Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ORTADOĞU bölgesinden sorumlu Amerikan Merkezi Komutanlığı, bir süre önce Pentagon’a bir soru yöneltti: “İsrail uçakları Irak hava sahasına girerse ne yapalım?”

        Cevap kısa süre önce bölgedeki merkezi komutanlığa iletildi: “Sakın ha ateş açmayın, bırakın geçsinler.”

        Bu gizli yazışma tabii ki İran’ın vurulması çalışmalarının hız kazandığını gösteriyor. Bu bağlamda daha birçok yeni gelişme de var, ama bunları aktarmadan önce metodoloji konusunda bir açıklama yapmalıyım.

        Washington’a üç saatliğine gelip Beyaz Saray yakınlarındaki bir barda içki muhabbeti yapan, sonra konuştuklarını yazıp kaynağını da “Beyaz Saray’a yakın kaynaklar” olarak veren gazetecilerden değilim. (Bu doğru da sayılabilirdi o durumda.)

        Veya öyleysem de bu eskide kaldı, artık yapmıyorum böyle şeyler. Açıkça söyleyeyim, ben Beyaz Saray yakınındaki bara bile gitmeden evde oturup Beyaz Saray’a yakın kaynaklara dayanan haber yazarım. Gözümü kararttığım zaman yapmışımdır eskiden böyle şeyler ve üstelik o haberlerimin bir kısmı insanı hayrete düşüren biçimde doğru bile çıktı.

        Ancak yukarıdaki yazışmayı hayalimden uydurmuyorum.

        Burada bulunduğum ilk günden bu yana ağırlıklı olarak “think-tank”lerde (düşünce üretme merkezlerinde) çalışan insanların keyifle okudukları dergileri okuyorum. Onlar keyifle okudukları için bu dergiler ne çok keyifli ne de popülerler. Ama altını çizerek, dikkatle okursanız hepsinde ciddi istihbarat var. Örneğin, yukarıda aktardığım yazışma birçok kaynaktan teyit edildikten sonra süzülerek yazılmış bir bilgi.

        Bu bilginin önemi hayli büyük.

        1- Biliyorsunuz, Mavi Marmara olayından sonra Türkiye, İsrail’e hava sahasını kapadı. Bu İsrail’in birçok planını bozan bir gelişmeydi ve İsrail hükümetini de epey kızdırdı.

        2- Amerikalılar, Irak hava sahasının kullanılmasına da izin vermiyorlardı. Böylece İsrail, İran’ı vurmakta kullanmak için yeni uçuş koridorları aramaya başladı. Balkanlar’da bir ülkedeki üsten başlayacak uçuşların Türkiye’nin kuzeyinden geçerek yukarıdan İran’a ulaşması düşünülmeye başlandı.

        3- Planlar ortaya çıkınca Rusya, bir karşı hamle yaparak Ermenistan’daki üslerine S-300 füzeleri yerleştirdi. Bu füzelerin İsrail ve onlara refakat edebilecek Amerikan jetlerine karşı kullanılabileceği söylenmeye başlandı.

        4- Irak hava sahası, Amerikalılar tarafından şimdilik açılmış görünüyor; yani İsrail, İran’ı vurma planlarını yeniden düzenlemeye girişebilir.

        KAÇIRMALAR VE SABOTAJLAR

        İsrail için süreç hızlanmış olabilir ama yine de açık istihbarattan edindiğim bilgiye göre Amerikan yönetimi bu konuda nihai kararını vermemiş ve yeşil ışığını henüz yakmamış durumda. İstihbarat kaynakları, kendilerine yakın gördükleri Amerikalı gazetecilere, vurma kararı verilmeden önce atılacak bazı adımların olduğunu söylemişler. Bunların başında tabii ki diplomasi girişimlerinin ve ambargonun nasıl sonuçlar verdiğine bakılması yer alıyor. Ama bunların fazla anlamlı sonuç vereceğini kimse gerçekten düşünmüyor. Aynı kaynaklar, bir dizi sabotaj planının yapıldığını ve bazı İranlı nükleer fizikçilerin kaçırılması operasyonunun masada olduğunu ifade etmişler.

        Bu arada nükleer başlıklı füze taşıyan iki İsrail denizaltısının şu anda Körfez bölgesinde olduğu da yazıldı. Amerika harekete geçmediği takdirde (şu sıralar Netanyahu, Pearl Harbor öncesinde Amerika’yı savaşa girmeye iknaya çalışan Churchill gibi büyük çaba sarf ediyor) İran’ı tek başına vurmaya kararlı gibi gözüken İsrail, ilk vuruştan sonra gelebilecek karşı saldırının planlarını yapma aşamasında.

        HİZBULLAH VE HAMAS

        Hizbullah’ın şu anda elinde 45 bin adet roket bulunduğu ve bu miktarın 2006 yılında elinde bulunan miktarın üç misli olduğu söyleniyor. Hamas’ın elindeki roket miktarı bu kadar değil ama onun elindeki miktar da yabana atılacak düzeyde değil. İsrail yapacağı planda, İran’ı vurduktan sonra nelerin olacağını düşünmek zorunda.

