Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İster zorunlu olsun, ister benim gibi felsefi tercih nedeniyle olsun evlerimize çekilip inziva yaşamak hepimize yeni ve daha güzel yaşamların kapısını açabilir.

Önemli olan evlerimizin sakinliğinde, o güne kadar dikkatle bakmadığımız için gözlerimizden kaçmış olan detayları keşfedip bunlardan zevk almanın keyfine varmaktır. Bunu yapabilmek için evlerimizin içinde büyük çeşitliliğin veya zenginliğin olmasına da gerek yok. Olanla yetinmek, zaten olandan yeni zengin düşünceler yaratmayı bilmek önemlidir. Bugün bunu özelikle yeni hayatında Fatih Portakal’a da tavsiye ediyorum.

*

Stoacı filozoflar ‘Bazen sadece yaşamak bile cesaret gerektirir’ demişlerdi. Bunun doğru olduğunun hemen her gün görülebildiği bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Yaşamın karmaşıklığı ve sürekli sorunlar üreten, üzerimizde zaten var olan yükün daha da artmasına yol açan ortamından çıkıp evimizin iç huzur verebilecek ortamına çekilebilmek de aslında cesaret ister. İnsanlarla bağlantının en aza indirilmesi ve evimizde her zaman olan ve o güne kadar farklı bakmayı beceremediğimiz objelerle yeni bir bağlantı kurup, yeni bir hayat tarzına geçmek zor ama yapılabilir bir iştir.

*

New York’tan dönmeden önce oradan yazmakta olduğum felsefe ağırlıklı yazılarımda bu yeni bakış açısının önemini daima işlemiştim. Dönüş için hazırlıklarım başladığında beni döneceğim evimde en çok heyecanlandıran şey kütüphaneme tekrar kavuşacağımdı.

Kütüphanemdeki kitaplara daha önce yüzlerce ve hatta binlerce defa bakmış olsam da her kitabın bana daima yeni ufuklar açacağını bildiğimden onlara tekrardan dokunma günümü iple çekiyordum.

Neyse sonunda dönebildik ve ben odama ve kütüphaneme kavuştum.

*

Neredeyse iki yıldır uzakta olduğumdan ciddi bir temizlik ve düzenleme gerekiyordu.

Bunu yaparken daha önce fazla dikkatimi çekmeyen kara kaplı bir kitap gözüme çarptı. Sonra incelemek üzere onu bir kenara ayırdım. ‘Lozan Konferansı ve İsmet Paşa’ydı kitabın adı, yazarı da Ali Naci Karacan.

*

Kütüphanemi düzenledikten sonra güneş batıp odam huzur verecek kadar loş olduğunda çalışma masama geçtim masa lambamı yakıp kitabı incelemeye başlayayım dedim.

Hayatımı güzelleştiren o an kitabın ilk sayfasını çevirir çevirmez gerçekleşti.

O sayfada 21 kasım 1944 tarihli bir mektup vardı.

Dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olan Hasan Ali Yücel imzalı bu mektup o tarihte ortaokul öğrencisi olan anneme yazılmıştı.

Şöyleydi mektup:

‘Mualla Ünsaldı

üçüncü ortaokulu öğrencilerinden

Ankara

‘Ahlakta ve çalışkanlıkta bütün okul arkadaşlarınıza örnek olarak arka arkaya üç yıl iftihar levhalarına ve kitaplara girmekle, analarınızın, babalarınızın, öğretmenlerinizin ve milletin iftiharını kazandığınız için, bu yıl size ‘Lozan Konferansı ve İsmet Paşa’ kitabını armağan ediyorum.

Bu kitap bir milletin yaşama haklarını kurtaran ve aynı zamanda dünyaya hakça bir anlaşmanın yollarını gösteren büyük bir başarının tarihidir. Onu dikkatle okuyunuz; iradenizin kuvvetlendiğini, milletinizin ve insanlığın ilerisi için iyi, güzel ve iyi niyetlerle dolduğunuzu hissedeceksiniz.

Gönlümün bütün dileği, sizin de gireceğiniz meslekte ve ileri hayatınızda bu şerefli başarının kahramanı İNÖNÜ gibi Türk milletine büyük hizmetler etmeniz ve insanlığa milletiniz yolundan büyük faydalar ve bahtiyarlıklar getirmenizdir.

imza; maarif vekili YÜCEL.

*

Kitabı okumaya kararlıyım ama annemin adının olduğu o sayfayı bir türlü geçemiyorum. Orada takılıp kalıyorum.

Hatıralar, güzellikler bu cumhuriyetimizi kuran kadroların yaptıkları hepsi beynimde karışmış durumda.

Yaşlanmış olmaktan dolayı mutluyum da çünkü bu sayede çocuk olarak da olsa hiç olmazsa bir dönemi ucundan da olsun görmek ve hissetmek imkanını bulmuş durumdayım.

Ve açıkça söyleyeyim ben eski Türkiye’yi ve onun insanlarını çok özlüyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • pembepanter 24 gün önce Gözlerim yaşararak okudum yazınızı Serdar bey... Sanırım aynı yaşlardayız ve bizim kuşağın çıkmazı hep eskiye dönmek ve o nezih insanlarla tekrar yaşamak... Bizim dönem de sadece TRT1 vardı ama dünyanın en mutlu insanlarıydık. Gece 12'de kapanmasına rağmen... ama çok rafine yayın yapardı. Bence insanlık kalite algısını kaybetti!
    CEVAPLA
0:00 / 0:00