Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Müsilaj veya deniz salyası nedeniyle Marmara Denizi ölebilirmiş.

İçlerinde vatan hainleri olması ihtimali büyük olan bazı muhalif çevreler bu hadiseden bile Türkiye’de iktidarda olan partiyi sorumlu tutmaya çalışıyorlar.

Neymiş efendim bu bir yılın işi değilmiş 20-25 yıl öncesine kadar giden nedeni varmış bu denizin ölmesi işinin. Yani demek istiyorlar ki Türkiye’ye özgü olan tuhaf bir illiyet bağı nedeniyle alemde nerede deniz varsa oranın belediyesini nedense mutlaka kazanan CHP sorumlu değilmiş bundan.

Olabilir ama ben bugün bu tür teferruatlarla uğraşmayacağım. Durumdan vazife çıkararak Marmara Denizi'nin ölmesinin bile olumlu yanları olabileceğini tüm Türkiye’ye göstermeye niyetliyim.

İŞTE O 5 MADDE

İşte Marmara Denizi'nin ölmesi sürecinin aslında ne kadar da olumlu olabileceğini 5 maddede gösteren düşüncelerim:

1- İlkokula giderken yazın İstanbul’a, yalıda kiralık evi olan, akrabamızın evine geldiğimde o günlerde sanki pek lazımmış gibi yüzülebilir halde olan denizde sabah yüzdükten sonra karşı tarafa bakıp "Keşke Çengelköy’den Etiler’e yürümek imkanı olsaydı ne kadar da güzel olurdu" diye hayaller kurardım. Aradan sadece 60 yıl geçmiş olmasına rağmen canım Türkiye'min bu hayalimi en sonunda gerçekleştirme şansını bana vereceği anlaşılıyor. Bazı bilim insanları, ki muhalif çevrelerin içinde olduğu gibi onların içinde de mutlaka vatan hainleri vardır, denizin çöle dönüşebileceğini söylüyorlar. Size yemin ediyorum eğer denildiği gibi Türkiye dünyada bir ilki başarır ve bir denizi çöle dönüştürürse -ki bugünkü görünüm bunu bile başarabileceğimizi gösteriyor- (Bir Türk dünyaya bedeldir sözü galiba gerçekten de doğruymuş bu işi bile başarınca bunu anladım) İstanbul'un orta yerinde bir çöl ortaya tam çıktığı gün kumda yürümeye uygun ayakkabılar giyeceğim, güneş yanığına karşı güçlü bir koruyucu kremi de sürdükten sonra Çengelköy’den Etiler yönüne nihayet kestirme bir yürüyüş yapacağım. Böylece çocukluk hayallerimden bir tanesi daha gerçekleşmiş olacak. Bir diğeri de demokratik bir ülkede yaşamaktı şükür o da gerçekleşti bildiğiniz gibi.

2- Bu hiç planımda yoktu ama çöl deyince çok daha büyük bir müjdeyi vermek imkanının da doğmuş olduğunu gördüm. Malum Türkiye’nin Ortadoğulu olmasını çok isteyen ve bunu bile aktif olarak isteyebilen, özleyen çevreler var. Atatürk’ün Batılılaşma hedefini kabul etmiş gibi görünen insanlara rağmen bunu nasıl başaracakları bugüne kadar pek belli değildi. Şimdi İstanbul’un denizi denildiği gibi bir iç çöle dönüşürse bir Ortadoğu ülkesi olmamızın en güçlü imkanını yakalayacağız. Düşünsenize bugün şileplerin eğlence botlarının dolaştığı yerde kısa süre sonra kum fırtınaları filan olursa ve alacağı yüklü teşvik primleri ile bu yeni çölde dolaşması için yüzlerce hatta binlerce deve getirtecek girişimciler sayesinde İstanbul’un görünümü yüzyıllık hasreti giderecek biçimde Arap çölleri görünümüne dönüşebilir.

Bu noktada sadece şunu söylememe izin verin bunun bir muhalefet girişimi olduğunu lütfen hiç düşünmeyin. Çünkü ben bir vatan haini değilim ama yine de ben bu develerin üstüne binmem. Çünkü bugüne kadar hangi hayvanın üstüne bindiysem ondan hep düştüm. Eşekten düştüm attan da öyle. Hatta bir Uzakdoğu ülkesinde eğlence turu olsun diye bindiğim filin üstünden bile düşmem var. Üstelik o fil son derece usluydu. Fillerin vücutları bir deveninkinden çok daha düzgün, üstelik gördüğüm kadarıyla develer oldukça huysuz da olabiliyorlar. Hatırlıyorum da çocukken onu hiç provoke etmediğim halde beni ısırmaya çalışan bir deve bile olmuştu.

Ben binmesem de halkımızın çöle olan hasretini gidermek için İstanbul’un yeni çölünde bolca deveye binmelerine elimden geldiğince destek vermeyi sürdüreceğime iyi bir vatandaş olarak söz veriyorum.

3- Şimdi bazıları deniz çöl olduğunda balık yiyemeyeceğimizi ve deniz kenarındaki balık restoranlarını özleyeceklerini falan filan söyleyeceklerdir. Size bir şey söyleyeyim mi getirilen her makul öneriye, çözüme sadece karşı çıkmış olmak için karşı çıkan kendini bilmezlerin sayısı pek bol bu Türkiye’de.

Varsın balık ve balık restoranları olmayıversin yeni çölümüze uygun olan yeni restoranlar açarız onların yerine. Kuyu kebaplarının pişirildiği bir çadır lokantalar cennetine dönüşebilir İstanbul Çölü. Benim bazı arkadaşlarım kaşı taraftaki kıyıdaki bir restorandaki yemeğe evlerinden bindikleri botlarla geliyorlardı. Şimdi ise kuyu kebapçı çadır restoranına evlerinden develere binip gelebilirler. Yaşam gustosu açısından ikisinin arasında pek bir kalite farkının olacağını sanmıyorum.

4- İstanbul’un orta yerinde deniz yerine çöl olması ülkemizin pek de dinamik olabilen gündemini yersiz yere meşgul eden bazı tartışmaların da kendiliğinden bitmesi anlamına gelecek.

Tarih bilgim kısıtlıdır ama benim bildiğim kadarıyla İstanbul'un ortasından geçen bir deniz artık yoksa Montrö tartışmasını yapmanın da artık fazla gereği kalmayacak gibi geliyor bana.

5- Kanal İstanbul tartışması beni çok yormuş ve bıktırmış durumda. Eğer tahmin ettiğim olursa ve Türkiye bunu da büyük biçimde becerirse, (çünkü bizim hiçbir projeyi küçük yapmamız imkansız görünüyor bakın projelere) yeni yaratılan çölün de boyutu tahmin ettiğim kadar büyük olursa Karadeniz'den girildiğinde öteki taraftan çıkılabilecek bir deniz ortada kalmadığı takdirde Kanal İstanbul’un inşa edilmesi gerekçesi de ortadan kendiliğinden herhalde kalkabilecek. Türkiye’mizde böylece yersiz stres yaratabilecek bir tartışma konusu da çöl sayesinde ortadan kalkacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00