Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Arada bir hakkında şakalar yaptığım New Jersey Eyaleti, New York'a bu kadar yakın olup nasıl da bu kadar farklı bir dünya olunabileceğinin çarpıcı örneğini sunuyor. New York ile aralarındaki tüneli veya köprüyü geçip New Jersey'ye geldiğinizde "Amerika'nın tipik taşrasına geldik" diyorsunuz.

        Modern şehir yaşamı bir anda geride kalıyor, başka bir ritim, bakış açısı, sakinlik giriyor devreye. Bu bir açıdan güzel ama New York'un temposuna alışanlar için uyum sağlanması çok zor bir ortam. Bölgede Türkler çok yoğun yaşıyorlar. Tam sayım sonucu yok ama burada neredeyse 200 bin Türk'ün yaşadığı belirtiliyor. Bu yüzden adım başı Türk kafeleri, lokantaları ve bakkalları görüyorsunuz, tabii Türk okulları da var.

        Cemaatin okullarında okuyan Amerikalıların oranı hayli fazla. Amerikalılar bu okulları tercih ediyorlar; çünkü Amerikan okullarının tersine Türk okullarında matematik ve fen bilimleri çok daha iyi öğretiliyor. Doğal olarak sosyal bilimler dalları daha zayıf ama matematiğin güçlü olması, öğrencilerin girdikleri genel sınavlarda puanlarının yüksek olmasına yol açıyor ve bu yüzden aileler Türk okullarını tercih ediyorlar.

        Bu arada Ant adlı Türk kafesinde yaptığım kahvaltıyı hayatım boyunca hatırlayacağım herhalde. Kafenin bir kısmında da kitap satışı bölümü yapmışlar, ortaya güzel bir görünüm çıkmış. Biraz daha kafeyi ön plana çıkaran düzenleme yapsalar, müşteri profilleri içinde Amerikalı müşteri oranının hayli artacağını söyledim kendilerine.

        Yeni Zelanda şarapları

        Rana ile birkaç hafta önce Martha's Vineyard'a gittik. Amerikan zenginlerinin ve güçlü insanların tatil yeri olan bu adaya, Boston'dan araba ve feribotla üç saatte ulaşılıyor. Çok seviliyor bu ada ama Türkiye'deki en kötü tatil bölgesinin yerini bile tutamaz bence. Burayı görünce ülkemizin turizm potansiyelinin ne kadar da güçlü olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.

        Vineyard'ın bize sürprizi, deniz ürünleri yediğimiz lokantada içtiğimiz Yeni Zelanda Sauvignon Blanc'ti. Bu kadar güzel kokulu, içimi hoş bir Sauvignon Blanc'i o ana kadar tatmamıştık biz. Daha sonra gittiğim New York'ta uzun süre aradıktan sonra aynısını bulamadım ama benzerini buldum.

        Bundan sonraki gidişlerimde hedefim, Vineyard'da içtiğimiz Sauvignon Blanc'in aynısını bulmak olacak. Washington DC seyahatimde bana yeni bir hedef de çıktı böylece.

        Diğer Yazılar