Babamla birbirimizden mecburen uzakta olduğumuz için haberleşme yöntemi geliştirmek zorundaydık.
Yaptığımız da öyle dahiyane bir iş değil, babam acil söylemek istediği bir şey oluğunda beni Türk cep telefonumdan arıyor ben onu cevaplamadan onu ABD telefonumdan arıyorum uzunca konuşuyoruz.
Babamın cep telefonu tahmin ediyorum ki 1790 yılından filan kalma olmalı. Öyle görüntülü konuşma veya foto gönderme gibi işlevleri katiyen yok. Onunki öyle bir telefon ki şu anda Birinci Dünya Savaşı yaşanıyor olsaydı ve onun telefonunu cephedeki askerlere verseydik, hiç yadırgamadan, zorluk çekmeden kullanabilirlerdi.
Uzun lafın kısası teknoloji açısından onu fazla umursamadığından hayli geri kalmış durumda Hamit. Ama benimle değil torunuyla görüntülü konuşmak için yeni bir akıllı telefon almaya da hazırlanıyor.
"Benimle niye görüntülü konuşmak istemiyorsun?" diye sorduğumda "Çünkü insanın gününü berbat edecek kadar çirkinsin" dedi.

***

Şu anda var olan haberleşme yöntemimiz benim var olan ruh hastalıklarımı daha da arttırmaya başladı. Her an "Ya babamdan bir telefon gelirse" diye sürekli endişe korku içindeyim. Çünkü o her aradığında bir öncekinden daha da orijinal olabilen bir olay olabiliyor.
Örneğin bir önceki telefonunda bana kendisinde keşfettiği yeni bir hastalığı anlattı uzunca.
O arada kendine yönelik doktorluk oynar.
Bu hobisi yıllar önce en uygun intihar yöntemlerini tıbbi açıdan bulma arzusuyla başladı. Uzun arayışlardan sonra onu buldu da. Özendirici olmasın diye bunun ne olduğunu burada yazmıyorum. Babamın bu konuda tavsiye isteyen birkaç arkadaşına bunu detaylı anlattığını ve onların da bunu son derece başarılı bir şekilde uyguladıklarını biliyorum.
Hiç birisi de babama kızgın olarak filan gitmedi bunu biliyorum çünkü hepsi de babama içki ve pipo tütünlerini miras bırakarak bu dünyadan çekilmişlerdi.
Her intihardan sonra babamın evine giden arkadaşın yakınları miras kalan içkileri, pipo tütünlerini getirdiler. Babam da onları arkadaşının anısına saygı duyarak tüketti.
Bizim ailede ölenin arkasından içki içme adeti de vardır.
Örneğin amcam Orhan Turgut öldüğünde babamın başı çekmesiyle aile bir meyhaneye çekildi ve gidenin anısını andı. Bu sorun da olmadı çünkü ailede hemen hiç kimse dua etmeyi bilmediğinden cenaze töreninde de bir işe yaramıyorlardı. Meyhanede hepsi ne yapacaklarını çok iyi biliyorlardı.

***

Evet dediğim gibi babam tıp bilgisini almaya intihar yöntemlerinden başladı. Bu bilgiyi arada bir kendine teşhisler koymakta kullanıyor.
Sondan bir önceki telefonunda bana yeni teşhisini de anlattı. Ona göre bir beyin hastalığı varmış. Bu hastalık onun durup dururken saat ve mekan tanımadan derin uyumasına yol açıyormuş.
Buna ben de şahit olmuştum ama ben bunun babamın yaşından kaynakladığını düşünüyordum. Meğer babamın dediğine göre bu bir beyin hastalığıymış.
"Peki ne yapacağız baba?" dedim. "Hiçbir şey yapmayacağız sadece ben ölünceye kadar dışarıya artık hiç çıkamam çünkü nerede ne zaman uyuyacağım belli olmaz" dedi.
Bunu duyunca ben de kaçınılmaz olarak "Peki ne zaman ölmeyi düşünüyorsun?" diye sordum. O da buna hemen cevap vermedi. Bunu son telefonuna sakladığını şimdi anlamış durumdayım.

***

Son telefonu ise önceki gün geldi.
"Hayrola ne oldu?" diye sorduğumda "Hiçbir şey yok sadece seni çok özledim de bir arayım" dedim dedi ve şu soruyu sordu bana:
"Oğlum ben seni ölmeden önce bir defa daha görebilecek miyim Ankara’ya gelecek misin?"
"Buna cevabım iki gelişmeye bağlı baba onlar da şu;
1- Eğer bu gece veya yarın ölmeyi düşünüyorsan bu pek mümkün gözükmüyor.
2- Birkaç ay daha veriyorsan kendine bunun olması ihtimali daha yüksek ama benim o ana kadar hayatta olup olmayacağımı garanti edemem tabii ki!" dedim ona.
Bu ikici olasılığın daha gerçekçi olacağını ama bir oğlanın babasına kendi ölümünden bahsetmesinin hiç hoş ve doğru olmadığını söyledi bana.
Ben de ona, "Eğer bir baba senin yaşına ulaşıyorsa o baba kendi oğlunun ölümü üzerine konuşmasını dinleme riskini de üstlenmesi normaldir" dedim.
Ankara'ya gelirken hoşlandığı rakıdan bir büyük şişe de getirmemi istedi konuşmayı bu tatta sonlandırdık.

***

Sonra babamın neden ölüm konusunu açtığını düşündüm, bunun yaşla ilgisi yok. Aksine o yaşı nedeniyle ölüm korkusunu içinden, uzunca süredir tamamen atmış durumdaydı.
Kendim bu korkuyu içimden nasıl atacağımı düşünürken bir opsiyonun da olduğunu, yani 90 yaşını aştığım takdirde o kokunun kendiliğinden gidebileceğini düşündüm ama bu opsiyonu deneme şansımın fazla olduğunu düşünmüyorum.
Şimdi durup dururken neden konunun birden açılmaya başlandığını sonunda anlamaya başladım sanrım.
Babam 80’li yaşlarının sonuna gelirken, yani beş altı yıl önce, kendisinin torunu üniversiteye başlatıncaya kadar yaşayacağını aniden bunu kendisine kimse sormadan deklere etmişti.
Nitekim bunu başarmak üzere de. Torunu inşallah 7-8 ay içinde bir üniversiteye başlamak için uğraşıyor. Babam da bunun paniği içinde olmalı bence.
Ona yeni bir yaşam kriteri oluşturmaya mecburuz. Bunu ona açtım ve o da bunu kabul etti.
Şimdi ona uygun bulduğumuz yaşam kriteri de şu. Babam şimdi de torunu üniversiteden mezun olana kadar yaşamayı kabul etti.
Şimdi ikimiz de rahatız. O beyin hasatlığı nedeniyle daha 7-8 yıl evden çıkmayacak ama yaşayacak.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!