Disney’in platformunun yayına başlama tarihi yaklaştıkça şu an sektörün lideri konumunda olan Netflix hemen her gün yeni bir atılım yapmaya çalışıyor. Yakında yıllardır Scorsese’nin yapmış olduğu en iyi film olduğu söylenen Irishman geliyor, uzun süredir beklenen The Crown’ın yeni sezonu başlayacak.
Bunların yanında Netflix aralarda güzel sürprizlerle de ortaya çıkıyor.
bir tanesi benim için son günlerde yayına sokulan In The Tall Grass filmiydi...

*

Bu usta Stephen King’in oğlu Joe Hill ile birlikte yazmış olduğu bir Novella.
İlk kez Esquire dergisinde iki ay üst üste yayınlanmış. Sonra da bir e- book ve audio book olarak yayına sokulmuş.
Metin klasik Stephen King unsurları içeriyor.

*

Netflix’e girince bunu yayına sokulduğunu görünce hemen üstüne atladım. Çünkü korku ve gerilim denilince bence King’in kötü yapması imkansız. Nasıl ki Scorsese’nin de mafya tiplerinin hayatını anlatırken kötü bir şey ortaya çıkarması mümkün değilse King de korku ve gerilimde öyledir işte. Çok istese bile kötü film yapamaz bu konuda.

*

Netflix’in bu kitaba dayanarak yaptırdığı filmin açılış sahnesini gördüğümde nelerin gelebileceğini içimde hissederek gerilmeye başladım bile.
İlk sahne bana Children of Corn filmini çağrıştırdı. Ancak mısır tarlasından daha ürkütücü daha yoğun olağanüstü geniş alana yayılmış bir bitki tarlasıydı.
Rüzgar estiğinde bitkiler adeta canlılarmış gibi dalgalanıp duruyordu.
Böyle bir alanın içine girmek aklı biraz olanının düşünebileceği bir şey değil tabii ki. Ancak korku ve gerilim filmleri de aklı fazla olmayan insanların yaptığı aptalca işler üzerine kurulabiliyor.
Örneğin tuhaf seslerin gelmekte olduğu bodrum katına sabaha karşı üçte mutlaka inen insanlar daima bulunur.

*

Ancak bu defa tarlanın yoğun bitki sahasının derinliğinde bir çocuğun yardım isteyen sesi de geliyor. Çocuk sesini duyunca Children of Corn iyice kafamda canlandı. Nitekim o çocuğu tarlanın derinliğinde daha sonra görünce bu duygumda haklı oluğumu da anladım.


*

Stephen King bu Novellasında zaman, ses ve yön kavramlarını eğip bükmüş. Zamanın nasıl aktığı ve seslerin nereden geldiği belli değil. Dolayısıyla insanların birbiriyle konuşarak tarlanın içinden çıkabilmeleri mümkün değil.
Giren her insan tarlanın içinde kalıyor. Zaman ve seslerin bizim bildiğimiz gibi olmadığı, mistik ögeler içeren bir korku tarlası bu. Mistik öge tarlanın hemen yanı başında yeri de durmadan değişebilen kilise ile de güçlendiriliyor.


*

İnsanın sinirini laçka edebilen bir film bu.
İkinci bölümde tempo biraz düşse de sinirlerinizi laçka etmeyi sürdürebiliyor.
Tarla içindeki kovalama sahnelerini seyrederken bu defa da The Shining filminin labirent bahçesi içindeki kovalamaları hatırladım.

Anladığım kadarıyla King karanlıkta bahçelerden hiç hoşlanmıyor. Ondaki gerilimci damarı harekete geçiriyor bahçeler.
Acaba yıllar önce kaza geçirdiği gecede böyle bir bahçenin yanında yaralanmış olabilir mi ki diye de düşünmek lazım.

*

Bu arada The Shining filminin devamı olacağı söylenen Doctor Sleep’in de çekimleri sürüyormuş. Bu filmin yapımcısı olarak Stephen King görülüyor. King kitabı Shining’in filmini çeken usta Stanley Kubrick’ten hiç hoşlanmaz hatta ondan tiksinirmiş. Şimdi de o filmin devamı olacak Doktor Sleep’in yapımcılığına soyundu. Bunun ustalar arası büyük bir düello olması da beklenmeli.

*

Ayrıca bu filmi izlerken benim bir başarım da oldu. Hayatımda ilk kez bir filmi Ertuğrul Özkök seyretmeden önce seyretmeyi başardım.
Özkök Kont Drakula gibi geceleri hiç uyumuyor. Ve bu sayede o da Drakula gibi vampir değilse boş vakti çok oluyordur. O da bu boş karanlık saatleri kan içmek yerine film seyrederek geçiriyor. In The Tall Grass’ı ona ben haber verdim, bunu sonunda başardığım için çok mutluyum. Ancak o fazla sevmedi galiba. Filmi standart bir Stephen King olarak görüyor onu galiba. Ben de o standart için izledim ve sevdim zaten filmi.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!