Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hayır korkmayın, o kafanın içinden geçenleri yazacak değilim.

Çünkü hiçbir insanın babamın kafasından geçenlerle muhatap olması, bunları öğrenmesi gibi bir işkenceye uğramayı hak ettiğine inanmıyorum.

Önceki gün 95 yaşına giren Hamit Turgut, yaş aldıkça sakinleşip, bilge sakinliğine girecek yerde garip biçimde her geçen gün daha da tuhaflaşmayı başarabiliyor.

Yaşlanmanın kendisine bir tür dokunulmazlık verdiğine inandığından olsa gerek toplumdan ve insanlardan duyduğu derin tiksintiyi çok daha renkli cümlelerle ifade etmeye başladı son zamanlarda.

Benim de babam gibi delirmemin temelinde muhakkak küçük yaşımdan itibaren babamın felsefi nefret söylemlerini dinlemem yatıyor olmalı.

Allah’tan iki deli baba-oğul biz birbirimize yettiğimizden, başka arkadaşa ihtiyacımız olmadığından, topluma yönelik potansiyel zararımızı minimize ederek yaşayıp gidiyoruz işte.

*

Arada bir kısa süreliğine de olsa belki biraz normal konuşur diye ben babama geçmişle ilgili sorular soruyorum.

Geçmiş nostaljiktir ya, insan geçmişi hatırlarken elinde olmadan duygusallaşır ya, babam da belki böyle olur ve biraz olsun normale yakın konuşur diye düşünüp geçmişle ilgili sohbetleri sıkça açıyorum.

*

Ama bu da benim için bir kurtuluş oluşturmuyor.

Çünkü geçmişle ilgili açılan konu ne kadar masum olursa olsun babamın o olayda yaşamış olduğu bir tuhaflık mutlaka oluyor.

Örneğin geçen gün ikimizin de hatırladığı bir dönemi, babamın askerlik günlerini konu olarak açtım.

*

Evet askerlik günleri dedim. Babam askerliğini bayağı geç yaptığı için ben o günleri net hatırlıyordum.

Babam yürüyüşlerde bayrak taşıyordu. Kıta biz seyircilerin önünden geçerken babamla bayrak taşıdığı için gururlandığımı hatırlıyorum. Ama geriye dönerlerken bu kadar fazla gururlanamıyordum çünkü babam hep yorgunluktan bayılmış olduğu için geri dönüşünü daima ambulansla yapardı.

*

O günlerde neden durmadan bayılıp durduğunu sorduğumda ise "Çünkü o sıcakta kep giyemeden yürüdüm uzunca bir süre. 8 bin asker içinde bir tek benim kepim olamadı günlerce" dedi,

Gayet tabii ki kaçınılmaz biçimde neden kepin yoktu ki sorusunu da sormak zorunda kaldım.

Çünkü bence 8 bin asker arasında bir tek babamın kepinin olmaması son derece tuhaftı.

*

Soruyu sorduğuma cevap gelirken her zaman olduğu gibi pişman oldum. Babamın bana kendi geçmişinden anlattığı her şey daima gerçekte olmaması gereken tuhaf olayların dünyasından, babamın alacakaranlık kuşağından birer anekdot gibiydiler.

Askerde ilk gün şunu yaşamış babam:

Diğer 7999 asker kendi kafasına uygun birer kep bulmakta hiçbir zorluk çekilmezken babamın kafasına uygun bir kep çıkmamış.

*

Sonra bu nasıl olur diye merak edip babamın kafasını ölçmüşler. 61 numara çıkmış. Bu numara bana bir şey ifade etmediği için sordum evet bu hayli büyük bir kafa olduğunu gösteriyormuş.

Babam asker olduktan sonra 1960 ihtilalini de yaşadı. İhtilal sürerken Sağlık Sokak'taki evimize korkudan bembeyaz suratla geldiğini ve dışarda olup bitenlerden duyduğu korku nedeniyle bağırsaklarının bozulduğunu da hatırlıyorum. O zaman henüz bugünkü kadar delirmemiş olduğundan bugün olduğu gibi her türlü çatışmadan pek hoşlanmıyordu geçmişte galiba. Bu yüzden ihtilal sürerken eve kaçmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri ihtilalin sonrasına kadar babamın kafa büyüklüğüne uyan kep bulamadı.

Güneşin altında kepsiz bayrak taşıdığından daima bayılıp duruyormuş yürüyüşlerde.

*

Onun kafa büyüklüğünün anlamı konusunda babam ile anlaşamıyoruz:

Ona göre kendisinin beyni de kafası kadar büyükmüş bu yüzden kendisinin bir dahi olduğunu düşünüyor.

Bana göre ise onun beyni kafasının hacmine göre ufak kaldığından kafa içinde fazla sallanmaktan, devamlı alt-üst olmaktan ciddi darbe almış durumda. Babamın had safhadaki deliliğinin bir başka bilimsel açıklaması da bu olmalı.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!