğin kilolu olduğunu düşünüyorsun ama halbuki son derece zayıfsın. Ya da burnun büyük ama senden başka kimse bunun farkında değil:) Aslında bu konuda ben genel olarak cezamı doldurdum. Artık 'nasıl görünüyorum acaba' düşüncelerinden uzaklaşabiliyorum, özgürleşebiliyorum. Genel olarak bedenimle iyi geçiniyor ve onu seviyor olsam da, gün geliyor bir karakter çıkıyor karşıma ve her şey sil baştan olabiliyor, hapislik günleri yeniden başlıyor. Bedenimi tekrar sevmem, karakteri tanımam, bedenimin nasıl göründüğünü unutmam ve yeni bir beden yaratmam gerekiyor.

Bedeninizin içine hapsolduğunuzu düşüyor musunuz? Bu aşılabilir mi?

Yaşadığımız ataerkil dünyada bir kadının beden ve ruhen özgürleşmesi çok zor. Ben de diğer kadınlar gibi hep mücadele içindeyim, hem kendimle hem de toplumla. Güzellik her on yılda bir yeniden tanımlanıyor ve bedenimiz bu egemen estetik anlayışının hizmetine sunuluyor. Ben de kadın olarak, oyuncu olarak bu tuzaklara hep düşüyorum. Düşüp düşüp yeniden çıkıyorum.

Hamilelik kutsal mı? Taptaze bir anne olarak annelik yüce mi? Dokunulmaz mı?

Modern hayatta doğadan o kadar kopmuşuz ki, en temel güdülerimize bile yabancılaşmışız. Hamilelik ve doğuma dair her şeyi internetten okuyoruz. İçgüdüsel olarak bildiğimiz ama modernizmin bize unutturduğu her şeyi yeniden öğrenmeye çalışıyoruz. Ben de taze anne olarak hala idrak edemedim. Taylan iki aylık oldu ve şu kesin ki sevginin en saf hali onun hissettikleri. Büyüyünce kaybediyoruz ya o hali.

Kadını annelikle tanımlamak haksızlık mı iltifat mı?

Doğuran bütün dişiler kutsal bence. Kadını annelikle tanımlamak haksızlık değil, eksiklik. Kadın doğurunca sadece anne olmuyor, sıfatlarına annelik de ekleniyor. Dönüşüyor, değişiyor, zenginleşiyor, yaratıcılığı artıyor. Hayır henüz kendimden bilmiyorum, etrafımdaki kadınlar öyle:) Ben de inşallah öyle olacağım.

Hamileyken sahnede olmak ne demek? Bedendeki değişiklikler performansını nasıl etkiledi?
Seyirci sahnede hamile bir kadın izlerken rahatsız oldu mu? Ya da tepki verdi?

Hamileyken sahnede olmak çok güzeldi. Oyuna benim yeni bedenimi de ekleyerek değişiklikler yaptık ve baktık ki vahşi kül-kadınlar da eksik parça buymuş. Seyirciler önce hamile olduğumu anlamıyordu ama son aylarda bazı sahneleri korkarak izlemişler, yerlerde yuvarlanıyordum çünkü:))

Başka oyuncu bedenlerde gördüğünüz ve kıskandığınız bir özellik var mı? Örneğin çatallı bir ses, çirkin büyük bir burun, dişlek bir ağız yapısı vs.  (Sanki geri kalan herkes çirkinlikten ölüyor, örneklerimdeki tuzağa dikkat ediniz! Bunlar hep ders olsun!)

İyi bir filmde iyi bir oyuncu gördüğümde kaş, göz, burun bunlar hep teferruat. Ne roller var yahu, neler oynuyorlar, nasıl döktürüyorlar diye söyleniyorum evin içinde. İyi oyunculuğu izlemenin verdiği hazla karışık bir kıskançlık:)


Bedeniniz ne kadar avantaj sunuyor ve ne kadar dezavantaja sebep oluyor? (Bakın nasıl korkuyor sorudan, şimdi şeytan diyor Gizem Soysaldı ‘esnek bir bedenim var’ dedi diye dört sütuna manşet at!)
Esnek bir bedenim var ve bu da kendimi sahnedeyken iyi hissetmemi sağlıyor. Dezavantaj oldu mu bilmem, kaçırdığım rollerin hepsini bilmiyorum.

Bedeniniz (yüz elbette dahil:) sayesinde kazandığınız rol oldu mu? Nasıl, neden, niçin, nerede? (Devlet sırrı açıklar gibi tek kelimelik cevaplarla röportaj mı yürür
Bedeniniz sayesinde kaybettiğiniz rol oldu mu? Nasıl, neden, niçin, nerede? (Sanki Erkan Yolaç’la ‘evet hayır oynuyoruz! Şeytan diyor İzmir Marşı’yla yolla söyleşiden!)

Geçen yıl bir İstanbul'da çekilen bir Alman filmi için bir yönetmen arkadaşım beni önermiş. O gün ofiste Alman yönetmenle karşılaştığımda dizi setinden dönmüştüm. Yüzümde makyaj, kot, bot, deri ceket! Yönetmen beni görünce doğrusu hayal kırıklığına uğradı, biz daha farklı bir tip arıyoruz dedi ama yine de karakteri anlattı. Ben de birkaç gün çalıştım, bir video hazırladım ve rolü kaptım:) Şevket Süha Tezel ile karı kocayı oynadık. (Bu arada kendisi süper yetenekli ve şahane bir insanmış.)

