Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Siyah-beyaz televizyonun Türkiye’de başlamasıyla birlikte bu tür kültürel emperyalizm fırsatlarını hiç kaçırmayan Amerikan dizileri de Türkiye’de hemen popüler olmaya başladı. Gerçi kültür emperyalizmi tam suçlu değildi çünkü bunlara talep de hayli vardı. Program ürünlerine talep olunca arz da tabii ki fazlasıyla geldi.

Lise son yıllarımda özelikle Amerikan komedi filmlerinde dikkatimi çeken dizinin çekimlerini stüdyoda izleyen seyircilerin neşeleri olmuştu. Her bir espriye kahkahalarla uzun uzadıya gülüyorlardı. Normalde sadece biraz gülümsenecek espri bile Amerikan seyircisini kahkahalara boğmaya yetebiliyordu. Dizi sürerken seyirci daima her gelişmeye doğru tepkiler verip bunu sesleriyle belli ediyorlardı. Öfkelenilecek anda öfkelenip, üzülünecek anda da hüzne boğuluyordu seyirci ve bunları da çıkardıkları seslerle belli de ediyorlardı.

*


Bu stüdyodaki canlı izleyici kitlesinin seyretme ve tepki verme disipline bayılmıştım. "Amerikan seyircisi ne kadar da disiplinli ve algısı açık" diye de düşünmüştüm o zamanlar. Sonraki yıllarımın bugünlere kadar bu düşüncemin ne kadar da yanlış olduğunu keşfetmekle geçeceğin o günlerde henüz bilmiyordum. Sonraki yıllarım Amerikan algısının açık olmadığı gibi Amerikan beyninin tamamen kapanmış olduğunu fark etmem ve bunu her yönüyle keşfetmekle geçti diyebilirim.

*

Ancak sonradan anladım ki o gülme ve tepki verme efektlerinin önemli bölümü stüdyodaki seyirciden gelmiyormuş. Yapımcılar çoğu gülme ve tepki verme efektlerini elektronik ortamda, çekimden sonra stüdyoda oluşturuyorlarmış.

Stüdyodaki canlı seyirci biraz gülse dahi daha sonra bu gülme anı yapımcı tarafından daha canlı ve uzun hale getiriliyormuş. Stüdyodaki seyirci espriye hiç gülmese dahi bu da problem olmuyor tabii ki yapımcı yine de espriye çok gülünmüş gibi sesler koyabiliyor. Bazen de hiç stüdyo izleyicisi olmasa dahi gülme sesleri yine de duyuluyordu.

*


Diziyi evlerinde seyredenler de bir an geldiğinde gülme sesini duyunca buna içgüdüsel, otomatikman katıldığından hemen her komedi dizisinin sonuçta komik olarak algılanmasına da psikolojik katkı yapıyor bu yöntem.

Yani yapımcı neyin komik olduğunu ve neye ne zaman gülüneceğini evde oturan bizlere dikte etmiş oluyordu aslında.

*

Neye, ne zaman güleceğimize veya bir espriyi gerçekten beğenip beğenmeyeceğimize bu şekilde dışarıdan müdahale edilmesi hiç de hoş değildi. Aslında hepimiz bu tür müdahaleler ile düşünme sistemimizin kontrol edildiğini görmeliyiz. Yani iş sadece basit gülme tepkisi vermekle sınırlı değildi. Bizim gelişmelere tepkilerimiz ve algılama biçimlerimiz de kontrol altına alınmış oluyordu. Dahası bu tür dışardan müdahaleler ile insanın neye ne kadar güleceği belirlenince o insanın düşünme sistemi yanı sıra, kişiliğine de müdahale edilmiş oluyordu.

*

Amacım olmuş bitmiş olayları yeniden gündeme getirip durup dururken tartışma çıkarmak değil. Ancak bu günlerde ses efektlerinin kullanılması yeniden gündeme geldiğinden bunları hatırlatmak istedim.

Salgın yüzünden hemen her dalda maçlar seyircisiz oynanacak.

Kulüplerin büyük miktarda gelirleri maçları naklen yayınlayan televizyon kanallarından geldiğinden Amerika bu maçları seyircisiz oldukları halde olabildiğince eskisine benzer biçimde, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi yayınlamak için formüller arıyor.

Bulunan bir formül seyircisiz maçlarda önemli anlarda dizilerde olduğu gibi ses efektleri konulması düşüncesi. Yani gol olduğunda stada kurulan ses sisteminden tezahüratlar yayınlanacak hakeme kızılması gerektiği an gelince de kızgın sesler ve yuhlar yayınlanacak.

*

Dizilerde belki haydi bir noktaya kadar tahammül edilebilecek suni ses efektine maçlarda tahammül edebilmek son derece zor. Çünkü stadın boş olduğunu ekranda gördükleri halde seyircinin bu suni seslere nasıl dayanabileceği belli değil. Bu suni tedbirden tatmin olabilecek Amerikan seyircisi dışında dünyada tatmin olabilecek çıkacağını sanmıyorum. Hatta Amerikan seyircisinin bile bundan hoşlanmayacağına dair ipuçları geliyor yavaştan.

*

Ayrıca Almanya’da yapılan deneyde olduğu gibi boş statta verilen sesler çok yankılanma da yapabiliyormuş. Bu nedenle sesi stada vermekten de vazgeçip her gelişmeye uygun sesi stüdyodan vereceklermiş yani zaten sunileşen ortamı böylece daha da suni hale getirmeyi düşünüyorlar.

*

Maçlar spontane tepkilerin verildiği, insanın içini boşalttığı deneyimlerdir. Seyirci tepkilerinin spontane olması demokratik bir süreçtir de. Belki hayatının hiç bir diğer alanında tepkilerini içinden geldiği gibi koyamayan seyirciler bir tek maçlarda kendilerini özgür hissedebilirler. İşte belki de bu yüzden "Futbol sadece futbol değildir" deniliyor da olabilir.


*


Maçı evde de seyretsek statta da, tepkilerimizin ve çıkardığımız seslerin spontaneliği güzeldir.

Maçlara suni ses vererek tepkilerimizi kontrol altına almak ne kadar da zevksiz ve abes bir girişim.

Yakında Türkiye’ye inşallah dönüyorum bir süre evde yalnız da kalacağım. Bu yüzden yeni sezonda futbol maçlarını izlerim diyordum.

Ama seyircisiz maç bana göre izlenemez. Maç öncesi tezahüratları olmayan veya bunlar stüdyodan kontrollü verilen boş statlar ile maç maç olmaktan çıkar ortada sadece bir maç prodüksiyonu kalır.

Biliyorum futbol seyretmeden yaşayamayan insanlar da var ama bana kalsa hayatımızın her alanını aşındıran bu virüsün aşısı bulununcaya kadar maçları tamamen durdurmak ve seyirciyi ve taraftarı beklemek gerekiyor. Biliyorum ateşli taraftar virüse filan aldırmaz ama onların aldırmaz davranışlarına da izin verilmemeli.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00