Hanefi Avcı şanslı adammış
Tutuklanma sürecinde Hanefi Avcı'ya destek veren iki kadına dikkat ettiniz mi? Biri karısı, diğeri de sevgilisi. Uğruna terk edilen de uğruna gidilen de güzel konuşuyor adam hakkında.
Ben, Hanefi Avcı'nın yerinde olsaydım, sadece bu iki kadının sözleri bile zorlu süreçte beni ayakta tutardı. O lafları ve tavırları görseydim, hapishanede bile ne kadar şanslı bir adam olduğumu düşünürdüm. Ama şu da var... Her ayrılık süreci acıklıdır, zorludur, hele bir de evlilik başka kadın uğruna bitiriliyorsa acılar daha da yoğunlaşır.
Yaralanmadan çıkmak zordur o süreçten. Herkes nasibini alır darbelerden. Kırılmadan, fazla zarar alınmadan çıkılması hayli zordur.
Bavulunuzu alıp eşikten adımınızı attığınız zaman bıraktığınız hayatın yükü çöker omzunuza. Adım attıkça o yük biraz hafifler gibi olur, sonra da gitmekte olduğunuz yeni hayatın yükü çökmeye başlar omuzlarınıza. Hayatta hiçbir şeyin kolay gelmediğini, sevdiğiniz kadını bulmanın ne kadar da zor ve acımasız bir süreç olduğunu düşünürsünüz eski yaşamınızdan uzaklaşırken. Bir ara umudunuzu kaybeder gibi de olabilirsiniz, sonra o çekilen acılara, kırgınlıklara değdiğini size hissettirecek yeni hayatınıza doğru adımlarınızı sıklaştırırsınız. Elinizdeki az eşyayla dolu bavulunuzun yükü ağırlaşır birdenbire, sanki o bavulda hatıralar da vardır.
Anlayacağınız, iki kadın arasında kalmış olan Hanefi Avcı'nın durumunu çok iyi anlıyorum ben. Nasıl bir kırılma içinde olabileceğini biliyorum.
Emin olun, onun kırılması hapishane koşullarıyla ilgili değildir; onun kafasını şu an en az meşgul eden konu hapishane olmalı. İki kadının sevgi dolu sözleri ve destekleri onu hem ayakta tutuyordur hem de biraz daha kırılmasına neden oluyordur. O destek gelmeseydi çok önceden mahvolacağı kesindi ama destek geldiği için tam da sevinebiliyor mu bilemiyorum.
Özellikle başka kadın uğruna terk ettiği karısının desteğini duyunca ruhunda neler oluyor tahmin etmek zor değil. Başlıkta dediğim gibi, Hanefî Avcı çok şanslı bir adammış, ama aynı zamanda bu şansı onu son derece kırılgan ve ruhunda fırtınalar esen zayıf bir insana da dönüştürüyor. Bir süredir kendisine zarar veren davranışları gözü kapalı yapması, örneğin kendisine hayli zarar vereceği belli olan kitabı yazması, tutuklanmasına yol açacak savunmayı reddeden tavrı ve vukuat istememesi, onun bu karmakarışık ruh halinden kaynaklanabilir.
Başka bir kadın uğruna kadın bırakan erkeklerin ayrılık aşamasında, eğer duyarlı insanlar ise intihar fikri akıllarına gelebilir. İntiharın ise çeşitli yöntemleri vardır, ya direkt yolu seçersiniz ya da Hanefi Avcı'nın yaptığı gibi durmadan kendinize zarar verecek davranışlar sergilersiniz.
Özetle, ben Hanefi Avcı'nın yerinde olmak istemezdim ve bu dediğimin hapiste olmakla hiç alakası yok. Hapse düşsem sonuçta bunu Türkiye'de doğmanın acı bir oyunu olarak görebilirdim, ama iki seven kadının arasında kalmayı artık kaldıramam herhalde.
BİR KADININ AYAKLARINA TAPMAK
Hafta sonunda bir iş için Floransa'da olacağım. Yıllar önce ilk gördüğümde âşık olduğum, kalbimde kalıcı yer edinen bu bölgeye tekrar gitmek beni çok heyecanlandırıyor doğrusu.
Ayrıca bir anlamda ayaklarına âşık olduğum kadını tekrar görme imkânı da olabilir diye çok fazla heyecanlanıyorum.