Bedeninizin en çok hangi bölümüne güveniyorsunuz, nasıl bir farklılık sağlıyor?
Bedenimin kafatası içerisinde olan kıvrımlarından zaman zaman memnunum. Gerçi arada sırada beni hayal kırıklığına uğratsa da idare eder. İnsan bedeni ile barışık olabilir ama bu mutlak bir süreklilik içermez. Aynı mutluluk gibi! İnsanın bedenine güvenebilmesi için mutlu bir ruh haline sahip olması lazım. İşte o zaman herkes size gıpta ile bakar. Üstelik beden ölçünüzü düşünmeden!

Bazı oyuncular hep masum, bazıları hep seksi, bazıları hep iyi, bazıları hep mazlum vs… O halde roller bedenin şekline göre mi seçiliyor? Zaten roller belli mi?

Sinema ve televizyonda birçok yönetmen ve yapımcı çok tutucu, hayal güçlerini kullanmıyorlar, başka oyunculara şans vermiyorlar. Oyuncunun bedenini değiştirebileceği gerçeğini unutuyorlar. Yani biz buna hazırız ve istiyoruz. Saçımı sarıya da boyayabilirim ya da kökünden kesebilirim. Kilo alabilirim ya da verebilirim. Bunları hatırlamaları gerekir. Onlar ise bunun yerine en son geçen film ya da dizi de kim neyi canlandırmışsa aynısını istiyorlar...

Haluk Bilginer’in bedeni Alain Delon (yani çoooooooook fena yakışıklı) olsaydı yine böyle bir oyuncu mu olurdu? (Bakın nasıl da bozuyor beni, Arka Sokaklar’daki amirlerine güveniyor belli!)
Tuzak soru :) Yemezler. Üstteki Cevaba bak. Ama yine de bir iki kelam edelim.
Beni benden alan doğru hikayede doğru karakterin yer alması. Ve bunun mümkün kılan yönetmenin oyuncuya güvenmesi. Tabii ki son olarak oyuncunun da bu şansı iyi kullanması. Bence Haluk Bilginer'de  Alain Delon'da bu şanslarını gani gani kullanmışlar.

Türkan Şoray’ın gözleri, oyuncunun sahip olması gereken estetik, teknik ve entelektüel donanımla sağlanabilir mi, imkansız mı? Boşuna mı bu oyunculuk eğitimi yani? Herkes kendine yakın birini mi oynuyor?

Bence Türkan Şoray örneği bir istisna. Yeşilçam’la o dönemin sinema ve estetik anlayışıyla alakalı bir durum. Örneğin ben Türkan Şoray'ın ilk dönem filmlerindense son dönem filmlerini tercih ederim. Daha olgun bir kadın olarak gözlerinde romantizmden çok daha farklı anlamların olduğu filmler. Oyunculuk eğitimi tabi ki önemli!  Entelektüel birikim, hayat tecrübesi, algılarımızın açık olması çok önemli. Ama inkar edemeyiz ki bazılarında şeytan tüyü var. Sahnede 10 kişinin arasından bir kişiye takılıyor gözümüz ve büyülenmiş gibi onu izliyoruz.

Bu zamanda Tel Dolap mı kaldı? Ha bir de neden sen? Bedenin mi, ruhun mu Tel Dolap’a takıldı? Bu neyin performansı?

Dört bir yanımız hormonlu, katkılı, genetiği değiştirilmiş gıdalarla sarılmıştı:) Bir gün sette bir baktım herkes bunu konuşuyor, sadece kadınlar değil, özellikle çocuğu olan erkekler de. 'Sen bana kefir kültürü bul, ben de sana yoğurt mayamdan getiriyim' gibi cümleler havada dolaşıyor. Benim hep bir tarafım eskilerde zaten ama asıl mevzu bedenimize bu kadar hormonu reva görmememiz gerektiği yönünde. TurkmaxGurme'yi izlerken aklıma düştü, böyle bir konsept olsa dedim. Ama bir şef sunmamalı, tam tersi çalışan şehirli kadını temsil eden biri sunmalıydı. Çünkü eskiden bütün kadınlar yoğurdu, reçeli, tarhanayı, bisküviyi, turşuyu, sucuğu evde kendileri yapıyordu ve kimse şef değildi. Kimse hazır gıda almıyordu, her şey mevsiminde taze ve evlerde yapılıyordu. Kanalla görüştüm, sen sun dediler, olur dedim. Böylece Tel Dolap gerçekleşti ve çok tatlı bir program oldu. Asıl güzel olan da ilk bölüm çekimlerinden son bölüme kadar Taylan karnımdaydı. 4 haftalık hamileydim başladığımızda, 8.ayda çekimleri tamamlamıştık. Taylan'ın kapitalizmle savaşı daha karnımdayken başlamış oldu anlayacağın. Yeni sezonda da devrimci mücadelemiz devam edecek:)

Gizem Soysaldı Karabey’i çok seviyoruz amirim Hüseyin Karabey’den Gizem’e başrol rica ediyor ve heyecanla bekliyoruz. Benim de ‘sesime gel’ Karabey Bey lütfen yani!  (Bakın gerekirse ciddi olabiliyorum.) Ah o F Tipi nasıl bir filmdi yahu, ciğerimizi yaktı ama geçmedi… Şimdiler de DVD’si çıktı, kaçırılmamalı! Were Denge Min ise dünya dolusu ödül alınca sanki ben de ödül almışım gibi tuhaf bir gurur sardı…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938