        TÜRKİYE’NİN DURUMU

        Barışı getirme sürecinde İsrail ve ABD nezdinde güvenilirliği kalmadığı ve masada yeri yok eleştirilerinin getirildiği Türkiye’nin, Hamas’a yakın görünüm vermesinin bu ortamda ne kadar akıllıca bir iş olduğu mutlaka düşünülmeli. Türkiye aktif bir şekilde güvenilirliğini yeniden kazanmadan bu bölgeye barışın gelmesi de zor gözüküyor. Yerimizin artık olmadığı söylenen masadaki ilk görüşmelerden sonra zorunlu olarak gelecek ikinci aşamada Türkiye mutlaka o masada yer almaya yönelik girişimleri sıkı bir şekilde yapmalı.

        İsrail ayrıca İran’ı vurduğu takdirde dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Yahudilere karşı terörist saldırı yapılacağından da korkuyor. Evet biz içimize konsantre olduk doğal olarak ama hemen çevremizde kazanlar kaynıyor, savaş tamtamları çalıyor. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın devlet bir an önce harekete geçerek ilk önce bu çılgınlığı önlemek için elinden geleni yapmalı, bunu yapamıyorsa o zaman da kendimizi korumak için gereken tedbirleri almaya bir an önce girişmeli.

        İyi bir yaşamdı

        AMERİKA’ da benim çok hoş bulduğum bir “roasting” kültürü var. Ünlü bir kişinin, kendisi gibi ünlü olan insanlar ve arkadaşları tarafından esprilerle yerden yere vurulması anlamına geliyor bu.

        İnsanlar kürsüye yan yana oturuyor, hedefteki de başköşede yer alıyor, sonra tek tek çıkılıp herkes hazırladığı espriyi patlatarak o gün fırına atılan ismi kızartmaya başlıyor.

        Düzeyi son derece yüksek, son derece hoşluklarla dolu, hoşgörülü zekâların çatışmasıdır bu. Dün tesadüfen televizyonda, bunlardan geçmişte kalan birkaç tanesini izleme şansını yakaladım. Hedef seçilenler Frank Sinatra, Sammy Davis Jr. ve Dean Martin olunca espriler bir o kadar da büyük oluyor.

        Konuşanlara bakınca hepsinin farklı bir Amerika’ya ait, farklı bir dönemin insanları olduğunu tekrar gördüm. O Amerika’da insanın kendini kasması yok, siyasi doğruculuk hiç yok, hayattan alabildiğince keyif alma çabası var. Dean Martin zaten sarhoş olduğu halde hakkında söylenenleri dinlerken içmeyi sürdürüyor, ağzında da sigarası var. (Bunu yazar yazmaz Mehmet Öz ile ilgili tartışmaları hatırladım. Galiba önemli olan insanın mutlaka kendisine yararlı olanı kendisini zorlayarak yapması değil. Önemli olan her insanın kendi içinde toplam yaşam kalitesini maksimize edecek dengeyi bulması. Dean Martin eminim ki içki ve sigara içmeseydi hem kalitesiz yaşardı hem de daha genç ölürdü. Bu nedenle formülleri boşverin, hayattan keyif almanız için ne yapmanız gerekiyorsa, size uyan denge neyse onu yapın.)

        Hepsi de arkadaş olan bu insanların yaşadıkları hayatları düşününce, “İyi bir yaşamdı” dedim kendi kendime. Bunu onlar kadar kendim için de söyledim; çünkü ben de çok genç yaşlarda buralarda olabilmemin avantajını kullanarak bu insanların şovlarıyla, esprileriyle, hayatla eğlenmeleriyle büyüdüm ve olgunlaştım. Evet komedyenleri dinleyerek olgunlaşan bir insan ancak bu kadar olgunlaşabiliyor, ne yapayım kader bu.

        Çok öğrendim onlardan çok, hayata gülümseyerek bakmanın önemini kavrattılar bana. (Suratımda gülümseme görmeseniz de benim beynim sürekli alay ediyor bu hayatla.) Dean Martin sahnede bir köşede elinde viski bardağı sallanarak ayakta zor dururken, ön planda Sammy Davis Jr. o muhteşem “Bo Jangles” şarkısını söylüyorsa, sonra birden komedyen Don Rickles sahneye fırlayıp Frank Sinatra hakkında espriler yapıyorsa, en sonunda anons bile edilmeden Frank Sinatra sahneye gelince Don Rickles korkudan önünde diz çöküp ayaklarına sarılıyorsa...

        Ve finalde Sammy, Dean ve Frank birlikte şarkı söylüyorsa ve arkada Don Rickles mutluluktan ağlıyorsa ve siz o anda elinizi tutmakta olan sevgilinizin terini hissediyorsanız... İşte o zaman “that was a good life” be kardeşim.

        Mikemmel düzeltmenler

        GAZETEMİZİN mikemmeliyetçi düzeltmenleri dün espri girişimimi mahvettiler. Onların işini düzgün yapmalarının kurbanıyım ben. Bizim liberaller Türk malı ya, yazımın başlığı da “Mikemmel liberaller”di. Bunu düzeltip mükemmel haline getirince bütün olay mahvoluyor tabii ki. Eğer bu yazıda da düzeltme yapılırsa dönünce düzeltme servisinde mecburen kan dökülecek. Bilmem anlatabiliyor muyum?

        Diğer Yazılar