Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması


Trump maskesiz dolaşılması nedeniyle karantina altına alınan başkan yardımcısını çok özlediğini duygusal biçimde açıkladı.
Bir başkanın, başkan yardımcısını bu kadar yoğun duygularla sevebilmesi ise komedyenler dünyasında eşcinsel aşk şakalarının patlamasına neden oldu.
Online şov yapmakta olan komedyenlerin önemli bölümü Pence ve Trump’ın birbirlerine sevgiyle bakan fotoğraflarını romantik aşk şarkıları eşliğinde yorumladılar.
Amerika’nın fikir özgürlüğü ortamı, hem uç noktadaki mizaha izin veriyor hem de bu tür esprilerin suç haline getirilmesini engelliyor.

*

Bu aşamada Amerikan demokrasisinin durumu hakkında birkaç laf da etmek istiyorum.
Bu toplum başka hiç bir iyi yönü olmasa da fikir ve ifade özgürlüğü açısından hayli güzeldir.
Mizah insanın kendini sansürleyerek, baskı altına alarak yapılması mümkün olmayan bir sanattır. Bu ülkenin stand-up komedide dünyanın en ileri ülkesi olmasının nedeni de bu kısıtların komedyenler üzerinde olmamasıdır. Bana inanmıyorsanız Hasan Minjah’ın ‘Patriot Act’ şovunu veya Dave Chappelle’nin sadece tek bir şovunu izlemeniz yetecektir beni anlamanıza
üstelik burada hakaret davaları açılması da neredeyse imkansızdır.
Çünkü hakaret edilene ciddi zarar verdiği ispat edilen bir laf edilmediği takdirde komedyenin ağzına geleni söylemesi hatta sövmesi de mümkündür. İşte buna güvendiğinden Robert de Niro kendisine ne zaman kamera tutulsa Trump’a ağır küfürleri son derece yoğun biçimde ediyor.

*

Hele de eğer bir insan Trump gibi kamusal alanda siyaset yapan kişiyse o kendisine söylenen hemen her lafı dinlemek zorundadır burada. Lafı söyleyenin üstüne devleti gönderemez dava açamaz. Eli kolu buradaki demokrasi kültürüyle bağlıdır.

*

Bu meselenin iyi tarafı.
Bir de her konuda olduğu gibi burada da işin kötü yanı da bulunuyor.
Bu fikir ve ifade özgürlüğü insanlara getirilen kurallara bağlı olmadan istediği gibi davranma hakkı da veriyor.
Bu sınırsız özgürlük ortamı salgın ortamında insanların getirilen kurallara uymadan abuk ve sorumsuz davranmaları imkanını da doğuruyor. Benim 'Amerikan Gotiği' diye adlandırmakta olduğum tuhaf davranışların ortaya çıkıp bu dünyaya zarar vermesinin nedeni de bu işte.

*

Şimdi bu konuda bir başka örnek de vereceğim.
Biliyorsunuz New York valisi virüs testi pozitif çıkan insanların geçmiş temaslarını izleyip çıkarmak için bir program hazırlattı eski belediye başkanı Michael Bloomberg’e.
Bloomberg mezun olduğu üniversite olan John Hopkins’e çok bağlı olduğundan ona milyarlarca dolar bağış akıtıyor. Onlar da onun bir dediğini iki ettirmiyorlar. Bloomberg onlarla işbirliği içinde hastanın geçmişini izletip temaslarını çıkarmak için bir program hazırlattı. New York da şimdi bunu kullanıyor.
Anladığım kadarıyla bunu hem test yapılanın anlattıklarına dayanarak hem de onun cep telefou verilerini ve bunların geçmişini inceleyerek yapıyorlar.
Bu anlaşılınca Amerikan Sivil Özgülükler Sendikası (American Civil Liberties Union / ACLU) hemen harekete geçerek bu insanların temas geçmişinin izlenmesinin demokrasiye ve özgürlüklere karşı oluğunu söylemeye başladı.
Çünkü diyelim ki siz virüs taşıdığınızı bilmeden, hayatınızı bildiğiniz gibi yaşarken, içinden geldiğiniz gibi davranıp istediğiniz ile görüşürken bunun doğal olarak kimseyi ilgilendirmediğini düşünürsünüz. İnsanların en yakınlarından bile gizli tutmak istedikleri ilişkileri olabilir veya gizli iş görüşmelerinde bulunabilirler. Şimdi valilik salgın nedeniyle temas geçmişlerini ortaya çıkarıp bunların hepsini bir rapor haline dökebilecek. ACLU işte bunun Amerikan toplumunun özgürlük ortamına ve hatta anayasasına karşı olduğunu düşünüyor ve bu konuda davalar da açmayı planlıyor. Hatta duyduğuma göre bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne kadar gitmeye bile kararlılarmış.
Mesele karmaşık, çünkü bir tarafta kamu sağlığı öte yanda ise bireysel özgürlükler yer alıyor.
Ve Amerika’da bu karşıtlık ortaya çıktığında hemen her durumda bireysel özgürlükler yanında kararlar veriliyor.
İşte bu yüzden 'sosyal mesafeye uyun, maske takın' denildiği halde insanlar barlarda bunların hiç birisine uymadan bir araya gelebiliyorlar. Kurallara genelde uymaya çalışan New York’ta bile 17 Mayıs Cumartesi günü bu oldu.
Galiba benim Amerikan Gotiği olarak tanımladığım bütün davranışların temelinde de bu sınırsız özgürlük anlayışı da var olabilir.
Düz mantık gereği eğer durum böyleyse benim Amerikan Gotiği diye adlandırdığım tuhaf davranışların hemen hepsinin demokrasi ve özgürlüklerin sonucu olduklarını da kabul etmek de gerekiyor.
Eğer dediğim gibiyse bu hayli üzücü bir durum da. Çünkü ben neredeyse sınırsız ifade özgürlüğü istiyorum ve bunu isterken bir yandan da toplumsal sağlığın da düzgün korunmasına da önem veriyorum.
Eğer bu ikisinin arasında bir çelişki gerçekten varsa o zaman Johnn Rawls’ın ‘A Theory of Justice’ (Bir Adalet Teorisi) Çalışmasından başlayarak bazı adalet felsefesi kitaplarını yeniden okumanın zamanı da gelmiş demektir.
Bunu da hemen yapabileceğimi sanmıyorum çünkü bu ortamda, bu şansız dünyamızda New York Times best-seller listesine girmiş kitapları bile zorlanarak okuyorum, filozofların ağır metinlerine hiç konsantre olabileceğimi gerçekten sanmam.

