Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Virüs global düzeye çıktığında o günlerde yaşamakta olduğum New York salgının sıcak noktası ilan edildi.

İlk başlarda durum gerçekten felaket görünümü veriyordu. Şehrin gökyüzünde leş kargaları alçaktan uçmaya başlamışlardı. Geceleri ambulans seslerinden uyumak neredeyse imkansız hal almıştı.

Kendisini global kapitalist dünyanın merkezi olarak gören Amerika salgına karşı her boyutuyla hazırlıksız, çaresiz durumdaydı.

*

Bu tür olaylarda kararlı ve bilgiye dayalı siyasi liderliğin ne kadar önemli olduğunu daha sonra yine New York gösterdi.

Bölgesinde en yüksek siyasi otorite olan New York Valisi devreye girdi ve iyi bir ekip kurarak çalışmaya başladı.

Sonunda dört ay içinde New York eyaletindeki salgını neredeyse sıfırlayarak büyük başarı elde ettiler.

Salgın tabii ki bitmedi ama bulaş oranları neredeyse sıfır düzeyine yaklaştı.

Başta virüse teslim olmuş görünümü sunan New York sonunda diğer eyaletler de kendisi gibi davranabilseydi salgını tamamen yenecekti de.

*

Peki neydi New York’taki başarının sırrı?

Orada yapılan mücadeleden global düzeyde çıkarılacak dersler bulunuyor.

Başta en önemlisi salgınla mücadelede alınacak bilimsel tedbirlere ve verilen bilim tavsiyelerine siyasi otoritenin hiç karışmaması sağlandı.

Bu, öyle görüyor ki bu illetle mücadelede başarının olmazsa olmaz şartı olarak ortaya çıkıyor.

New York Valisi bilim kurulunun verdiği kararlar kendisine siyasi zarar verecek olsa dahi bunları uyguladı. Bazen çok tepki de aldı almayı da sürdürüyor.

Ben şehirdeyken Ağustos aynın ortalarına kadar onun her gün yaptığı her basın toplantısını büyük dikkatle ve notlar alarak izledim. Bu işte başarının sırrı bilimin gösterdiği yoldan katiyen çıkmamak ve siyasi kaygıları işin içine hiç karıştırmamak bunu net gördüm.

*

Örneğin New York şehrinin en güçlü lobilerinden bir tanesi şehrin yiyecek içecek sektörüdür.

Bugüne kadar kapalı alanda lokantaların açılmasına izin vermedi vali. Üzerinde hayli büyük baskı olmasına rağmen bu izin verilmedi. Sadece açık havada servis imkanları olan lokantaların müşteri kabul etmesine izin verildi.

Ancak havalar dönmeye başladı bugüne kadar olanın sürdürülmesinin şehirde imkanı kalmıyor.

İşte bu yüzden 30 Eylül’de lokantaların kapalı alanlarında müşteri kabul etmesine başlanıyor şehirde.

İstanbul gibi şehirlerin New York’ta olan biteni iyi takip etmesi ve dersler çıkarması gerekiyor.

*

Bugüne kadar attığı her adımda bilimin gösterdiği yoldan ayrılmayan, siyasi kaygılarla veya ekonomik çıkarlara göre hareket etmeyen vali artık lokantaların çalışmasının uygun olacağına ikna olmuş görünüyor.

*

30 Eylül'de kapalı salonlarda müşteri kabul edecek lokantaların uyması gereken kurallar ise şöyle:

1- Kapasitelerinin ancak yüzde 25'i kadar müşteri alabilecek lokantalar.

2- Her masada en azından bir kişi daha sonra otoriteler tarafından ulaşılabileceği bilgileri masaya oturmadan lokanta yetkilisine verecek ki daha sonra bir bulaş durumu olduğunda otoriteler insanlara rahat ulaşabilsin.

3- Salonda bar olsa dahi bunlar kesinlikle müşterilere açılmayacak çünkü bar ortamında insanların birbirine yaklaşmasının önlenmesinin zor olduğu tespit edilmiş durumda.

4- Saat 24.00’ten sonra kesin servis olmayacak.

5- Yüzde 25 kapasiteyle müşteri alınmasına rağmen her masa birbirinden 2 metre uzakta tutulacak.

6- Tabii ki gelen her müşterinin maskeli olması ve girişte ateşinin kontrol edilmesi gerekecek.

*

Bugüne kadar salgınla mücadelede olağanüstü performans göstermiş olan New York şimdi kritik bir aşamaya giriyor.

30 Eylül'de kapalı alanda yemek servisi başlamasının sonuçları Ekim ayının ortalarına doğru çıkacak.

Bütün bu deneyi İstanbul'daki işletmelerin de dikkatle takip edip gereken dersleri çıkarmaları gerekiyor.

*

İşin şu yanı da var; personel giderleri malzeme masrafları ve yüksek kiralar nedeniyle lokantaların işletme giderleri zaten çok fazlaydı, şimdi bir de yüzde 25 kapasiteyle çalışmak zorunda kalmaları sonucunda buna dayanıp dayanamayacakları da belirsiz. Bazıları yemek fiyatlarında bu yüzden artış bekleseler de bunun gelmeyi düşünebilecek müşterileri caydırıcı düzeyde olmaması da gerekiyor. Ben kısa vadede lokantaların devlet yardımına ihtiyaçları olacağını düşünüyorum. Bu tür bir yardım bütün ekonomiler açısından hayati rolleri olabilen yiyecek içecek sektörünün ve ülke ekonomilerinin geleceği açısından kaçınılmaz olabilir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00