Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Samuray Gurme (Samurai Gourmet) dizisini ilk seyrettiğinizde bu size basit konulu bir dizi olarak gelebilir.

Ama tavsiyem seyretmeyi sürdürmeniz. Çünkü karmaşık modern hayatta sakin kalmak ve hayatı detayındaki basit güzelliklerine sahip çıkarak güzel yaşamak konusunda bugüne kadar ne yazdıysam, özellikle son felsefe ağırlıklı yazımda ne dediysem, bu dizide bunun ortaya konduğunu göreceksiniz.

Yani Samuray Gurme dizisi sadece başrolündeki aktörün yediği Japon yemekleri ile değil, sahip çıktığı hayata karşı felsefi tavrıyla da çok güzel.

Samuray Gurme
Samuray Gurme

*

Adam yıllarca aynı şirkette aynı işi yaparak çalışmış ve sonradan emekli olmuş. Yani alıştığı hayat tarzı değişmiş baştan aşağıya.

O da yaşamayı sevdiğinden kendisine hayata yeni bir bakış geliştirmiş.

Adamın hayal dünyasında genç bir samuray var. Onun da gittiği çeşitli yerlerde bulunduğunu hayal ediyor. Samurayda adamda bulunmayan bütün özellikler var. O fiziki olarak çok güçlü ve savaşmayı biliyor, cesur da. Adam bazı lokantalarda samuray ile birlikte yemek yediğini bile hayal ediyor.

*

Hayatın karmaşık koşuşturması karşısında Proust gibi biraz yavaşlayıp detayda var olan, zaten sahip olduğumuz ama bugüne kadar farkında olmadığımız güzelliklere sahip çıkarak sakin kalıp hayatımızı güzelleştirelim diyorum ya, bu emekli adam işte bunu dizi boyunca hep yapıyor.
Bir defa gurme olmasına rağmen öyle pahalı ulaşması zor yemekleri filan hayal etmiyor o. Daima gündelik hayatta herkesin yiyebileceği türde basit yemeklerin güzelliğin keşfetmenin peşinde.

*

Yediği en basit yemek bile onu çok mutlu ediyor. Çünkü o, yediği yemeğin detaylarından mutlu olmayı biliyor ve çiğnediği her lokmanın değerini verip keyfini çıkarabiliyor.
Örneğin basit bir pilavın yanında turşulanmış 'wasabi' varsa bunu ağzına attığında suratına yayılan mutluluk ifadesi basit detaylardan mutlu olabilme felsefesinin manifestosu gibiydi.

*

Bence Samuray Gurme’nin spagetti yediği bölüm hayatın detaylarında zaten var olan güzelliklere sahip çıkarak onlarla güzel ve sakin yaşayabilmenin net bir örneğini oluşturuyordu.

Japonya’da 'Napolitan' denilen temelde ketçap yoğunluklu sos ile yenilen bir spagetti var. Herkesin ketçapla kolay yapabileceği basit ama son derece lezzetli bir yemek.

Adam yiyeceği restoranı bulmadan önce uzun süre bu yemeği hayal ederek mutlu olabiliyor. Restoranı ararken de diğer mönüleri okurken mutluluğunu arttırıyor, bunu yapmayı başarmak adama hayata karşı muhteşem güç de veriyor. Çünkü o bu hayallerini yaşarken hayatın zorluklarını, kendi sorunlarını unutabiliyor.

*

Sonunda yiyeceği ucuz restoranı seçtiğinde restoranın içindeki detaylarla mutlu oluyor adam. Yemek hazırlanıp önüne geldiğinde ilk önce görünümü seyrediyor uzun süre. Ketçaplı spagettiyi tadınca hemen garsonu çağırıyor yanına. "Keşfettiğimiz detaydaki güzelliklere kendimizden de bir anlam katmalıyız" diyorum ya adam da garsondan parmesan peyniri ve acılı sos istiyor. Bunlardan da ketçaplı spagettisine bolca ekledikten sonra basit olmasına rağmen inanılmaz bir tat da yaratılmış oluyor. Adam yemeğini müthiş bir haz alarak yiyor tabağında tek bir lokma bile bırakmıyor.

*

Adamın bu pahalı olmayan basit güzelliklerden haz almayı bilmesi bana çok güzel geldi. Proust bir gün arkadaşlarıyla bahçede dolaşırken bir anda durmuş ve açmakta olan bir gülü seyretmeye başlamış. Amacı açarken gülün bize sunduğu ama bizim o güne kadar fark etmediğimiz güzellikleri görüp yazmakmış. Bu sabır gerektiren bir iş tabii ki ama neden acele etmeye gerek olsun ki gerekirse detaylardaki güzellikleri keşfetmemiz için yavaşlayarak sabırlı davranmayı bileceğiz.
Samuray Gurme'nin önüne gelen ketçaplı spagettiyi izlerken ki mutluluğu bana açmakta olan gülü izleyen Proust’u çağrıştırdı.

*

Midnight Diner
Midnight Diner

İzlediğim bir diğer dizi de Midnight Diner. Burada da küçücük lokantanın sahibi işletmesini tam gece yarısı açıyor ve sabah saat 07.00'a kadar çalıştırıyor. Hayata karşı tavrıyla bilge olabilen bir kişi o dükkanın sahibi. Elinde o gece ne malzeme varsa onlarla güzel tatlar yaratırken bilgeliğini ortaya koyuyor o.

Dizinin bir bölümünde Samuray Gurme’de gördüğüm felsefenin aynen savunulduğunu gördüm.
O bölümde dükkana sabaha karşı Japonya’da meşhur bir yemek eleştirmeni geliyor. Adam en pahalı yemekleri, en lüks restoranlarda yeme imkanı olan bir insan ama o gece küçük lokantada otururken içeriye bir sokak çalgıcısı giriyor. Adam yıllardır o lokantada bir şarkı karşılığında hep aynı yemeği yiyip gidiyormuş.
Yediği basitin de basiti olan, ketçaplı spagettiden bile daha basit sıradan olan bir yemek. Özetle sıcak pilava bir kaşık tereyağı ekleniyor ve üzerine de çok az soya sosu dökülüyor ve bu kaşıklanarak yeniliyor. Orada o gece bulunan ünlü gurme bu yemeğin tutkunu oluyor ve ne zaman mutlu olmak istese bu basit yemeği yiyor.
Yani herkesin her zaman yapabileceği bir basit yemeği yiyebileceği pahalı lüks yemeklere tercih ederek mutlu oluyor.
Bu dizinin başka bir bölümünde çok ünlü bir adamın hikayesi anlatılıyor. O da sadece patates salatası yemeyi tercih ediyor çünkü bu basit yemek ona hep annesini hatırlatıyor. Aktör olduğu için aslında zengin olan ve istediği her yemeği yiyebilecek o adam da basit bir yemeğe kendinden başka anlamlar yükleyerek mutlu olabilmesini biliyor. Proust nasıl çaya bandığı çöreğine verdiği anlamlar ile mutlu olabiliyorsa o da patates salatasına başka anlamlar yükleyerek mutlu oluyor.
Anlayacağınız yaşamımızı basitleştirerek, yavaşlayarak, o güne kadar fark etmediğimiz hayatımızda zaten var olan detayları keşfederek mutlu olma felsefesini görebileceğimiz basit diziler de var; onları mutlaka bir de bu gözle izlemenizi tavsiye ediyorum. Bu gözle izlerseniz sizlerin de mutlu olacağınıza eminim

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00