Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

1- İstanbul sözleşmesi hakkında patlamış olan tartışmaya ilişkin baştan söyleyeyim ben son derece ilerici, iyi niyetle yapılmış bu anlaşmanın aynen korunması ve Türkiye’yi de bağlamasının sürdürülmesinden yanayım. Çünkü metni okuduğunuz takdirde bunun kadına yönelik şiddetin olası toplumsal nedenlerini kaldırma çabası taşıdığını ve bunun ilerici yasal çerçevesini çizmeye uğraştığını görürsünüz. Böyle bir metne karşı çıkmak benim hayatımı yönlendirmesine çalıştığım tüm değerlerime ihanet olurdu.


2-
Aslında ben kadının toplum içindeki konumunun güçlenmesinin ve ona yönelik şiddetin yasal düzenlemelerle çözülebileceğini de düşünmüyorum. Çünkü erkeğin kendi cinsellik deformasyonlarından kaynaklanan ve onu barbarlık düzlemine çeken davranış bozukluklarının yasal tedbirlerle tedavi edilebilmesinin ve bunun gerçekten önlenebilmesinin imkansız olduğunu düşünüyorum. Ama buna rağmen ortada var olan meseleyi çözmek için bir yasal düzenleme girişimi de varsa, erkek barbarlığına son vermek yolunda bu girişime de destek vermek makul erkeklerin gireceği yoldur. Sorunun yasal düzenleme dışında ne gibi tedbirlerle düzeltilebileceği üzerine daha fazla konuşmalıyız.


3- Makul düşünen herkesin buna desteğinin olacağını düşünürken Türkiye’de sözleşmeyi sakıncalı bulan ve bundan çekilmesi gerektiğini savunan hayli güçlü bir kesim de var. Kendimizi bunlara karşı konumlayıp hemen çatışmalara girmek bizi toplum olarak yanlış yapmaya iter. Bunun yerine onların kaygılarını, endişelerini, itirazlarını anlamaya çalışıp tartışmayı diyaloğa dönüştürüp meseleyi fikir tartışması düzlemine çekmeliyiz.


4- Tartışmaları izlerken hiç hoşlanmadığım sert üslupları elimden geldiğince ayıkladıktan sonra anlayabildiğim kadarıyla sözleşmeden çıkılmasını isteyen çevreler bunu kadına karşı şiddetin önlenmesine karşı olduklarından değil ama o konuyla hiçbir ilgisi olmayan başka bir kaygıları nedeniyle yapıyorlar. Sözleşme metnini iyi okuduğunuzda toplumda kadının konumu tanımlanırken ’Toplumsal cinsiyet’ kavramına dayanıldığını görüyorsunuz. Metinde toplumsal cinsiyet kavramı ’toplumda kadınlar ve erkekler için uygun olduğu düşünülen sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler, özellikler’ biçiminde tarif ediliyor. Bu tanımın ne tür sakıncası olabilir, buna neden itiraz ediliyor ki diye düşünebiliriz. Ancak itirazı getirenler ağırlıkla toplumun dindar kesiminden oldukları için onların kadına toplumda uygun gördükleri rolün bu tanıma uymadığını da düşünebiliriz. Bu kısmen doğrudur ama ben onları toplumsal cinsiyet kavramından rahatsız olmalarının asıl nedeninin bu olmadığını da görüyorum.


5- Bu kesim daha çok ’Toplumsal cinsiyet’ kavramı hukuk normunun içinde yer aldığında bunun eşcinsel haklarının veya LGBT çevrelerinin desteklenmesine yol açacağı düşüncesinden rahatsız oluyor gibiler. İstanbul Sözleşmesi'ne itirazını dile getiren bazı kendi gerçek fikrini cesur ifade etmekten korkmayan insanlar bunu açıkça da söylüyorlar. Katılmıyorum ama saygı duyuyorum bu düşünceye. Tolumda kadının konumumun güçlendirilmesi ve ona yönelik her tülü şiddetin önlenmesi gayet tabii ki asıl görevimiz ama eğer Türkiye çağdaş medeni ülkeler arasında güçlü yer alacaksa bizim ülke olarak ‘cinsiyet kimliği’ (gender identity) kavramına güçlü bir şekilde sahip çıkmamız ve her insanın doğadan gelmiş olan kendi cinsiyetini özgürce yaşama hakkını da teslim etmeliyiz.


6- Eşcinselliğin hala daha tedavi edilmesi gerekli bir davranış bozukluğu olarak görülebildiği ülkeler var. Türkiye’de de eşcinselliği veya diğer cinsellikleri kabul etmekte zorlanan çevrelerin bulunmasını doğal karşılamak gerekiyor. Ama onlar kendi inandıkları değerleri öne sürüp buna karşı çıktıklarını söylediklerinde insanın aklına 'acaba bu değerleri paylaşmakta olan o çevrelerde eşcinsel olan hiç mi yoktur' diye düşünce de kaçınılmaz olarak geliyor. Örneğin acaba hayatını dini değerlere uygun yaşamakta olan insanlar arasında eşcinsel olunması mümkün değil midir? Bu tabiatın kurallarına aykırı olduğundan ve dolayısıyla da mümkün olmadığından ‘bizim kesimde eşcinsellik olması imkansızdır toplumu buna teşvik eden bir anlayışa da karşıyız’ tavrının hiç de dürüst olmadığını düşünüyorum. Bu tür tavırlar ile yapılan bir tartışmanın bizi makul olanı bulmaktan uzaklaştıracağını düşünüyorum.


7-
Sorun dünyada ve bizde eşcinseller ve LGBT çevreleri değildir. Asıl sorun kendisine belirli nedenlerle uymayan kimlikleri yasaklamak isteyen çevrelerdedir. Bu çevrelerin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki tartışmayı yönlendirip saptırmaları Türkiye’nin çağdaş ülkeler liginden küme düşmesine ve global anlamda ikinci sınıf ülke olmasına yol açacaktır.


8- İstanbul Sözleşmesi 24. 11. 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak iç hukukun bir parçası haline geldi. Bu aynı zamanda 6251 saylı yasaya da tekabül etmektedir. Bunu resmi gazetede görmek mümkün.
Ben kurulurken ve iktidarının ilk yıllarında AK Parti’ye destek vermiş yazarlardanım. AK Parti’nin o dönemi ile bugünkü tavırları arasında ciddi bir değişim olduğunu düşünüyor ve buna üzülüyorum, keşke ilk dönem ruhu korunabilseydi diyorum. İkisi arasındaki farkı anlamak için o anlaşmaya imza koyan AK Parti hükümeti ile bugünkü tavırları sergileyen partiye de bakmak yeterlidir. Gerçi parti içinde konu hakkındaki tartışmanın sürmekte olduğu da söyleniyor bu da benim yanlışlardan dönüleceği yolundaki umudumun artmasına yol açıyor.


9- Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın yönetim kurulu başkan yardımcılığını yapmakta olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği'nin (KADEM) tartışmanın düzeyini yükselten katkılarını da kadın yoldaşı bir erkek olmaya çalıştığım için müteşekkir biçimde izliyorum


10- Ben kadınların erkeğe sadece eşit değil erkekten üstün de olduklarını düşünüyorum. Bir toplumda her düzeyde kadın etkinliğinin artması yaşam kalitesini yükseltir. Cinsiyet kimliklerinin özgürce yaşatılması da bunu yapar. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi'nden çıkma yoluna gidilirse bu Türkiye’nin yapacağı büyük yanlışı olur.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00