Bu fetişistik aşkımı yıllar önce sadece bir bakışım tetiklemişti. Uffizi Müzesi'ndeydim. Tiziano'nun resimlerinin bulunduğu bölüme girince duvardaki tabloda yatmakta olan kadını gördüm. Ayakları çıplaktı, canlı gibiydiler, tablodan çıkıp yürümeye başlayacak veya bana uzatılacaktı sanki. Kendimi tutmasam tabloya elimi sürecektim, ayağın sıcaklığını, yumuşaklığını hissedeceğime emindim. O kadar canlı ve gerçekçiydi ki. Ve birdenbire büyük ressam olmanın ne anlama geldiğini anlayıverdim. Aylar sürecek dersler bile bu kadar iyi anlatamazdı bana büyük ressam olmanın ne anlama geldiğini. O ayağı öyle çizebilen insan büyük ressamdı, başka söze ne gerek var.
Denilir ki resimlerde ressamın en zorlandığı insan anatomisi bölümü eller ve ayaklardır. Güzel el ve ayak çizmek ressamı en zorlayan bölümdür. Tiziano ise öyle çiziyor ki ayağı, âşık olmamak mümkün değil. Eğer gezi arkadaşlarımı ikna edebilirsem Uffizi'ye bir kez daha gidip görmeliyim onu.
İDEAL MÜSLÜMAN'IN 114 KODU
Öteki Gündem'de bu hafta yine çok ilginç bir konuda konuştuk. Konuğumuz Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı Ali Akyüz'dü. Profesör Ali Akyüz, Kuran'ı inceleyerek Hazreti Muhammed'in 114 kodu olduğunu yazmış.
Kod lafına bakıp Ali Akyüz'ün de şifre çözücü filan olduğunu sanmayın. Bu çalışmasında Allah'ın, Hazreti Muhammed'le direkt konuştuğu bölümleri inceleyip direkt "Yap" ya da "Yapma" dediği bölümleri tespit etmiş ve sonunda Kuran'ın nasıl bir peygamber tanımladığını ortaya çıkarmış. Buradan da ideal Müslüman olmak için gereken 114 koda ulaşmış.
Özel hayat, kamusal alan ile ilgili tartışmalar sürerken direkt asıl kaynağa inen çok ilginç bir çalışmaydı bu ve Öteki Gündem programımızda da konuyu bütün yönleriyle açmaya çalıştık.
Öteki Gündem'de normal olarak fazla ilgilenmediğimiz konuları özellikle seçip onlar hakkında da bilgilenme süreçlerini başlatıyoruz. Dinin, cahillere bırakılmayacak kadar önemli bir konu olduğuna inandığımdan, ben özellikle bu bilgilenme sürecine özel önem veriyorum.
Soruları tamamen önyargısız soruyoruz, cevapları da öyle dinliyoruz. Sorularımızda hatalarda yapıyoruzdur ama bunların kusuruna bakmayın. Kötü niyet yok, sadece öğrenme sürecinde yapılan iyi niyetli yanlışlardır onlar. Sonuçta gelen ilgiyle de gördüğümüz üzere herkes beğenerek ve saygı duyarak izliyor programımızı. Bu da beni, Pelin'i ve Ebru Yücel'i müthiş keyiflendiriyor.
İTALYAN MUCİZESİ
Yağlı, soslu yemekler yedikleri halde Fransızların neden fazla şişmanlamadıklarına Fransız mucizesi adını takanlar, aslında İtalyan mucizesini açıklamaya
çalışsalar çok daha iyi olurdu.
İtalyanlar hem uzun sürede çok fazla yemek yiyor hem de yanında güzelce şarap içiyorlar. "Bu kadar fazla yemeğin insanı olağanüstü şişmanlatması gerekir" diye düşünüyorsunuz, üstelik yemekler hamur işi ağırlıklı ama şişmanlamıyorlar işte.
Bunun yemekten özel keyifalmakla, her yemeği keyifalınması gereken bir şölene çevirmekle ve yerken hayatın mutluluğunu tatmakla alakalı olduğunu düşünüyorum. Yani aç oldukları için tıkınmıyorlar, fazla aç olmasalar da o ritüeli mutlaka yapmış olmak için yiyorlar. Gayet tabii ki kalori saymayı filan da takmıyorlar sonuçta. Stressiz olduklarından da bence şişmanlamıyorlar. İşte bu da bir İtalyan mucizesi bence. Türk mucizesinde rakı ritüelinin mezeleri de şişmanlatmaz insanı. Meyhaneleri hayatımızdan çıkardığımız için ileride pişman olabiliriz, benden söylemesi.