Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Arada bir duyarız, siyasetçi “Medya haberleri verirken dikkatli olsun” veya “Şu tür haberleri vermesin” diye konuşur.

        Buna ilk içgüdüsel tepkimiz, “Basın özgürlüğüne müdahale ediliyor” şeklindedir.

        Müdahalelere tepki duyalım ama bu serzenişlerde haklı yan olabileceğini düşünüp kendimizi sorgulamaktan da kaçınmayalım.

        Haberler negatif tepkileri, hatta toplumsal olayları tetikleyebilir, tahrik edebilir.

        Bunun olması için bizlerin illa kötü niyetli, haber çarpıtan gazeteciler olmamız gerekmiyor.

        Aksine, işini müthiş sağlam etikle ve doğru bir şekilde yapan gazeteciler olsak da bu olumsuz sonuç doğabiliyor.

        Bunun nasıl olduğunu anlamak için dijital medyanın “son dakika gelişmeleri” haberciliğinin hâkim olduğu dünyada beyinlerimize ne olduğuna bakmamız gerekiyor.

        Şimdi 24 saat yayın yapan haber kanallarının olmadığı, internetin de bulunmadığı bir dünya düşünelim.

        O dünyada yaşamakta olan bir kişi, haberleri gazeteden takip eder, boş zamanlarında da kitap okur olsun. Bu adamın hayat hakkında düşünmek için kendisine fırsat da ayırdığını düşünelim.

        Haberleri acele etmeden, “son dakika” haberlerinin terörüne düşmeden analiz etmeye vakit ayıran bu insanın beyninin rasyonel düşünmeye ayrılmış bölümü, duyguları tetikleyen bölümünden daha fazla gelişecek ve o bölüm, beyni yönlendirecektir.

        Gazetelerin zirve yaptığı günlerde insanların beyni bu durumdaydı.

        Buna karşılık şimdiki durumu ele alalım...

        Bilgisayarımızdan, cep telefonumuzdan, televizyonumuzdan bizlere sürekli haber akıyor ve bu 24 saat sürebiliyor. Sürekli haber saldırısı altında olan beynimizin dinlenmeye, rasyonel analize ayıracak vakti de yok. Son dakika haberleri de beynimizde devamlı fırtınalar estiriyor.

        Bu insanın, yani 21’inci yüzyıl insanının beyninin rasyonel düşünceye ayrılmış bölümü sürekli gerileme sürecindedir. Haber tüketirken, o beyin üzerine yapılan bilimsel çalışmalar bunu net bir şekilde göstermiştir.

        Buna karşılık beynin duyguları yönlendiren bölümü sürekli ajite olur, sürekli uyarılır ve o bölüm sürekli alarm durumundadır. Bu nedenle o bölüm gelişir ve hâkim olmaya başlar.

        21’inci yüzyıl insanı, beyinlerinin duygulara ait olan bölümü aracılığıyla düşünür. Bu yüzden tepkileri rasyonel değilir. Bir akıl yürütme sürecinden geçen tepkiler vermez, attığı her adım irrasyoneldir.

        Şimdi bu dünyada sorumlu gazeteciler olarak varlığımızı devam ettirmek gerçekten güçtür.

        Örneğin, siz o gün 5 şehit cenazesi haberini bütün dramıyla vermek zorunda kalırsanız, akşam da bir terör saldırısını art arda gelen son dakika anonslarıyla verirseniz, bunun sonucunda o haberi tüketenlerin beyninde tuhaf elektriklenmeler olur, tüm duyguları harekete geçer ve irrasyonel davranışlara girerler.

        Sokaklara dökülmeler, başka vatandaşlara saldırmalar, bina basmalar falan hep bu beyinsel tepkinin sonuçlarıdır. Bu tepkiyi verenlerin kötü insanlar olması da gerekmiyor, onlar beyinlerinin kader mahkûmudurlar.

        “Eee ne yapalım, mesleğimizi yapmayalım mı?” diye düşünüyorsanız eğer, tabii ki yapacağız da en azından yaptıklarımızın sonunda istemediğimiz, düşünmediğimiz sonuçlar olduğunu da bilirsek belki en azından haber dilimizi ayarlama, yumuşatma yoluna gideriz diye umuyorum.

        Diğer Yazılar