Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’de salgının yayılması ve artması ile ilgili gelen son rakamlar bende güçlü bir yaşanmışlık duygusu yarattı.

Salgının en kötü olduğu dönemde, New York dünyanın salgında sıcak nokta merkezi olarak anılmaya başlandığında ben oradaydım.

Şehirden çıkış imkanları da ortadan kalkmış olduğundan yoğun çaresizlik duygusuyla kendimizi ailece koruma altına almaya çalıştık.

*

Tedirginlik, endişe ile geçen 4 aydan sonra İstanbul'a dönüşümüz gerçekleşti.

Şimdi de salgın ile ilgili veriler İstanbul’da New York’un o günleri gibi yine bir tırmanış içine girildiği sinyalleri veriyor.

Bazen salgının bir şehirden diğerine benimle oynar gibi atlaması acaba bu hastalık yoksa benim peşimde mi gibi saçma bir düşüncemin oluşmasına neden oluyor.

*

Tabii ki şu anda İstanbul’daki durum katiyen New York’un o günleri kadar berbat değil.

Birkaç nesil Amerikalıların bile hastanelere alınmadığı, sokaklarda cesetler olduğundan şehrin gökyüzünde leş kargalarının uçmaya başladığı o günkü New York kadar hiç bir şehir öylesine berbat olamaz. Bir de düşünün Rana ile benim sağlık sigortamız da yoktu. Hastalansak bir kişi bile dönüp suratımıza bakmazdı. İstanbul’da ise sağlık altyapımıza güveniyoruz. Türk doktorlarına güvenimiz tam.

En azından hastalanırsak bir tedavi imkanına ulaşmamız imkanı New York’ta yokken burada bunun olacağına emin olmanın verdiği güvence ile rahatlıyoruz.

*

İki şehirde yaşadıklarımızın verdiği tecrübe bir yana, New York’ta yaşadıklarımdan, öğrendiklerimden bir bilimsel sonuç çıkarıp İstanbul’da neyin eksik ya da yanlış olduğunu çıkarmaya çalışacağım.

Çünkü New York başta anlattığım o haldeyken Temmuz’un ortasına geldiğimizde bizim şehirden ayrıldığımız gün New York’ta salgın neredeyse tamamen silinmiş durumdaydı. Üstelik bunu normalleşme adımlarını attıkları ve Amerika’nın genelinde salgın güçlü sürdüğü halde başarabilmişlerdi. O ilk durumdan bu hale acaba nasıl gelmişlerdi bunun anlaşılması gerekiyor.

New York deneyiminden İstanbul'un bir ders çıkarması lazım.

Salgında New York nasıl tepki verdi buna yakından bakalım şimdi:

1- ilk başta neler olduğunu anlayamadılar. Bu da normaldi çünkü yeni bir virüs söz konusuydu. Her kafadan bir ses çıkıyor ve yanlışlar yapa yapa doğruyu bulmaya çalışıyorlardı. O aşamada yaşananlar normaldi ve galiba dünyanın her yanında buna benzer kafa karışıklıkları olmuştu.

2- Sonra New York eyaletinin en yüksek siyasi otoritesi olan vali devreye girdi. Hastalığın ancak ‘bilimin ışığında’ yenilebileceğini hemen her gün canlı yayında anlatmaya başladı.

3- Hastalıkla mücadelede hiç bir siyasi karar alınmayacaktı yani okulların açılması veya kapanması gibi konular siyasi otorite tarafından değil bilim insanları tarafından objektif kriterlerle yapılacaktı.

4- Vali şehrin eski belediye başkanı olan Mike Bloomberg’i de devreye soktu. Milyarder Bloomberg kendi sınırsız gibi olan kaynaklarını da devreye sokarak eski mezun olduğu okul olan Johns Hopkins’in ünlü tıp fakültesiyle ortak çalışma başlattı. Onlar hasta insanlarla temas etmiş insanların geriye dönerek tespit edilmesi için bir program hazırladılar ve New York bunu uygulamaya soktu.

5- Yani bilim tam hakim kılınmıştı New York’ta. Siyasiler hiçbir şekilde bilim insanlarının kararlarına karışmıyorlardı.

6- Normalleşme zorunlu olarak başlatıldığında vali temkini yine de elinden bırakmadı. Normalleşmeler yavaş tempolu ve aşamalı olarak yapıldı. Bir aşamada salgında tırmanma eğilimi görüldüğünde hemen oraya müdahale edildi. Böylece hızlı normalleşme sonucunda salgının tekrar tırmanmasına izin verilmedi..

7- Benim şehirden çıktığım gün 60 bin test yapıldığı halde virüsü kapmış olanların sayısı yüzde 0.8 gibi bir düzeydeydi. Ölümlerin de sayısı çok azalmış ve New York Amerika’nın diğer eyaletlerindeki durum olmasa normale tamamen dönebilecek gibiydi.

Ama bu başarıyı asıl getiren neydi biliyor musunuz?

Vali her gün yaptığı konuşmalar ile New York halkını çok bilinçlendirmiş ve onları salgınla kararlı savaşa sokmuştu. Bu yüzden saylar çok azaldığı gün bile herkes maskesini takmayı sürdürüyordu ve sosyal mesafe kuralına da herkes disiplinli biçimde uyuyordu.

Örneğin hesap kapamak için son gün bankaya gittiğimizde biz içeriye girmeden neredeyse tüm bankanın içini dezenfekte ettiler. Anlayacağız New York’taki başarının temelinde halkının bilinçli olması yatıyordu. Herkes valinin dediklerini dinlemiş ve kurallara özenle uymuştu.

New York böyle bilinçli davranıldığında virüsün yenilebileceğini güzel biçimde göstermişti bana göre.

Bizde ise halkımızın New York ahalisi kadar disiplinli olabildiği ve olayı onlar kadar ciddiye aldığı söylenemez. Sorunun en önemli boyutu da bu olmalı galiba.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!