Öldükten sonra anladım ki ben meğer geçici yaşamakta olduğum New York’ta sadece Philip Roth da burada diye bulunmaktan huzur duyuyormuşum.
Hayran olduğu insanları sürekli takip eden 'groupie' insanlardan değilim tabii ki.
Yani onu görmek için dayanılmaz bir arzu duysaydım dahi bunu yapmak için evinin bulunduğu semtte dolaşmaktan utanırdım. Bence yazarlar bizzat görülmediklerince okuyucunun gözünde büyük kalırlar.
Hem yolda rastlasam da ne konuşacağımı ne söyleyebileceğimi düşünemiyorum bile.

*

Zaten şu anda Roth’un yeniden okumakta olduğum Zuckerman Unbound’daki meşhur yazar Zuckerman’ın (Roth’un romandaki kişiliği) bir lokantada yanına gelen hayranının konuşmalarından ne kadar rahatsız olduğunu anladığımdan Roth buradayken yanına gitmediğime memnun da oldum.

*

O gittikten sonra şehirde daima içimde boşluk hissederek dolaşıyorum.
Bu boşluğu doldurmak için eskiden okuduğum kitaplarını yeniden okumaya da başladım. Ancak okudukça içimdeki boşluk hissi daha da artıyor. O buradayken yeni bir kitabı belki çıkar heyecanı da vardı hayatımda. Heyecanların azaldığı bu yaşımda ender elimde kalmış olan bir heyecan olarak seviyordum o beklentimi. Onun ölümüne üzülmem de bencil bir duygudan kaynaklanıyordu anlayacağınız.

*

Bugün özel bir duygusal gün benim için.
Rana özel bir işi için New Jersey’deki Newark’a gidiyor.
Bunu duyar duymaz "Ben de geleyim seninle" dedim ve ısrarcı da oldum.
Roth, Newark’da doğdu ve kitaplarının çoğunda oradaki çocukluk ve gençlik yıllarını anlatır.
Bugüne kadar hiç görmediğim halde sanki biliyormuşum gibi gelir bana Newark o kitaplar yüzünden hep. Bugün ilk kez göreceğim ve kitaplardan tanıdığım Newark’ı bulamayacağımdan hayal kırıklığı olacağına da eminim.

*

Elimde para olsa hiç düşünmeden Roth’un yazı yamak için inzivaya çekildiği ormandaki kulübesini hemen alıp oraya yerleşir ve büyük ihtimalle haddimde olmayan işi yapmaya girişir hayalimdeki romanı yazmaya girişirdim.

*

O kulübede hala daha dolaştığını umduğum yaratıcı ruh hayaletinin beni de etkilemesini umarak girişirdim işe.
Romana nasıl başlayacağımı, nasıl çalışacağımı o kulübede düşünebiliyorum hatta çalışmaya ara verdiğimde nasıl dinleneceğimi de net biliyorum.
Yoruldukça kapının önüne çıkıp sallanan sandalyeye oturup pipo içeceğim tabiatı seyrederken hatta o pipoyu da babamdan almayı hesaplıyorum. Bu ormandaki kulübe planımda tabiatta inzivadan felsefe çıkarmış olan yazar Henry David Thoreau’nun ‘Walden’ eserinin etkileri de var tabii ki.

*

Bütün bunlar olmayacak tabii çünkü param yok ve olmayacak da. Ama hayallerimi cebimdeki para miktarıyla kısıtlayacaksam neden yaşayayım ki.

*

Daha sonra üniversite ziyareti için Chigago’ya da gidersek kafamda Saul Bellow olacak bu defa da.  Roth’dan biraz daha huysuzdu Saul Bellow bu yüzden onu düşünürken biraz daha temkinli olmak gerekecek. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!