Önceki gün anlattıklarımın gerçekten bir anlamı varsa -ki ben olduğuna inanıyorum ve bunu biliyorum da- o zaman bir konuyu net görmeliyiz.
Geçmişin hangi zaman dilimini alırsanız alın dünyanın süper güçleri geleceği daima planlarlar, onlardan öyle kolay kolay vazgeçmezler de. 
Süper güç oldukları için bu gelecek planları sadece kendileriyle de ilgili değildir. Kendilerinden binlerce kilometre uzaktaki ülkeler ve bölgeleri de planlarlar ve bunları da uygulamayı kendilerinin çıkarı olacağı için isterler.

*

Düz mantık kuralları gereği eğer girişte dediklerim genelde geçerliyse bunun dönemimizde de geçerli olmaması için bir gerekçe yok.
Yani dönemimizin süper güçleri olan Rusya ile ABD’nin dünyanın hangi bölgesi için olursa olsun yaptıkları gelecek planlarından çabuk vazgeçme ihtimalleri pek yok. Hele bu bölge bizim de içinde yer aldığımız bölge ise bu vazgeçme ihtimali neredeyse sıfıra iniyor.

*

Yani Amerikan başkanı askerlerini bir bölgeden çekti diye o bölge hakkında yapılmış planların raftan indirildiği anlamına gelmiyor. Bu düz mantık ve dünyanın genel işleyiş mekanizmaları açısından doğru.
Keza Rusya bugün şunu der yarın da onu der ve bunu yapmayı sürdürecektir de. Ama Rus derin devleti tarafından eğitildikten sonra başkan yapılan Putin’in Rus devletinin gelecek planından öyle kolay vazgeçeceğini kimse sanmasın lütfen.

*

İki süper gücün de bölgedeki gelecek planları gayet tabii ki bölge için kendi planları olan Türkiye’yi direkt ilgilendiriyor.
Önceki gün yazdım, (Eğer okumadıysanız bu aşamada ne demekte olduğumu tam anlamanız açısından bunu okumanız gerekiyor) iki yıl öncesinden başlayarak iki süper güç Rusya ile ABD, Suriye'nin geleceği hakkında direkt dirsek temasındalar.
Suriye’ye ve özellikle Fırat’ın doğusuna kalıcı ve yenilenebilen bir barış getirmek amacındaydılar.
Hem Rusya ile hem de ABD ile konuştuğumuzdan, dirsek temaslarımız sürdüğünden, bizim bu süreçte şansımız iki süper gücün önerecekleri barış planında amaçları Türkiye’yi fazla üzmeyecek ve bizim desteğimizi alabilecek bir plan ortaya çıkarmaktı.
Dün söyledim iki süper güç daha önce anlaşmış oldukları gibi bölgeye yeni bir düzen getiriyorlar. Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak, sınırımızda PKK/YPG oluşumu olmayacak, Türkiye’nin istediği güvenli bölge bizzat Suriye ve onun arkasında duracak Rusya tarafından garanti edilecek. YPG/PKK kontrolünde olmayan bir Kürt oluşumu da sınırlı idari/kültürel özerklik ile ortaya çıkacak böylece ABD askerini iç politika için çekerken Trump da Kürtleri de satmadığını filan anlatabilecek.

*

Washington’da bu sürecin gizli konuşmalarını izlerken ABD, Kürt oluşumu için Kamışlı Modeli'nden Rusya ise Kuzey Irak Modeli'nden bahsediyordu. Bu planı Rusya devleti için oluşturan Vitaly Naumkin, Barzani’nin babasıyla mağarada gece geçirip konuşacak kadar Kürtleri tanıyan ve sempati duyan bir uzmandır.
Bahsettiğim konuşmalarda iki taraf da Türkiye nasıl tavır koyar sorusuna sonunda ortak cevabı verdiler. Nasıl ki Kuzey Irak’ta bir Kürt oluşumu kurulurken Türkiye çok sert ve uzlaşmaz tavır sergilediyse ama bir süre sonra onlarla diyaloga girince o oluşumu nasıl da kendisine bağımlı hale getirdiyse şimdi de Fırat’ın doğusunda da aynı şeyin olacağı düşünülüyor iki süper güç tarafından.

*

Anlayacağınız dünyanın güçlüleri artık barışın düşünülmesini ister gibiler. Büyük savaşları kazandıktan sonra Atatürk nasıl "Barış" demişe Türkiye de kazanmış bir ülke olarak artık bölgesel barışını düşünmeye başlamak zorunda.

*

Ancak benim bir korkum var. Bizler öylesine uzunca bir süredir savaşı düşünmeye alıştık ki, beyinlerimiz ve ruhumuz o  kadar savaşmaya odaklı ki, artık arzu etsek bile barışı nasıl düşünebileceğimizi galiba kolay bulamayabileceğiz.
Tabii savaşı çok arzuladığımızdan düşmedik bu duruma, buna bölgemiz ve düşmanlarımız zorladı bizi. Ve iyi de savaştık, istediklerimizi yaptık çok şükür. Ama zafer kazanmayı bilenler iyi barış yapmayı da bilmek zorundalar.
Televizyona çıkan herkesin bir tür savaş stratejisti edasıyla konuştuğu ve sanki tecrübeli komutan gibi stratejiler taktikler verdiği ve bunların da daima zevkle seyredildiği bir ülkede korkarım ki barışı nasıl düşünebileceğimizi unutmuş olabiliriz. Atatürk'ün cumhuriyeti aslında bunu çok iyi bilir, barışı sadece hatırlamamız gerekiyor o kadar. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938