ABD'de Türkiye için derin toplantılar
AMERİKA’nın başkentinde bir süredir devletin her biriminde “Türkiye’de neler oluyor, Türkiye nereye gidiyor” konulu toplantılar yapılıyor.
Dışişleri Bakanlığı, Pentagon, CIA başta olmak üzere birbiri ardına her birimde toplantılar yapılmasının “Türkiye meselesinin” ele alınmasının bir başkanlık direktifi sonucunda olduğunu gösterdiğini anlatan konulara yakın “bir bilen”, Amerika’nın son zamanlarda bu çapta bir devlet incelemesini sadece iki ülke için yapmak ihtiyacını hissettiğini söyledi.
Bu çapta bir derin devlet incelemesi Türkiye dışında ayrıca bir de Kuzey Kore için yapılmış.
“Bir bilen” bu incelemeler için seçilen ülkelere bakılınca Türkiye’nin Kuzey Kore ile aynı konumda algılanmasının Amerika ile Türkiye arası ilişkilerin geldiği vahim durumu anlatmaya yeteceğini vurguladı.
Başkan Obama bu araştırmaya öyle önem veriyor ki her birimde toplantıya o birimin en yüksek makamındaki kişi başkanlık ediyor. Dışişleri’ndeki toplantıya bizzat bakan Hillary Clinton başkanlık etmiş. CIA’dekine de CIA başkanı.
Bir bilen bunun da konunun Başkan Obama açısından aciliyetini göstermeye yeteceğini belirtti. Başkan Obama‘nın bizzat kendisinin telefon açtığı ve 45 dakika süren Başbakan Erdoğan ile görüşmesinden sonra değerlendirme yapılmasının aciliyetine karar verdiğini söyleyen bir bilen,Washington’da hangi birimde Türkiye konusu gündeme gelirse o telefon konuşmasının hatırlanıldığını söyledi. Başkan Obama‘nın bizzat telefon açtığı halde ve 45 dakika konuşulmasına rağmen Başbakan Erdoğan‘ ın görüşmenin sonunda telefonu kapamadan önce tavrının hiç de iyi olmadığını ve o tavrın iki ülke arasındaki ilişkilerin çok kötüye gitmekte olduğunu kendisine gösterdiğini her yerde söylediği belirtildi. O konuşmadan sonra Türkiye hakkında ABD devlet incelemesi başlatılması süreci hızlandırılmış.
“Devlette ve Kongre’de Türkiye hakkındaki tavır öyle olumsuz ki” diye sözüne başlayan bir bilen, “Bu birimlerde birçok üst düzey yetkili referandumda keşke hayır çıksa görüşünü bile açıkça dillendirmeye başladılar. Bu birkaç yıl önce düşünülemezdi bile” diye sözüne devam etti.
KONGRE’DEN MEKTUP
“Yönetimde Başbakan Erdoğan ile Türkiye’nin birbirinden ayrı ele alınması görüşü hâkim olmaya başladı” diyen bir bilen, “Yönetimdeki bazı etkili isimler hükümet 2007 yılında olduğu gibi tekrar askerlerle karşı karşıya geldiğinde ABD yönetimi artık hükümetten yana tavrı kolay kolay almaz” diye her platformda anlatıp Başkan’ın ve yönetimin Türkiye hakkındaki şimdiki tavırlarını gösterdiklerini de belirtti. Bu tavrı gösteren aynı yetkililer, nelerin değiştiğini göstermek için; eskiden Erdoğan başkan seçildiğinde onu ilk ziyaret eden diplomatın ABD konsolosu ve Erdoğan hapse konulduğunda onu ilk ziyaret eden yabancı ülke temsilcisinin, Amerika’nın Ankara büyükelçisi olduğunu belirterek şimdi değişen tavrın çarpıcılığını anlatmaya çalışıyorlar. Anlaşılacağı üzere Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler vahim bir durumda ve yönetim durumu daha da vahimleştirmek için bazı adımlar atmaya hazırlanıyor. Mavi Marmara olayından sonra İsrail ile sertleşmelerin yaşanmasıyla birlikte Amerikan Kongresi’nde bir mektup hazırlığına girildiği ve sonunda bu mektubun 82 senatörün ve 332 Temsilciler Meclisi üyesinin imzasıyla Beyaz Saray’a gönderildiği anlatıldı. Amerikan Kongresi Mavi Marmara gemisi işini organize eden İHH örgütünün terörist örgüt ilan edilmesini istiyor.
Konuyu yakından takip eden bir bilen, “Bu ilan henüz yapılmadı çünkü Kongre tatilde ama, eylül sonuna doğru geri döndüklerinde İHH’yı mutlaka terörist örgüt ilan ederler” dedi. Ederlerse ne olur, diye sorduğumda. “Amerika, bir örgütü terörist ilan ettiğinde o örgüt ile bağlantılı ve yanında çalışan tüm insanlara boykotlar ve hesaplara el koyma veya Amerika’ya girişi yasaklama gibi tedbirler alabiliyor. Bunun Türkiye açısından, İHH’ya yakın duran AKP ve bazı bürokratlar açısından ne anlama gelebileceğini ve bunun Türkiye’yi nasıl da zor duruma sokabileceğini görmüyor musun?” diye sordu bana.
