Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Salgına etkili bir aşı bulmak için global bir yarış var. Toplam 100 binden fazla insanın bu çalışmalarda yer aldığı söyleniyor.

Jonhson and Johnson şirketinin Jannsen Pharmetucal birimi önceki gün itibariyle global düzeyde 60 bin denek üzerinde aşısını deneme çalışmalarına başlamış durumda.

Astra Zeneca, Pfizer ve Moderna zaten bir süredir çok fazla denek üzerine Amerika’da aşısını denemekte.

Nvavax ise aşısını önümüzdeki günlerde bu şekilde çok fazla sayıda üzerinde deneme fazına başlıyor.

*

Şimdi geliştirilmekte olan aşıların neden bu kadar fazla insan üzerinde denenmesinin gerektiğini düşünmeliyiz.

Aşının denendiği denek sayısı mecburen yüksek olmalı çünkü hangi aşının koşulları farklı olan ve farklı sosyo-ekonomik koşullardan gelen ve sağlık durumları farklılık gösterebilen insanlar üzerinde aynı derecede etkili olup olmadığını görebilmenin tek yolu bu kadar fazla insanın denek olarak kullanılmasına bağlı.

Aşının gerçekten etkili olup olmadığını anlayabilmenin önünde de gerçek sorunlar var.

Bir defa aşıyı denemek için seçilmiş gönüllü denekler aynı zamanda şu anda hayatlarında sosyal mesafe, maske ve temizlik olarak diğer korunma yollarını da uygulamakta olduklarından korunmuş olmalarının bu tedbirlerden dolayı mı yoksa aşının etkisinden mi kaynaklandığını ayrıştırmak kolay olmuyor.

*

Aşı üreticilerinin deneklere diğer koruma tedbirlerini bırakıp kendinizi risk altına atın demek şansı da bulunmuyor. Yani aşının gerçekten koruma sağlayıp sağlamadığını anlamak için denekleri risk altına atma şansı yok şirketlerin. Bu tür bir davranış etik dışı saylıyor ve fiilen yasak durumda.

*

Peki öyleyse geliştirilmiş olan aşının koruma getirip getirmediğini nasıl anlayacak bu durumda şirketler.

Bu noktada asıl önemli olarak meslekleri itibariyle doğal olarak kendilerini riske atmakta olan insanların denek olarak kullanılmasını önemi ortaya çıkıyor.

Yani doktorlar ve sağlık çalışanları, ambulans görevlileri veya kamu ulaşım araçlarında çalışanlar her gün diğer insanlardan daha fazla risk altında çalışıyorlar. Bu yüzden bu meslek gruplarından insanların aşı denemesinde gönüllü olarak kullanılması büyük önem taşıyor.

*

Aşı olan gönüllülerin madem aşı olduk bari kendimizi riske atıp aşının koruma getirip getirmediğini görelim demeleri şansı da bulunmuyor. Çünkü aşı denemesini yapan şirketler bazı gönüllülere aşı yaparken bazılarına da tuzlu sudan ibaret olan placebo aşı yapıyorlar ki gerçek aşının karşılaştırmalı etkisi ancak böyle görülebiliyor.

Ancak hangi gönüllüye gerçek aşının hangisine ise placebo'nun yapıldığı da gizli. Bunu bir tek deneyi yapan grupta sınırlı insan bilebiliyor. Dolayısıyla gönüllülerin aşı olduk kendimizi riske atıp deneyelim demeleri ihtimali de bulunmuyor. Çünkü gerçek aşıyı olup olmadıklarını bilemiyorlar.

*

Bu durumda geliştirilmiş ve üçüncü faz denemelerine gelinmiş aşıların gerçekten etkili olup olmadığını anlamanın tek yolu meslekleri gereği kendilerini doğal olarak riske atan gruptan gelecek bilgilere bağlı olduğu söyleniyor.

Uzmanlar bu tür gruplardan gerçek aşıyı olup da virüs bulaş riski ile karşılaşmış ama hastalanmamış en azından 150 deneğin bulunması gerektiğini söylüyorlar. 150 aşıyı olmuş ve bulaş riski ile karşılaşmış olup da hasta olmamış gönüllü bulunduğu takdirde aşının yüzde 50 koruma sağladığına karar verilebiliyormuş. Tabii bu durumdaki denek sayısı ne kadar artarsa o aşının sağlamlığı o kadar netleşecek.

*

İşte bu yüzden her şirket global düzeyde çok sayıda insanla deneme çalışmaları sürdürmekte. Her şirket aşı olup da hastalanmamış 150 kritik gönüllü sayısına ulaşmak için yarışıyor.

Bu yarışın önümüzdeki ekim ayı sonuna kadar bir sonuç vermesi de bekleniyor. Anlayacağınız bir aksilik olmadığı takdirde ekim ayı sonunda bu savaşta kritik bir aşama atlanmış olması ihtimali büyük.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00