*

New York Times listesi genellikle best-seller mantığına göre yazılmış sürükleyici romanlar ile doludur.
Best-seller yazarlığı edebiyat dünyasında ayrı bir ekoldür. Best-seller kitabın kendisine özgü yazma kuralları bulunuyor. Bu kuralları otomatiğe, nerdeyse bir bilgisayar programına dökebilen Harlan Coben gibi yazarlar kitap üstüne kitap yazarak milyonlarca dolar kazanabiliyorlar. Rawls gibi yazarlar ise best-seller olamasalar da sonunda onlar da fikirleriyle dünyayı değiştirme gücüne sahipler

*

Bu Harlan Coben’i Oray ve ben yıllarca önce birlikte geldiğimiz New York’ta ilk kez keşfettik.
Oray o zamanlar Goebbels’ın hatıralarını okumaya takmıştı. Kitabı aramak için girdiğimiz Time Warner binasının bulunduğu Columbus Cirrcle'daki kitapçıda tamamen tesadüf olarak Harlan Coben’in bir kitabını görmüştük. Oray hem adamın adıyla hem de kitabıyla hayli alay etmişti. Açıkça söylemeliyim ki ben de ona katılmış ve Harlan adlı bir yazarın bu dünyada olmaması gerektiğini bile söylemiş ve bu konuda uzlaşmıştık. Sonra bu Harlan’ın yazdığı bütün kitaplar global best-seller oldu ve dediğim gibi adam milyoner halde şimdi istese bir kitabının sadece ilk bölümünü satsa bile onun parasıyla Oray ile beni bile rahatlıkla satın alabilir.

*

Yazıya nereden başladım nerelere geldim görüyor musunuz. Bu tür güncelerde düşünce akışını serbest bıraktığınız da, serbest stille yazınca işte bazen böyle şeyler olabiliyor.
Benim gizli amacım bu tür yazılarla sonunda günce dalının William Faulkner’i olarak anılmak. Bu olacak mı çok şüpheli ama bu yazıda başta başladığımı konuyu da bitirmek istiyorum.

*

Evet başta dediğim gibi Trump acaba Pence’i neden bu kadar duygusal biçimde özlüyor?
Bağlantılı soru da özlenen insan Mike Pence olunca bunun nasıl olabilmesi mümkün?
Bu dünyada sadece sıradan akla sahip olan bir insanın Mike Pence’i tanıdıktan sonra bence onu sevebilmesi ve özleyebilmesi mümkün değil.
Bir defa adam son derece renksiz ve surat ifadesinden de anlaşılacağı gibi beyninde tek bir elektrik akımı bulunmuyor. Yani özetle hayli de aptal gözüküyor.
New York’ta onun mumyalar müzesinde yapılmış olması gereken değişmeyen surat ifadesiyle her türlü duyguya yönelik aynı bakışı sergilediği ifade ediliyor.
Evanjelizmin en uç yorumlarıyla da dolu adamın beyni. Bu nedenle de beyni tamamen ölümün eşiğinde sürekli can çekişir durumda belki Trump onu sadece bu nedenle özlüyordur.
Çünkü bu dünyada kendisinden de daha durgun beyne sahip başka insan bulma umudunu tam kaybederken Trump, Mike Pence’i keşfetti ve onun sayesinde kendisini akıllı da sanmaya başladı olabilir. Bence bu yüzden onu çok özlüyordur.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • atacanbulent 15 gün önce Olaylari akisina birakip yorumlamaniz harika.Zorlayici degil.
    CEVAPLA