Biraz düşününce olabileceklerden ben bile ürkmeye başladım ve sadece bir bölgede popülarite kazanmak için atılan adımların Türkiye’yi ABD karşısında nasıl da güç konumlara düşürebileceğini gördüm ve keşke yanlış adımlar atılmasaydı, onların bedelini bize ödetecekler galiba dedim kendime.
Bir bilen de lafını “Bir de unutma İsrail ve Yahudi lobisi Ermeni ve Yunan lobisine karşı Türkiye’nin önünde zırh olmayı tamamen bırakmış durumda. Bunun kötü sonuçlarını ilk önce Kıbrıs’ta görmeye başlayabiliriz sonra da soykırımı meselesi başlar” dedi.
Ben de keşke Kongre’nin tatili hiç bitmese de çalışmaya hiç başlamasalar, diyerek bir bilene şimdilik hoşça kal daha sonra görüşmek üzere, dedim. O da referandumda burada mısın diye sordu; ben de evet deyince o zaman pazar akşamı bir konuşalım, dedi ve rüzgârda savrulan pardösüsü ile yürüyüp gitti.
Medya ve sosyal statü
WALL Street Journal New York şehrine özel bir gazete çıkarınca şehrin kralı edasıyla ortada dolaşmakta olan New York Times ile arasında büyük rekabet başlamıştı.
Ben bu rekabetin iki gazeteye de çok iyi geleceğini ve şehirdeki medya kalitesini çok yükselteceğini düşünüyordum. Burada her gün düzenli olarak iki gazeteyi de baştan sona dikkatle okuyorum. Gördüm ki New York Times son aylarda müthiş bir atak yapmış. Bir araWall Street Journal öne geçmişti ama sonra New York Times atak başlatmış ve yerini korumuş, hatta yükseltmiş kalitesini. Güncel haberler dışında popüler kültür ve sosyal konularda uzun iyi yazılmış haber yorumları daha fazla kullanmaya başlamış gazete.Wall Street Journal’ın güçlü olduğu konu zaten buydu; tam o noktadan girmişler rekabete.
Örneğin çarşamba gazetesinde defileleri izleyen insanların hangi sıraya oturtuldukları üzerine yazılmış harika bir yazı vardı. Defilelerde en önemli koltuklar birinci sırada ortalarda olanlar. Oturma dağılımının nasıl yapılacağı ise defileyi düzenleyenlerin korkulu rüyası. Çünkü defileleri izleyen medya ve moda dünyası insanlarının egoları çok yüksek ve çoğu da güçlü insanlar dolayısıyla kimseyi kırmadan kızdırmadan oturma planlarının yapılması gerekiyor.
Vogue Dergisi’nin yayın yönetmeni AnnWintour‘un oturduğu koltuğu şeref koltuğu olarak nitelendirirsek onun dışındaki dağılımların nasıl yapıldığı ve geçen yıla göre bu dağılımın nasıl değiştiği çok ilginç kültürel ve sosyolojik ipuçları içerebiliyor. Örneğin benim bu yıl dikkatimi çeken artık moda konusunda blog yazan bazı isimlerin ve internet sitelerinin yetkililerinin de birinci sırada oturmaya başlamalarıydı.
Bu da medyada değişmeye başlayan güç dengeleri hakkında bir ipucu verebiliyor insana. Kâğıt hâlâ daha kral, hâlâ daha kâğıttan para kazanılıyor, ama bloglar ve internet gibi yeni medyalar da çok hızla etkinliklerini artırıyorlar bu trend defilelerdeki medya oturtulma düzeninden net biçimde görülebiliyor.
Ben bir zombiyim
RANA şu şekilde alışveriş yapıyor.
Diyelim ki kendisine bir kazak alacak tamam mı?
İlk önce kazak reyonundaki tüm modellerden birer örneği kucağına alıyor. Onları dükkânın bir başka noktasına taşıyor -son olayda bahtsız bölüm iç çamaşırı bölümüydü- ve kazakları orada ilk elemeye tutuyor. Elemede elindeki kazakların sadece yüzde biri elendiği için buna neden zahmet ediyor bilmiyorum ki... Sonra kazakların tümünü, başka bir deyişle mağazanın içindeki tüm kazakları, satın alıyor. Hepsini eve taşıyoruz. Son elemeyi ise evde yapıyor bu defa yüzde 99’unu eliyor. Haydi, biz yine taşıyoruz onca kazağı mağazaya. Aslında o alışverişe giderken bir TIR kiralasak daha iyi olacak ama neyse şimdi. Seçtiklerini de iade ediyor. Bu süreçte ne satın alırsa alsın her defasında aynen oluyor. Bu normal mi? Gayet tabii ki hayır. Sinir bozucu mu? Olağanüstü sinir bozucu tabii ki! Böyle bir kadının kocası yaşıyor varsayılabilir mi? Gayet tabii ki hayır; o olsa olsa bir zombidir. Onunla konuşmam da artık mümkün değil, çünkü son zamanlarda Rana sadece arabanın yol gösterme cihazındaki sesle sohbet ediyor.