Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yurtdışında benim gibi uzun yıllar kaldıysanız ülkede günlük hayat içinde olan ve rutin kabul edilen birçok şeyi özleyebiliyorsunuz.

Bazı lezzetleri bulunduğunuz ülkede de temin edebilseniz bile bu nedense ülkede yemek gibi olamıyor. Belki bir hava meselesidir, belki de psikolojik bir nedeni de olabilir bunun.

Dolayısıyla ailece pek çok lezzeti özlemiş olarak döndük İstanbul’a.

*

Şimdi diyeceğim sadece bireysel deneyimlerimizden kaynaklanmıyor. Sosyal medya sayesinde hemen her ürün için onun lezzetinin tartışıldığı ve şikayetlerin ifade edildiği siteler de var. Biz ailece deneyimlerimizi yaşadıktan sonra gördük ki bizde olan şikayetlerin, tatminsizliklerin hemen hepsi de bu sitelerde vatandaşlar tarafından paylaşılıyor.

Bunu görünce demek ki ortada yaygın bir problem var bu işin üzerine gitmek gerekiyor diye düşündüm.

*

Bugüne kadar ister marketten almış olalım isterse de hazır yiyecek olarak ısmarlayalım ne yedikse onda hatırladığımız eski lezzetin artık katiyen olmadığını görüyoruz sürekli olarak.

Bu içtiğimiz çay olabilir veya yediğimiz beyaz peynir de hiç fark etmiyor. Sanki birileri tarafından o ürüne lezzet veren madde neyse onun o ürünün içinden adeta çekilip alındığını hissediyoruz hemen her gün.

Başlıkta dediğim gibi ülkenin lezzeti kaçmış durumda nedense.

*

Bunun nedeni acaba üreticiler artan üretim masraflarını düşürmek için yiyecek üretiminde bazı lezzet verici maddelerden tasarruf mu ediyorlar diye düşündüm. Tarım sektöründe yaşanmakta olan sorunlar da olabilirdi sorunun kaynağı.

Ve tabii çay örneğinde olduğu gibi kaliteli çayın ihracata ayrılması daha kalitesiz düşük dereceli ürünün iç piyasaya verilmesi uygulamasının diğer ürünlerde de uygulanmaya başlanması da olabilir bunun nedeni.

Çay üzerine yazışmaların yapıldığı sitelerde tüketiciler bu meseleyi "Tamam anladık birinci kalitedeki çayı yabancı ülkelere ihracatta kullanıyorsunuz. Eskiden hiç olmazsa bize üçüncü derece kalitedeki çayı verirdiniz bu da şimdi ortadan yok oldu neler oluyor. Bizim canımız can değil mi" diyerek ifade ediyorlar duygularını.

*

Ürün kalitelerinin düşürülmesinin dışında ayrıca denetimsizlik sorunu da var olmalı. Çünkü adı bilinen birçok marketten aldığımız ürünün son kullanım tarihi gelmemiş olsa dahi ya küflendiğini ya da bozulmuş olduğunu çokça görmeye başladık. Kullanım tarihi dolmuş malların da satılması yaygın pratik olmuş.

*

Yurtdışındayken bulunduğum Long Island bölgesinde birçok markette Türk beyaz peynirlerini bulmak mümkündü. Bunların hem fiyatı, kur faktörüne rağmen, uygundu hem de lezzetleri çok güzeldi. Burada ne kadar farklı beyaz peynir denesem de, bunlar yurtdışındayken aldığım markalar da olsa, peynirin içinin adeta boşaldığını gördüm, lezzet katiyen yoktu. Üreticiler ya masrafları kısmak için malzemeden kısıyorlar ya da ürünü doğru dürüst hazırlasalar fiyatının daha yukarıya çıkacağından ve bu nedenle daha da satılamaz derecede pahalı hale geleceğinden korkuyor olmalılar.

*

Hazır yiyeceklerde de aynı lezzet kaybı var. Örneğin ben çok özlemiş olduğum için su böreği ve Adana kebap yemeye çalıştım son bir ay içinde. İkisini de adı çok bilinen dükkanlardan almıştım. Bu ürünleri en son olarak iki yıl önce burada yemiştim ama bu defa ne etin ne de böreğin lezzetinin olmadığını gördüm.

Yiyecek sektöründe bir özensizlik ve baştan savma tavır hüküm sürüyor ne satsak nasıl olsa alırlar zihniyetinin hakim olması durumu yaşanıyor galiba. Eskiden olduğu gibi ürünü ile iftihar edip ona özen gösteren üreticiler azınlığa düşmüş gibiler. Örneğin bütün süt ürünlerinde bu sorunun var olduğunu söyleyebilirim.

Arayışım sürüyor, param yetebildiği takdirde denemeyi sürdürüyorum. Ama sonuç hep hayal kırıklığı oluyor. Gerçek lezzeti olan ne bir sucuk ne de bir peynir bulamadım. Dediğim gibi çay keyfimiz bile, içi boşaltılmış çaylar sayesinde, kalmamış durumda.

*

İşin kötü olanı hayatın zaten azalmış olan kalitesini daha da aşağıya çeken bu duruma insanların alışmış olduklarını da görüyoruz.

Biz şikayetlerimizi arkadaşlarımızla paylaştığımızda "Evet aynen dediğiniz gibi durum ama ne yapacaksınız ki, siz de alışırsınız" tepkisini alıyoruz.

Tabii ki alışırız alışmaya da neden alışmak zorunda olalım ki. Ödediğimiz paralar zaten astronomik düzeylerde, haydi bunu yapabildik diyelim bari paramızın karşılığını verebilseler bize hiç olmazsa değil mi?

*

Hayat kalitesi zaten aşağıya çekilmekte ama hiç olmazsa evimizin içinde tüketeceğimiz ürünlerdeki alıştığımız eski lezzetlerden ellerini çekseler insanlar.

Üreticilerden hayatımızın alıştığımız lezzetlerini geri istemeliyiz. Gerekirse beğenmediğimiz malı katiyen satın almayıp tepkimizi göstermeliyiz.

Piyasaların terbiye olmaya acil ihtiyacı var.

Bunu kontrolsüzlüğü, denetimsizliği serbest piyasa sananlar yapmayacaksa o zaman biz tüketiciler tüketmeyerek yapabiliriz.

*

(Not: Yazıyı yazarken içtiğim kahvenin yanında bir paket bisküvi açmıştım. Bisküvide aynı lezzet eksikliği vardı. Kahveyi de eskiden aldığım tadı alabilmek için daha fazla dozda koymam gerekti. Bisküvide undan mı yoksa şekerden mi kısıyorlar bilemem.
Bu arada Venezuela’dan peynir ithaline hazırlanılıyormuş. Kim bilir o ortamda hangi berbat koşullarda üretilen o peynirleri tüketmek zorunda kalacağız yakında.)

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00