Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Lozan Antlaşması'nı ideolojik nedenlerle sorgulayanlar şunu bilmeliler ki bu anlaşma olmasaydı bugün bizler eğer havalar uygun olduğunda kıyı bölgelerinde güzel bir tatil yapmayı düşünecek olsaydık, bunu ancak vize alarak yapabilecektik.

Tabii o durumda Karadeniz’in bir bölümünde tatil imkanları olabilecekti ama o bölgede sezon kısa olduğundan aynı keyfi almak büyük ihtimalle mümkün olamayacaktı.

Lozan olmasaydı Sevr Antlaşması'nın Türkiye’ye uygun gördüğü harita kalsaydı bunun tek avantajı Türkiye’nin artık belalı Suriye ile sınırı olmayacağı olabilirdi. Keza bir ayrı bela olan İran ile de bir sınırımız olmayacaktı. O durum kalıcı olsaydı Türkiye PKK meselesini de bugünkü gibi yaşamayacaktı.

*

Amacım alternatif tarih düşünceleri ortaya atmak filan değil.

Bir iktisat tarihçisi olarak tarihimiz üzerine yapılan seviyesizlikler beni gerçekten çok üzüyor ve sinirlendiriyor.

Bu ülkenin hepimizin müteşekkir olması gereken kurucu kadrolarına karşı kim bilir hangi nedenlerle savaş açmış olup da Lozan’a karşı tavır alanlara tavsiyem bunu yapmadan önce Sevr Antlaşması'nın Türkiye’ye uygun gördüğü vatan toprağını gösteren haritalara bir bakmalarıdır.

*

Belki de gelecekte bu ülkeyi yönetmeye istekli olup da aday olmayı düşüneceklere Seha Meray’ın olağanüstü bilimsel titizlikle derleyip yayınladığı ‘Lozan Barış Konferansı/Tutanaklar- Belgeler' adlı 8 kitaptan oluşan çalışmayı mutlaka okuyup anlamış olma şartı getirilebilir.

Belki de ilerde Türkiye’yi yönetmeye soyunacaklara memurluğa alma sınavı gibi bir sınav uygulanır da Lozan ve Sevr üzerine sorulardan oluşan imtihandan başarıyla geçmek şartı da konulur.

Bu artık kaçınılmaz görülüyor.

1920’den itibaren bu ülkenin nelerden geçtiğini ve cumhuriyet kadrolarının neler başardığını tam anlamadan bu ülkeyi yönetmeye çalışmak pek mümkün gözükmüyor.

*

Anlıyorum bizi yönetmeye istekli olabilecekler pek okumak heveslisi de olmayabilirler ama bunun da kolayı var. Prof. Seha Meray’ın 8 ciltlik çalışmasını bunun için tavsiye ettim çünkü bu çalışmada işi özetleyen haritalar da bulunuyor. Okumaktan pek hoşlanmayanlar sadece bu haritalara bakarak Lozan’ın ve cumhuriyet kadrolarının önemini anlayabilirler sanırım.

*

Bu çalışma 1970’lerden bu yana vardı. Belki bazı insanlar bu çalışmanın ilk baskılarında İsmet İnönü’nün giriş yazısı olduğundan ve ona tepki duyduklarından bunu okumama yoluna gitmiş olabilirler. Ama daha sonraki baskılarda bu İsmet İnönü yazısının çıkarılarak belki bu insanların da çalışmayı okuyup anlamaları sağlanabilir.

*

Bazı basit gerçekleri kavramadan bazı insanların geçmişi sorgulamaya kalkması gerçekten çok şaşırtıcı ve üzücü. Bunu inanmak istedikleri ideolojilerin tutsağı olmuş beyinlerin bir tür çılgınlığı olarak görsek dahi tarih üzerine tartışmaların bununla bile açıklanabilmesi mümkün değil.

Malumu beyan etmek gibi olacak ama buna mecburum çünkü malumu anlayabilenlerin sayısı da hayli az Türkiye'de ne yazık ki.

Malum olması gereken ise şu: Tarih çalışmaları geçmişte olup bitmiş olanların üzerine yapılan anlama çalışmalarıdır. Hele Lozan gibi Sevr gibi yaşanılanların tüm belgeleri ve tutanakları da ortaya dökülmüşse bunların üzerine neredeyse yüzlerce çalışma yapılmışsa artık bu geçmişteki olayların farklı yorumları olamaz.

Ortada tek bir gerçek vardır ve bunun üzerinde herkes hemfikir olmalı.

*

"Hemfikir olacağız da ne yapacağız tarih üzerine hiç laf etmeyecek miyiz" diye de sorabilirsiniz.

Tabii ki edeceksiniz ama tarih üzerine laf etmek bu yaşanılanların temel gerçeğini yok sayıp ortada olmayanlara vurgular yapmak anlamına da gelmemeli.

O tarihi devletlerin açısından veya ekonomik süreçlerden veya ‘Annales’ okulunun yapacağı gibi kültürel süreçleri ile inceleyip değişik tarih çalışmaları tabii ki yapılabilir.

Ama hiçbir tarih çalışması yaşanılıp bitmişlikten kaynaklanan temel gerçekleri de sorgulamaya kalkışmamalı.

Lozan’a bu açıdan bakıldığında aslında sadece tek bir gerçek vardır ve o da bunun olmasını sağlayan kurucu kadrolarımıza müteşekkir olmamıza neden olmalıdır.

*

Yirminci yüzyıl başları tarihçiler açısından hayli ilginç malzeme veriyor olmalı. Çünkü bu yıllar imparatorlukların çöküp parçalanma vaktinin geldiği yıllara denk geliyor. İmparatorlukların sonu geldiğinde parçalanandan yeni ulus devletler oluşmaktaydı.

Bu çok zor bir süreçti ve üstelik dünya ülkeleri bunun nasıl yapılacağı konusunda son derce hazırlıksızlardı. Bu tür süreçler hakkında fazla bilgi birikimi yoktu ve her imparatorluğun dağılım süreci bu yüzden çok da sancılı olmuştu. Ülkeler bu süreci bir anlamda deneyip öğrenerek yönetmeye çalışıyorlardı.

*

En sancılı yaşanılan süreç de düzenlenmesi en sona bırakılmış Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülmesini yöneten süreçti.

Bu son derce karmaşık bir süreçti ve Sevr Antlaşması ile imparatorluk sonrası için uygun görülen Anadolu haritasının toprak verilmiş ülkeler tarafından bile pek uygulanabilir görülmediği son derece karmaşık bir süreç vardı ortada.

Bu ortamda Yunanistan emperyalist güçler tarafından kullanıldı ve aslında emperyalistlerin sorunlarını çözmeleri için Yunan askeri Anadolu'ya sürüldü. Sonra olanları biliyorsunuz umarım, bu ülkede bir zamanlar zorunlu olan ilkokul eğitiminden bile geçmiş her insan kurtuluş savaşımızdan haberdardır.

*

Büyük Atatürk ve çalışma arkadaşları belirsizliğin ve dünyanın ne yapılacağını tam bilemediği bir ortamda neredeyse imkansızı başardılar ve Türkiye Cumhuriyeti bugünkü sınırlarıyla ortaya çıktı.

İşin özeti Lozan’ı sorgulayan insanlar tarihi gerçekleri pek bilmiyorlar ve o süreçlerin ne anlama geldiğini pek de anlamış değiller.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00