Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CEMAATE yakın bazı insanları kendi güç hiyerarşisi içinde eritmiş olan AKP ile bu insanların kendisi adına yapmaya çalıştıkları işlerden hoşnut olmadığı bilinen cemaatin lideri Gülen’in bir yol ayrımına geldiklerinin işaretleri uzun süredir veriliyordu.

        İlk çarpıcı işaret, Deniz Baykal’ın istifa konuşmasında kendisine Gülen tarafından gönderilen mesajın içtenliğine inandığını söylemesiyle verildi. CHP ve Baykal, olan bitenin bir AKP komplosu olduğunu ısrarla söylerken, Gülen yolladığı mesajda “Bizim bu işlerle alakamız yok” dedi ve yol ayrımına girildiğini vurguladı.

        İkinci çarpıcı işaret ise Gülen’in, Wall Street Journal Gazetesi’ne, “İsrail’in onayı olmadan o gemi gönderilmemeliydi” demesiydi. Bu sözler söylediği anda AKP iktidarı olayı neredeyse bir din savaşına çevirmek gayreti içinde gibiydi.

        Cemaat ile AKP arasında yollar ayrılıyordu ve bu ayrılık sadece güncel siyasette değil İslami âlem içinde çok derin teolojik tartışmalara yol açacak bir şekil almıştı.

        Böylece Türkiye’de cumhuriyetin geleceği hakkında, inancın modernleşmesi sürecinin nasıl yaşanacağı konusunda ve aydınlanma sürecinin inanç ile buluşmasının ancak Türkiye’de gerçekleştirilebileceğiyle ilgili çok önemli bir süreç başlamıştır.

        FEHMİ KORU’YLA HEM FİKİRİZ

        İlk önce Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru’nun tamamen haklı olduğunu söylemeliyim. Bugüne kadar Fethullah Gülen’e düşünmeden ağızlarına gelenleri söyleyenler, gemi olayı hakkında Gülen’in aldığı tavır kendi siyasi gündemlerine uyuyor diye 180 derece dönüş yapıp bu zamana kadar söylediklerinin tamamen tersi güzel şeyler söylemeye başladılar.

        Bunların samimiyetine inanmak imkânsız, bence fazla ciddiye de alınmamalılar.

        Fehmi Koru ile hemfikiriz bu meselede.

        Ancak bir de benim gibi insanlar var.

        Ben çok uzun süredir cemaatin denildiği gibi olmadığını ve onunla diyaloğa girilip karşılıklı anlama, anlamlandırma çabasının verilmesi gerektiğini söylüyorum; sadece söylemekle kalmıyorum lafımın arkasında durarak gereğini de elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Size bir şey söyleyeyim mi; bu anlama çabası süreci bile beni değiştirdi, modern hayatta inancın önemini çok daha iyi anladım, modernite ile inancın uzlaşmasının bu ülkede başarılacağını artık biliyorum, geleceğe güvenim arttı.

        Yardım gemisi konusunda cemaatin aldığı sorumlu ve devlet adamı ciddiyetine yakışan tavır da heyecanlandırdı beni.

        İşin acıklı yanı ne biliyor musunuz? Gülen’in son çıkışına şaşıranlar, onun bugüne kadar söylediği tek lafı bile dinlememişler, yazdıklarını okumamışlar. Bu konuda tamamen cahiller ama kendilerine göre en iyi dindar onlar olduklarından Gülen’i en iyi kendilerinin anladıklarını sanırlar.

        Bu yalan, katiyen taviz vermeyin

        bu insanlara.

        Benim onlardan farkım, ben Gülen’in ağzından çıkan her şeyi, yazdıklarını ve hakkında yazılanların tümünü okudum. Cemaatten insanlarla da konuşuyorum, onlarla güzel medeni ilişkilerimiz var. Dinleyici kitlesine önem verdiğimden Samanyolu Televizyonu ve radyoda Burç FM’den gelen hiçbir teklifi geri çevirmedim, onlarla naçizane görüşlerimi daima paylaşıyorum.

