Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Milenyum kuşağının tutkuyla seyredip kendinden de parçalar bulduğu diziler arasında “Big Bang Theory” ile birlikte “Silikon Vadisi” dizisi de var. Bu dizi adından da belli, dijital dev şirketlerin konumlandığı Silikon Vadisi’ndeki sosyal ilişkileri, iş yaşantılarını, çalışanların davranışlarını ve karakter yapılarını işliyor.

        Ben bu diziye çok önem veriyorum, eğlenceli bulmamın yanı sıra dizinin yeni oluşan hayat tarzları ve insan yapısı hakkında önemli bilgiler verdiğini düşünüyorum.

        Dikkatle izleyen, Silikon Vadisi denilen yerin tam da hayal edildiği gibi olmadığını, gerçeğin çok katmanlı olduğunu, vadinin tek değil iki veya daha fazla yerden oluştuğunu görüyor.

        GERÇEK VADİ

        Bu diziden aldığım tüyolarla vadi üzerine biraz çalışınca gerçeğe daha çok yaklaştım sanıyorum.

        Zihinlerde neredeyse ütopik özellik kazanmaya başlayan Silikon Vadisi, birbirine tamamen benzeyen, olaylar karşısında aynı tavırları alıp aynı tepkileri veren şirketlerden oluşmuyor.

        Silikon Vadisi’nin merkezinde Google ve benzeri dev şirketler bulunuyor. Bunlar sağlam kurumsal yapılarıyla gelecek için çalışıyorlar. Her dev şirkette bulunması gereken hiyerarşik güç yapıları var. Yeni bir projeye girerken çok dikkatliler, birçok kademeden geçirip kararlarını öyle veriyorlar. Kararı bir kez verdiklerinde de bu kararın arkasında şirket tüm gücüyle duruyor. Anlayacağınız yatırmcı açısından bunlar sağlam şirketler.

        VADİNİN ÇEVRESİ

        Silikon Vadisi’nin bu merkez dışında bir de çevresi var. Bunların çoğu gençler tarafından yeni kurulmuş şirketler, kurumsal yapıları henüz oturmamış. Hızla büyük paralar kazanmalarını sağlayacak bir start-up şirketinin bekleyişi içindeler ya da daha önce buldukları yeni ürünü geliştirip satmak için uğraşıyorlar.

        Haberlerden bazı start-up şirketlerinin battığını öğreniyoruz ya, bunların nedeni demin bahsettiğim periferideki şirketlerden kaynaklanıyor. Merkezdeki şirketlerin el attığı projeler genelde başarısız olmuyor, çoğu iyi para kazanıyor.

        Ancak periferideki küçük şirketlerin projeleri, altyapısı tam tamamlanmadan sadece pazarlama gücüyle pazara sürüldüğünden bunlar kısa süre içinde batıp kendilerine para yatıranları da mahvediyorlar.

        Süreçler şöyle işliyor: Diyelim ki bir start-up şirketi yeni ve parlak bir fikirle gelmiş olsun, merkezdeki şirket bunu ilk önce kendi teknik bölümüne inceletiyor, daha sonra ürünle ilgili birçok değişik test yapılıyor. Uzun bir danışma ve değerlendirme süreci başlatılıyor. Nihai testler de bitirildikten sonra pazarlama bölümleri devreye giriyor ve ürün ancak ondan sonra piyasaya sürülüyor.

        Bütün bu evrelerden geçmeden hemen pazarlamacıları devreye sokan çevrede başarısızlık olurken, merkezde sürekli büyük başarılar oluyor, büyük paralar kazanılıyor.

        Silikon Vadisi derken hangisinden bahsedildiğinin iyi bilinmesi gerekiyor; çünkü orada iki ayrı dünya var ve ikisi de birbirinden çok farklı.

        DİZİNİN EN BEĞENDİĞİM BÖLÜMÜ

        Silikon Vadisi dizisinin bu yazıda anlattığım meseleyi en iyi anlatan bölümü şöyleydi: Gençler Google’a rakip olmasını bekledikleri bir arama motoru oluşturmuşlar. Kendilerine de bir yatırımcı bulmuşlar. Vadinin jargonunda bu tür yatırımcılara “melek yatırımcı” (angel investor) deniyor. Yani yatırım oluşuncaya, para kazanılıncaya kadar para yatırıp buna dayanacak yatırımcı bunlar. Dizide ürün ortaya çıkmadan önce yapılacak toplantılardan ilk ve en önemlisi, yatırımcının arzusu üzerine teknik adamlarla değil pazarlamacılarla yapılıyor. Yatırımcı, ürünü geliştiren gence, “Hiç merak etme, bunlar piyasanın en iyi pazarlamacıları” deyip duruyor. Gencin “Ama benim onlarla değil teknik adamlarla toplanmaya ihtiyacım var” lafını duymazlıktan geliyor. Toplantı başlayınca ürünü yaratan genç, “müşterilerden” bahsediyor; çünkü onun aklında ürünü kullanacak insanlar var. Pazarlamacılar ise o her “müşteri” dediğinde “Şirket demek istiyorsun herhalde?” diyerek onu düzeltmeye çalışıyorlar. Çünkü onlar ürün ve kullanıcılarla ilgili değiller, hızla büyük para getirecek diğer şirketleri düşünüyorlar. Bence bu bölüm, Silikon Vadisi’nde yaşanan bütün çelişkileri güzel bir şekilde ortaya döktü.

        MUCİZE PATRONİÇEYE NE OLDU?

        Theranos şirketinin sahibi Elizabeth Holmes, tek bir kan damlasıyla birçok testi yapan yöntem icat ettiğini öne sürmüştü.

        Hatırlayacaksınız, bir süre önce Türkiye’de de haber olan ve bazı köşe yazarları tarafından erkenden coşkuyla övülen bir kadın yatırımcı vardı. Kadının adı Elizabeth Holmes idi. Şirketinin adı ise Theranos’tu. Birçok kritik kan testini tek bir kan alınarak kısa sürede yapan bir yöntem icat etmişlerdi. Büyük paralar kazanma potansiyeli olan bir buluştu.

        Hem iş âlemi hem de dijital dünyada yer yerinden oynamıştı. Türkiye’deki köşe yazarları, kadını öve öve bitirememişlerdi. Oysa bilmediğimiz şuydu: Bu Theranos şirketine benim

        “Silikon Vadisi’nin çevresi” dediğim şirketlerden biri el atmıştı. Kan testi hakkında yeterli inceleme yapılmadan pazarlamacılar devreye sokulmuş ve hızlı para kazanma peşinde olan yatırımcılar gelmişti. Büyük ilaç dükkân zinciri Walgreens de şirketle büyük bir anlaşma yapmış ve bu işe paralar bağlamıştı. Ama bilinmeyen bir şey vardı; o da bu Theranos şirketinin ve kurucusu Holmes’in daha önce Silikon Vadisi’nin merkezindeki bazı şirketlere de gidip buluşunu satmayı denediği, ama onların yeterli bilimsel veri olmadığı için bunu reddettiğiydi.

        Çevredeki şirketler ise böylesine standartlara, süreçlere sahip değiller; onlar hemen hızlıca para kazanılması evresine geçilmesini istiyorlar.

        Nitekim bu bir süreliğine oldu da ama şimdi gerçekler ortaya çıkınca yatırımcılar “Bu işten nasıl çıkabiliriz?” diye düşünüyorlar.

        Anlayacağınız bir balon daha söndü ve bir büyük hayalin daha sonuna gelindi.

        Diğer Yazılar