Bir seçim yapmaya, tercihini netleştirmek zorunda kalan her insan önüne sunulan alternatiflerin sayısı arttığında mutsuz olabiliyor.
Buna 'paradox of choice' (Seçim Paradoksu) deniliyor.
Ben ancak bunu öğrendiğimde neden hiç bir açık büfe servis yapan restoranda bir türlü mutlu olamadığımı, tatmin olmadığımı anladım. İnsan açık büfede sunulan yemek çeşidi ne kadar artarsa o kadar mutsuz olabiliyor. Tuhaf değil mi? Bence de tuhaf işte bu yüzden paradoks deniliyor buna.
Buradan giderek insanların çok partili demokrasilerde neden mutsuz olduğu da açıklanabilir. Dahası eğer bu teori doğruysa yakında Türkiye’de insanların olağanüstü mutlu hatta çılgınca mutlu olacakları da söylenebilir.

***

Bu paradoksu öğrendikten sonra sadece kendimin neden açık büfe servis yapan restoranlarda mutsuz olduğumu anlamakla kalmadım ayrıca karımın neden mutsuz olduğunu da sonunda kavradım.
Gerçi Rana bana kendi mutsuzluğunun nedeninin ben olduğumu söyleyip duruyor ama ben ona inanmıyorum. Temelde mutlaka başka nedenlerin olması gerektiğini düşünüyordum. Sonunda bu seçim paradoksu meselesini anlayınca olayı netleştirdim.

***

Rana’nın hiç bir alışverişten mutlu döndüğünü görmedim. İsterse o alışverişten aldığı mallar eve ayrı bir TIR’la getirilmiş olsun, o neredeyse tüm dükkanı satın almış olsun yine de mutsuz döner.
Nedenini sorduğumda güzel bir alışverişten sonra dönülen evde beni görmenin insanı mutsuz yaptığını filan söyler bana.
Dediğim gibi ona inanmıyordum sonunda gerçek nedeni buldum.
Rana hayatta tercih yapmakta zorlanıyor. Konu ne olursa olsun bu ona zor geliyor. Ve de seçim paradokslarının en büyüğünü o yaşıyor. Örneğin diyelim ki arabayı kullanırken önünde bir sağ bir de sol dönüş bulunsun. O tercih yapamayacağından düz gitmeyi tercih eder. Bir defasında İzmir’e giderken bu yüzden Eskişehir'e gitmiştik.


******


Alışveriş yaparken yapmış olduğu seçimden mutlaka daha güzelinin, daha iyisinin mağaza içinde bir yerlerde bulunduğunu düşündüğünden onu buluncaya kadar arayışını sürdürür. Bu nedenle ortalama alışveriş zamanı yaklaşık sekiz saattir. Birlikte alışverişe çıktığımızda ben, mağazanın yakınında bir otel odası ayırtırım mutlaka. Beklediğim gibi alışveriş uzarsa odaya gidip biraz uyur ve duşumu alıp onu almaya giderim. Odada bir 10 saat geçirirsem onu mağaza çıkışında yakalama ihtimalim büyür.
Bir defasında yine otel odasından çıkıp onu mağazadan almaya giderken mağaza etrafında sokakta aşırı bir heyecan bir tuhaflık olduğunu gördüm. Mağazanın önü alışveriş yerinin adının yazdığı resmi görünümlü otomobillerle dolmuştu. Bazı aşırı ciddi görünümlü insanlar cep telefonlarıyla son derce karamsar ifadeyle birileriyle konuşuyorlar ve yardım istiyorlardı.

***

Sonra Rana geldi yanıma. "Hayatımda ilk kez beni tam tatmin edecek bir alışveriş yaptım. Mağazanın her yerine baktım ve satın aldıklarım dışında daha iyi mal olmadığına karar verdim" dedi.
Mağazanın içine bir de ben gireyim dedim.
Girdiğimde ortada olağanüstü bir tuhaflık ve mezar sessizliği olduğunu gördüm. Telsizli ve takım elbiseli bir takım insanlar mağazanın içine bakıp üzüntüyle kafalarını sallayıp duruyorlardı. Yanda yine takım elbiseli bir adam hıçkırarak ağlamaktaydı. Galiba mağazanın müdürüydü o ağlayan adam.

***

Mağazanın içine biraz dikkatli bakmazsanız aslında her yer düzenliymiş gibi görünüyordu.
Ama şöyle bir durum vardı; ayakkabılar yazan bölümde sadece iç çamaşırları duruyordu, kadın ayakkabıları  departmanında tek bir ayakkabı bile yoktu. Eğer ayakkabıları bulmak istiyorsanız iç çamaşırları bölümüne bakmanız gerekiyordu. Buna benzer biçimde her malın yeri değişmişti. Yüzeyde görünen sakinliğin dibinde muazzam bir kaos yatıyordu.
Anlaşılan Rana mağazadaki her malı denemek ve görmek istediğinden kendi seçim paradoksunu aşmak için mağazanın tüm örgütlenme şemasını bozacak şekilde hareket etmişti. Ve tüm malları gördükten sonra onları ait olmadıkları yerlere koyup bırakmıştı.

***

Rana sadece alışverişte değil hayatın bizzat kendisiyle de aynı sorunu yaşıyor.
Bunu bir defa haziran ayında Bodrum’a gitmeye hazırlanırken fark etmiştim. Yazlık kıyafetleri, mayoları bavula yerleştirdi. Ama sonra kaz tüyü kayak montlarını da koydu bavula. "Ne oluyor temmuzda Bodrum’da kar mı bekleniyor?" diye sorduğumda "Hayır kimsenin bir beklentisi yok ama mevsim değişikliği olasılığına da hazır olmak lazım" dedi. Bu Antarktika'ya geziye giderken insanın yanına mayo almasına benziyordu ama sessizliğimi bozmadım.
Hayatın her konusuna bu şekilde yaklaşıp da sonra stres atmak için gidilen alışverişte de öyle olununca mutlu da olunamıyor tabii ki.
Yani anlayacağınız onun dediği gibi mutsuzluğunun nedeni ben değilim. Sonunda gerçek ortaya çıktı umarım buna Rana’yı da ikna ederim bir gün.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!