        HEP AYNIYDI ZATEN

        Ben böyle olduğumdan, Fethullah Gülen’in bugüne kadar cumhuriyet ve Atatürk aleyhine tek laf etmediğini, aksine onların önemini anlatan konuşmalar yaptığını biliyorum. Türkiye’nin devlet otoritesiyle kavgası olmamıştır ve cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin önemi ve ciddiyetine uygun davranması gerektiğini hep

        söylemiştir.

        Dolayısıyla burada AKP, kendisine yeni kavga alanları açmaya çalışmakta iken Gülen’in yardım gemisi konusunda yapılan yanlışları dile getirmesi, onun

        geçmişiyle çok da tutarlı ve şaşırtıcı olmaması gereken bir tavırdı.

        BÜLENT ECEVİT HAKLIYDI

        Artık şu gerçeği hepimizin görmesi gerekiyor ki, devlet adamı niteliklerinden şüphe edilemeyecek bir insan olan Bülent Ecevit, zamanında Gülen cemaatinin önemini görmüştü. Sosyal demokratlar, onun bu tavrının önemini uzun süre anlayamadılar.

        Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin, bunun önemini göreceğini hissediyorum ben.

        CHP, cumhuriyetin inançla ilgili meselelerini çözecek ve bir aydınlanma projesi olan cumhuriyeti inançla buluşturacak.

        Jürgen Habermas’ın dediği gibi, aydınlanma yarım kalmış bir projedir. Aydınlanma aslında nelerden mahrum kaldığını bilmemektedir, inancı gelişme sürecinin içine aldığında aydınlanma yarım kalmaktan kurtulacaktır.

        LAİK MECZUPLAR

        Laik meczuplar, arada bir iç geçirme eşliğinde, “Ahhh, keşke bugün Atatürk hayatta olsaydı” diye konuşurlar ya, bir defaya mahsus onlar gibi davranalım ve soralım, “Ahhh, Atatürk hayatta olsaydı neler neler yapardı” diye. Buna benim cevabım şu olurdu: Atatürk bugün hayatta olsaydı inanca yönelik Bülent Ecevit gibi davranırdı. Sekülerleşme üzerine çok ciddi ve derin düşünceleri olan Gülen cemaatini sistemin daha da içine çekerdi.

        Ve bence Fethullah Gülen, gönlü en rahat olarak Türkiye’ye sadece bir CHP iktidarında döner ve ait olduğu topraklarda yaşamaya başlar.

        SP mitingindeki İsrail düşmanı Yahudiler

        SAADET Partisi’nin mitinglerinde ellerinde Filistin bayraklarıyla İsrail aleyhine nefret sloganları atan Yahudileri

        görmüşsünüzdür.

        Bunların anlamı ne diye merak ettiyseniz, açıklayacağım.

        Bu insanlar aşırı dindar Yahudilerdir. Uzun süre yaşadığım Brooklyn semtinde bu mezhep ağırlıkla vardır.

        Eğer aranızda ünlü Peter Luger et lokantasına gidenleriniz varsa arabanızın camından bu insanları tipik kıyafetleriyle, saç modelleriyle sokakta yürürken

        muhakkak görmüşsünüzdür. Siyonistlere düşman olan bu aşırı Ortodoks Yahudiler, Mesih gelmeden bir Yahudi devletinin kurulmuş olmasının Mesih’in gelmesini

        engelleyeceğine ve Mesih’in gelebilmesi için İsrail devletinin ortadan kaldırılmasına inanırlar.

        Chaim Potok’un 1967 tarihli “The Chosen” kitabında veya aynı adlı filmde bu aşırı Ortodokslar hakkında bilgi bulabilirsiniz.

        Neturei karta mezhebi üyeleri, her fırsatta İsrail bayrağına tükürürler. Ortadoğu’da işlerin hayli karmaşık olduğunu bu örnek bile göstermeye yetebilir.

        PHILIP ROTH’UN İSRAİL’İ

        İsrail’de yaşayan Yahudilerin hepsinin durumlarından memnun olduğunu düşünüyorsanız, ünlü Yahudi romancı Philip Roth’un “Operation Shylock” adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Bu romanda İsrail’de doğmuş olan Yahudilerin, nasıl da sürekli Yahudi diasporasına giderek kurtulmayı ve kaçmayı düşündükleri anlatılır.

        sturgut@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar