O günü zaten dünmüş gibi hatırlıyorum ama 12 Eylül Darbesi'ne ait bazı eski televizyon görüntülerini yine de izledim.
Önemli bir bölümü bizzat yaşadığım sokakta gördüğüm görüntülerdi.
Belgeselleri izlerken içimde tuhaf bir mutluluk kabarmaya başladığını şaşırarak fark ettim.
Vicdanımdaki bu çelişkiyi çözümlememe belki yardımcı olur diye bu yazıyı yazmaya karar verdim.

*

O gün ve sonrasında beni mutlu edebilecek herhangi bir şey olabilmesi tabii ki mümkün değildi.
Aksine içime karanlıkların bastığı mutsuzluk günleriydi. Birçok arkadaşım hapishanelerde acılar çekti, birçok hayat karardı o darbe günlerinde. Yakın arkadaşlarımın tutuklanmalarıyla ben de sürekli korku içinde yaşamaya başlamıştım.

*

Bu hatıralara sahip olan bir insanın o günlere ait eski görüntüleri seyrederken mutluluk duyması hayli tuhaftı. İşte bunun açıklanması ve kendimle hesaplaşmam gerekiyordu.
Kendi duygu akışımı kontrol etmek için filmleri bir kez daha izledim.
Görüntülerde ön planda birçok korkunç olay olmakta, genç insanlar silah gücüyle ezilmekteler. Ancak arka planda 1970’li yılları sonunun Ankara’sının görüntüleri var.
Birden anladım ki ben sürekli ön plandaki görüntüleri tamamen beynimde karartarak arka plandaki hayatın akışına bakıyorum ve içimi de o mutluluk dolduruyor.

*

Eski Ankara görüntülerinden duyulan bu mutluluğun bir kişisel nostaljik tarafı var tabi. Ancak bir de hepimizi ilgilendiren başka bir boyut da var.
İlk önce nostaljik yani basit boyutu kısaca anlatıp sonra daha önemli gördüğüm hepimizi ilgilendiren toplumsal boyuta geçeceğim.

*

Filmde ön planda hukuk fakültesinde öğrenciler tutuklanırken arka planda Cebeci sokaklarını görünce ben tabii ki eskiden o fakültede asistanlık yaptığım günlere dönüyorum.
Yine başka bir sahnede arka planda Kızılay görüntüleri beni okulu astığımız bir günde TED’li arkadaşlar ile o sokaklarda volta attığımız zamanları hatırlıyorum

*

Bütün bunlar normal, görüntülerin ön planındaki o berbat görüntülere rağmen bu nostalji patlamasının her insanda olabileceğini kabul edebiliriz, sanıyorum.
Dediğim gibi bu benim tamamen şahsi nedenimle ilgili boyut.

*

Bir de yaşadıklarımın hepimizi ilgilendiren toplumsal boyutu var.
Açıkça söyleyeyim bugün eski Türkiye’yi karalamak ve yeni Türkiye’yi övmek pek bir moda ya. Ben devamlı olarak eski Türkiye’yi özlüyorum.
Tabii ki darbeleri yaşayan eski Türkiye değil kastım, yani filmin ön planını değil arka planındaki görüntüleri özlüyorum. Mahalle arkadaşlıklarının olduğu, gerçek dostlukların olabildiği, o anda ülkede ne yaşanıyorsa yaşansın ayakta tutulabilen sıcaklıkları özlüyorum... Bugüne göre hayli basit olan hayatlarımızı sürdürebilirken yine de kesin yapabiliriz diyerek geleceğe umutla bakabildiğimiz, insan kalitesinin bugünkünden çok daha yüksekte olduğu o günleri çok çok özlemekteyim.
Kendim dindar olmadığım halde o günlerde insanların dini yaşama biçimlerini de özlüyorum.
O günlerde hayatlarımız daha basit olabilirdi ama bugüne göre çok daha kaliteliydi.
Hayatımız basitti ama katiyen bugün olduğu gibi vasat değildi. Bugün ise vasatın egemenliği altındayız.
O filmlerin arka planına sahip çıkıp ön planı değiştirmek mümkündü ama bizler bunu yapmadık yeni bir şeyler yapacağız diye eskiye ait olan her güzel şeyi yıkıp yok ettik.
Şimdi gelinen noktada şu anki vasatın hakimiyetindeki kalitesizliğin sürekli artmakta olduğu ortamın bir daha o eskinin basit kalitesini bile yakalayıp yakalamayacağı maalesef belli değil.
Eski filmlerde görüntülerin rengi çok açık sarımtırak olabiliyor. O öyle ama şu an gerçek hayat tamamen grileşmiş durumda olduğundan o açık sarı bile renk almak gibi gelebilecek bizlere.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!