Beethoven’in sağırlığını okurken bir yandan yine düşünce sistemleri tarihinde dolaşırken sıkça aklıma gelen "Keşke bugünkü tıbbi bilgiler o dönemde de olsaydı" diye yeniden düşündüm.
Bugünkü tıp bilgisi olabilseydi Beethoven büyük ihtimalle tamamen sağır kalmayacaktı.
Bach ve Handel’i aynı doktor Londra'da gözlerinden ameliyat etti. Handel'i üç kez üst üste ameliyata aldı. İkisi de kör kaldı ve sonra komplikasyonlar nedeniyle öldüler. Belki bugünkü bilgi ve beceri olsaydı iki yaratıcı insan büyük ihtimalle hem görecekler hem de daha uzun yaşayacaklardı.
Nietzsche de bugünkü ilaçlar olabilseydi büyük ihtimalle tamamen delirmeyecekti.
Tabii hastalıklar bu şekilde tarihi boyutuyla ve yaratıcı beyinler ile ilişkisi ile düşünülünce bu tarihte özel yer edinmiş olan frengi hastalığına vurgu yapılmalı.
Erkeklerin seks için her tehlikeyi göze almalarının bir sembolü gibi olan frengi hastalığı, antibiyotiklerin bulunuşuna kadar dünyada neredeyse veba gibi tehlikeliydi..
İnsan frengi olan meşhurların adına bakınca şaşırıyor. Heine, Nietzsche, Schubert, Schumann bu tedavisi çok güç ve ölümcül olan hastalığın elinde acılar çektiler. Listeye Lenin, Delius, Guy de Maupassant, Cesare Borgia, Henri de Tulouse Lutrec’i de ekleyebilirsiniz.
Şiddetli baş ağrıları da yapan bu hastalık insanın beynini de tuhaf biçimlerde etkiliyordu. Frengi olanların sıkça hayaller gördükleri ve tuhaf şeyler gördüklerine inandıkları da görülmüştür. Bu yüzden bazıları frenginin insanın beyninin yaratıcı bölümünü uyardığı görüşündedirler.
Thomas Mann’ın romanı Doktor Faustus’ta yarattığı ve aslında Schoenberg olduğu varsayılan karakter, besteci Adrian Leverkühn’ün yaratıcılığını arttırsın diye Avusturya’da frengi olduğu görünümünden bile belli olan bir hayat kadını ile yatarak bile bile frengi kaptığını yazdı. Schoenberg Hitler'den kaçtığı Kaliforniya'da bu kitapta yazılan bestecinin kendisine benzetilmesi üzerine sinir krizi geçirdi ve orada alışveriş yapmakta olan başka bir göçmen alman yazarı Lion Feuchwanger'in eşinin üzerine bir gün yürüyerek, "Frau, frau her şey yalan benim frengi geçirmediğimi herkes biliyor" diye de bağırdı.
Yaratıcı düşünen nüfusu pek fazla olabilen Viyana’da herhalde fazla talepten olsa gerek 1820’lerde 10 bin adet hayat kadını olduğu biliniyor tabii ki bunların çoğunluğunun tıbbi kontrolden geçtikleri de yoktu.
Doktor Faustus kitabında Thomas Mann’ın frengi ile yaratıcılık arasında bağ kurması aslında şaşırtıcı değildi.
Büyük yazar yaratıcı insanların hastalıklarıyla yaratıcılıkları arasında kuvvetli bir bağ olduğunu düşünüyordu. Dostoyevski üzerine yaptığı çalışmada yaratıcının hastalıkları ile onun yaratma güçleri arasındaki bağlantıları vurgulamıştı. Schopenhauer ve Nietzsche’den Goethe ile birlikte çok etkilenmiş olan Thomas Mann, Nietzsche’de de hastalık ile yaratıcılık bağlantısına işaret eder.
Joyce, Proust, Virginia Woolf gibi yazarların kendi içlerine, benliklerine dönmeyi bir sanat haline getirip, kendi benliklerinden iç sesleriyle, bilinç akışlarıyla edebi şaheserleri yaratmalarından sonra büyük yazar ve düşünür Thomas Mann da hayatın zor karmaşıklığından ve kendi iç dünyasından büyük bir edebi sanat yarattı.
Sanatçıların ve entelektüellerin psikolojilerini anlama çabasıyla ve kendi sorunlu psikolojisini çözümlemeye çalışan eserleriyle edebiyat tarihinde bir anıt haline geldi Mann.
Hayatın zorlu dalgalanmalarından ve yazarın kendi iç dünyasından sanat yaratmaya girişmiş bir insanın hayatın getirdiği zorlukların başında olanın hastalık konusunda bu kadar fazla düşünmesi normaldi.