Devlet tarikat ile barışıyor
HABERİ 4 ay kadar önce HABERTÜRK yazdı, dün de bazı gazeteler manşete taşımışlar. Gazeteye gelir gelmez konuyla ilgili televizyona çağırdılar; aylardır dediğimi orada da tekrarladım.
Ben aylardır devletin barışçı diyalogdan yana cemaatler ile barışması gerektiğini özellikle de “The cemaat” diyebileceğimiz Gülen cemaati ile diyalog açması ve barışması gerektiğini gerekçeleriyle anlatıyordum. Dolayısıyla Ankara’dan haber ilk geldiğinde şaşırdığımı söyleyemeyeceğim çünkü bu yolda bir arayışın olduğunu biliyordum ama çok da sevindim. Pazar günü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan röportajımda aynı çağrıyı yaptıktan bir gün sonra gazeteme geldiğimde arayan arkadaştan haberi duyunca mutlu oldum. İnşallah benim de katkım olmuştur bu sürece girilmesine diye düşündüm.
Ortak çalıştıkları takdirde büyük işler başarabilecek cemaat ile devletin barışmasında ilk önemli adım çok yakında atılıyor.
Devletin gizli anayasası denilebilecek “Kırmızı kitap”ın şimdi değiştirilecek bölümünden, iç tehdit kavramı altında verilen cemaatlerin çıkarılması yakında gerçekleşiyor.
Aşırı dinci terör örgütleri olarak görülen bazı örgütler, iç tehdit kavramı altında görülecek gayet tabii ki; ancak daima barışı, kardeşliği ve diyaloğu savunan cemaat artık devletin tehdit algılamasının içinde değil. Çoktan olması gereken de buydu, aylardır söylediğim de aynen buydu.
BÜYÜK DEĞİŞİM BAŞLIYOR
Ben yine bir süredir modernleşme süreci kesintiye uğramış olan Türkiye’de bu sürecin tamamlanabilmesi için Türk modernleşmesinin inanç ile uyumunun sağlanmasının gerekeceğini yazıyordum. İnancı kapsamlı bir şekilde içermeyen bir modernleşme sürecinin ayarının aksak kalacağını, tam olabilmesi için inancı modern bir biçimde kamusal alana sokmayı başarmamız gerektiğini defalarca vurguladım.
Devlet bu yola gireceğinin ilk işaretini “Kırmızı kitap”ın içeriğinde kapsamlı değişimi yaparak veriyor.
Bu süreç aynı zamanda cumhuriyetin de olumlu bir döneme başladığını gösteriyor. Kimse korkmasın; bir eksen kayması filan değil aksine zaten kaymış olan cumhuriyetin eksenini olması gereken yere koyma çabası bu.
Türkiye terörden başını kurtarabilirse özellikle bu adımla bölgesinin gıptayla bakılan modern demokrasisi olacak ve ayrıca dünyanın geri kalan bölümü de bizi kıskanarak seyredecek.
Lütfen kızmayın bana ama açıkça söyleyeyim: İnsanı, uzun süredir savunduğu fikirlerin bir anlamda hayata geçiriliyor olduğunu görmek çok da sevindiriyor.
Hasan Cemal sonunda azdı
NORMAL erkeklerin cinsel azgınlık dönemlerini yaklaşık 30 yıl gecikmeyle takip eden Hasan neredeyse yazı yazma hızıyla eşdeğer olan bir dönüşüm süreci sonunda nihayet azmaya başladığının işaretini ilk kez dün verdi. Yazısının başlığına “Şakira’nın fıkır fıkır kalçaları, hop hop memeleri” diye bir cümle koyan Hasan azmayı bırakın cinsel arzudan çıldırmaya bile başlamış olabilir. Bakar mısınız o cümledeki şehvete, bu tabii genellikle çok sıkıcı yazı yazan Hasan‘ın yazıya canlılık katma teşebbüsünden de ibaret olabilir. İnsan alışık olmadığı şıklıkta yazı stili denerken bazı hatalar da olabiliyor tabii ki.
İddia ediyorum ki Milliyet’in zaten düşük olan okuyucu sayısı dün yarı yarıya azalmıştır. Gazetenin okuyucusu, tüketmeyi ve cinselliği dahası belki de yaşamayı 20 küsur yıl önce bırakanlardan oluştuğundan, Hasan Cemal‘deki dünkü testosteron patlaması onların yarısının kalp krizinden ölmesine neden olmuştur. Hasan bir sürpriz yazı daha yazarsa biz de Türkiye de, adına Milliyet okuru denilen oksimorondan nihayet kurtulacaktır.
Kadınlarla konuşmanın imkânsızlığı üzerine
SORUN sadece Rana‘yla mı ilgili yoksa burada çok daha genel bir sorundan mı bahsediyoruz bunun ortaya çıkması için yazıyorum bu yazıyı. Basit bir vaka ele alalım ve sonra işin nasıl komplike hale getirildiğini görelim. Diyelim ki karı-koca bir buzdolabı almaya karar verdik.
Benim bu eylemi gerçekleştirmem için ihtiyacım olan tek bilgi, onun nerede en ucuza satıldığından ibaret. O an ve belki de tüm hayatımı yürütmek için bile yetecek türde bilgiler bundan ibaret benim için. Ama olmuyor biraz sonra Rana odaya geliyor. Araştırmalarının sonucunu anlatmaya başlıyor. Ürünü satan şirketi anlatıyor ama bu da yetmiyor şirketin ortaklarının daha önce nerelerde çalıştıklarını, oralardan neden ayrıldıklarını ve nasıl bir araya gelip yeni şirketlerini kurduklarını da öğreniyorum ben gayri ihtiyari. Oysa ben o an ortakların hepsi tek tek öldürülseler bile buzdolaplarına dokunulmadığı takdirde bunu bile hoş karşılayabilecek, hatta bunu çok güzel bir haber olarak bile algılayabilecek durumdayım bunu fark edemiyor Rana. Daha sonra ortaklar hakkında çıkmış olan dedikoduları anlatıyor; aralarında çapkın olan varsa benden adamın sevgilileri hakkında fikir bildirmemi istiyor. Adamın çok zevkli olduğunu düşünsem içimden helal olsun be adama diye düşünsem bile ben yine de gereksiz komplikasyonlara neden olmamak için susuyorum. Eğer insaflı günündeyse bazen o noktada asıl önemli meseleye gelip fiyatı söyleyebiliyor bana. Ama bazı durumlarda da o aşamada Türk ve dünya ekonomisine ve global dünyada buzdolabı piyasasının durumuna da geçebiliyor. Anlayacağınız kadında sadede gelelim nosyonu sıfır. Ben bunun sadece Rana‘ya özgü değil evrensel bir sorun olduğunu düşünüyorum.